<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572</id><updated>2011-12-03T23:10:31.299+02:00</updated><category term='namaz'/><category term='sabah'/><title type='text'>manevihane</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>192</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-485116140657980224</id><published>2010-11-19T23:19:00.002+02:00</published><updated>2010-11-19T23:19:48.102+02:00</updated><title type='text'>Gıybet nedir, bilir misiniz?</title><content type='html'>Gıybet ile alakalı yazdığım gayrimüslimin gıybeti olur mu seri yazılarda hadislere yeterince yer veremedim. Çünkü konu su-i zan, tecessüs ve gıybet ile alakalı ayette yer alan "birbiriniz" ve "kardeş" kavramlarına mana vermek ve onların çerçevelerini belirlemek etrafında şekillenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıda hiçbir şerh, açıklama ve yoruma girmeden Efendimiz'in (sas) gıybet ile alakalı hadislerinden bir demet sunmaya çalışacağım. Böylece mezkur yazılarda ifadeye çalıştığımız ve usuldeki terminolojisi ile belirtecek olursak tahsisin değil amm'ın esas olduğunu bir de hadislerden görmüş olacağız. Hadisler bu perspektiften okunursa, mezkur yazı serisinde belirtmeye çalıştığımız muhteva ile bütünlük sağlanmış olur diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz bir gün ashabına, "Gıybet nedir, bilir misiniz?" diye sorar. Sahabi "Allah ve Peygamberi daha iyi bilir" cevabını verince, Nebiler Serveri "Kardeşini, hoşlanmayacağı bir şeyle anmandır." buyurur. Sahabi; "Ya söylediğim kardeşimde varsa?" deyince, "Eğer söylediğin onda varsa, gıybet etmiş olursun. Şayet söylediğin onda yoksa, o takdirde ona iftira atmış olursun." cevabını alır. (Müslim, Birr, 70)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Her kim dilini ve avret mahallini kötülükten korumaya bana söz verirse, ben de onun cennete girmesine kefil olurum." (Buhari, Rikak, 33)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Aişe bir gün Efendimiz'e Hz. Safiyye'nin boyunun kısa oluşunu dile getirir. Bu sözden hiç hoşlanmayan Allah Rasulü (sas),&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-Aişe! Öyle bir söz söyledin ki eğer o söz denizin suyu ile karışsa herhalde onun tadını ve kokusunu bozardı." diyerek eşini uyarır. Yine Hz. Aişe bir gün Efendimiz'e ismini bilmediğimiz bir kişinin boyunu-posunu ve davranışlarını taklit eder. Bunun karşılığında Efendimiz, "Karşılığında bana dünyayı verseler bile insanı hoşlanmayacağı bir şey ile taklit ve tasvir etmeyi kesinlikle sevmem." buyurur. (Ebu Davud, Edep, 40)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tersten bir yaklaşımla gıybete muhalefet edenin mükâfatını ifade eden bir hadis: "Bir kimse kardeşinin ırz ve şerefini çekiştirene karşı onu savunursa, Allah kıyamet günü o kimseyi cehennemden uzaklaştırır." (Tirmizi, Birr, 20)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muaz b. Cebel bir gün Efendimiz'e kendisini cennete koyacak ve cehennemden uzaklaştıracak amelleri söylemesini ister. Efendimiz, özetle "Allah'a şirk koşmamak, O'na ibadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak, haccetmek, sadaka vermek, Allah yolunda malıyla canıyla mücadele etmek." der ve bunların her birerlerinin izahını yapar. Ardından "Bu dediklerimden hepsinin yerini tutan nedir, söyleyeyim mi?" diye sorar. "Evet" cevabını müteakip eliyle dilini tutup, "İşte buna sahip çık!" der. Hz. Muaz'ın taaccüp içinde "Biz söylediğimiz sözlerden hesap mı vereceğiz." sorusunu da şöyle cevaplar: "Ey annesinin kuzusu! İnsanları cehenneme yüzüstü düşüren dilleriyle kazandıklarından başkası mıdır zannediyorsun?" (Tirmizi, İman, 8)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Su-i zandan çekininiz; çünkü zan, sözlerin en yalanıdır. Birbirinizin eksiğini-gediğini görmeye ve işitmeye çalışmayın, hususi hayatlarını araştırmayın. Satın almayacağınız bir malın fiyatını, müşteri kızıştırmak için artırmayın. Birbirinize haset etmeyin, düşmanlık yapmayın, arkanızı çevirip küsmeyin. Ey Allah'ın kulları, kardeş olun, kardeş!" (Buhari, Edep, 57)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerimi Alvar İmamı ve onun aktaracağım sözlerine Hocaefendi'nin yaptığı açıklama ile bağlayacağım. Der ki merhum Alvar İmamı: "İncitme bir canı; yıkarsın arş-ı Rahmanı." Hocaefendi de der ki: "Allah ile irtibat ve o irtibatın seviyesine göre arş-ı Rahman her insanda tecelli etmektedir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Rabbimiz! Bizi unutarak ve hata ederek yaptığımız amellerden dolayı muaheze etme." (2/286)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Tüm okuyucularımızın Kurban Bayramı'nı kutlar, bayramın hayırlara vesile olmasını Rabbi Rahim'in rahmetinden niyaz ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet KURUCAN - Zaman Gazetesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-485116140657980224?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/485116140657980224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/11/gybet-nedir-bilir-misiniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/485116140657980224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/485116140657980224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/11/gybet-nedir-bilir-misiniz.html' title='Gıybet nedir, bilir misiniz?'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-5613469413235191213</id><published>2010-05-14T10:09:00.001+03:00</published><updated>2010-05-14T10:09:41.481+03:00</updated><title type='text'>İdeal aile hayatının sırrı</title><content type='html'>Arzulanan aile hayatı odur ki, hanımla bey ortak düşüncede ve anlayışta olsunlar, verecekleri kararlarını birlikte istişare ile versinler, 'evet'lerini, 'hayır'larını ortaklaşa tespit etsinler. Biri ütekini zorlamasın, baskıya maruz bırakmasın, ezip üzmesin.. İdeal aile hayatı budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki, idealler her zaman gerçekleşmemektedir. Ya bey, ya da hanım tarafında farklı mizaü, kültür ve arzular bazen ağır basıyor, bu defa birinin ısrarlı isteğine ütekinin sabırla evet demesi mecburiyeti doğuyor. Böylece ailede anlayışlı bir sabır kahramanına ihtiyaç ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gibi mecburiyetlerden dolayı deniyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabırsız aile hayatı olmaz. Sabır olmazsa karşılıklı hiddet, şiddet kürüklenip havayı gerginleştirme söz konusu olur. Bu da aile hayatını zorlaştırır, gergin ve dargın bir ortamın oluşmasına sebep olur. Bu sebeple, sabır her yerde güzeldir ama aile hayatında daha güzeldir. Üünkü aile hayatındaki sabır, ailenin tüm fertlerini korumaya yünelik bir sabırdır. Aileyi korumaya yünelik sabır, sahibini, cennetin en yüksek makamlarına layık hale getirebilir. Nitekim ailede sabreden hanım ise cennet hanımlarının ablası makamına yükselebileceği gibi, sabreden bey ise cennet genülerinin ağabeyi makamına çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazali Hazretleri, Mükaşefe'sinde aile içindeki sabrın böylesine yüksek mükafatını şüyle ifade etmektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi hanım beyinin uyumsuzluğuna sabrederse, Allah o hanıma, Firavun'ın zulmüne sabreden Asiye validemize verdiği gibi sevap verebilir. Hangi bey de hanımının uyumsuzluğuna sabrederse Allah o beye de, Eyyub Peygamberin sabrına verdiği gibi sevap verebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, İslam kültüründe aile hayatında sabır böylesine kutsaldır. Hem de bu sabrın iüi (Batı'daki gibi) boşaltılmış değil, tam aksine cennet üdülleriyle doldurulmuş sabırdır. İmanlı bir ailede iüi sevap dolu sabır, zorlanmadan kolayca göze alınabilir. Üünkü göze alınabilecek kadar büyük ve eşsiz mükafatı vardır bu sabrın. Zaten sabrın bu mutlu sonucu, ahiretten önce daha dünyada iken de hissedilir aile içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazali Hazretleri ailedeki sabrın neden bu kadar ünemli olduğunu anlatırken şu mühim noktaya da dikkat üekerek der ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahu Azimüşşan, içinde İslami hayat yaşanacak yuvanın dağılmasına razı değildir. Mutlu şekilde devamını istemektedir. O yüzden devamını sağlayacak sabırlı beylere Eyyub Peygamber sabrı sevabını, sabırlı hanımlara da Asiye validemizin sabrı sevabını vaat etmektedir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile iüi sabrın tartışılmaz ünemini böylece tespit ettikten sonra, gelelim sabra zorlayanla, sabredenin Allah yanındaki farklarına. Biri hep baskı yapıyor sabra zorluyor; diğeri de hep baskıyı sinesine çekip sabretmeyi tercih ediyor. Sonunda ikisi de bir olur mu Allah yanında? Bakın sabra zorlayanla sabredenin Allah yanındaki durumuna:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailede sabra zorlayan zalim, sabreden de mazlum sıfatını alır! Allah adalet sahibi olduğundan zalimle mazlumu eşit tutmaz. Zalimin karşısında mazlumun da yanında olur. Onun için sabra zorlayan iyi düşünmelidir. Üünkü eninde sonunda İlahi adaleti karşısında bulup zorlamasının hesabını verecektir. Sabreden de hiç mahzun olmamalıdır. Üünkü o da eninde sonunda sabrının sevabını alıp sevincini yaşayacaktır. Sonuü böyle olunca düşünmek gerekecek. Zorlamanın hesabı mı, sabrın sevabı mı bizi beklemeli? Ne dersiniz? Kalbinizdeki müftü ne diyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet ŞAHİN - Zaman&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-5613469413235191213?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/5613469413235191213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/05/ideal-aile-hayatnn-srr.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5613469413235191213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5613469413235191213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/05/ideal-aile-hayatnn-srr.html' title='İdeal aile hayatının sırrı'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-628352943675752534</id><published>2010-05-12T10:07:00.005+03:00</published><updated>2010-05-12T10:16:14.193+03:00</updated><title type='text'>Hangi sözler gıybettir?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.moralhaber.net/i/haber/295x200/76756.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 295px; height: 200px;" src="http://www.moralhaber.net/i/haber/295x200/76756.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gıybet, hayatımızın her tarafını kuşatmış öyle bir illet ki, üzerine her gün yazılar yazılsa, konferanslar tertip edilse değer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sebeple, iyi bir Müslüman, gıybet illetinden korunmak için onun kötülüğünü, kendisine neler kaybettirdiğini sürekli hatırlamalı ve bunu hatırlatacak kitapları, yazıları okuyup sohbetleri dinlemeli. Işık Yayınları arasında çıkan, Faruk Çetin Bey'in kaleme aldığı "Dilini Tutan Kurtuldu" isimli kitap da hakikaten gıybete karşı bizi uyaran, yüreklerimizi ürperten bir muhtevaya sahip. Herkesin mutlaka okuması gereken, okuyunca insanı gıybetle savaşmaya yemin ettiren etkili bir çalışma olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce "dil"in zaman zaman nasıl bir nimet bazen de nasıl bir nikmet olduğu anlatılıyor. Halk arasında çok kullanılan bir tabirle "Dil, adamı vezir de yapar rezil de." İnsan kalb ve dilden ibarettir. Dile sahip olmak ideal bir mü'minin en önemli vasıflarından biridir. Kılıç yarası iyileşir ama dil yarası iyileşmez. Yıllar önce söylenmiş ve sizi incitmiş bir söz, sahibini gördüğünüz aynı anda kulağınızda çınlamaya başlar. İşte dil, bu hususiyetiyle insan için ya bir cehennem zakkumu ya da cennet anahtarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra gıybetin tarifi yapılıyor. Gıybetin ne olduğu ve ne olmadığı anlatılıyor. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabına "Bilir misiniz gıybet nedir?" diye sorunca sahabiler; "Allah ve Resûlü elbette daha iyi bilir." dediler. Efendimiz "Gıybet, kardeşini hoşlanmayacağı bir şekilde anmaktır." izahını yapınca sahabe "Peki ya söylediğimiz şey kardeşimizde varsa?" diye sordu. Nebiler Serveri bu soruya şu karşılığı verdi: "Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet etmiş olursun. Şayet söylediğin şey onda yoksa o zaman iftira etmişsin demektir." (Müslim, Birr, 70)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gıybet çeşit çeşittir. Bir insanın fizikî kusurunu "filanca keldir, şaşıdır..." gibi ifadelerle anmak da gıybettir. Muallâ validemiz Hz. Âişe, Efendimiz'e bir gün Safiyye annemizin boyunun kısalığından bahsedince Allah Resûlü onu ikaz etmiş ve şöyle demişti: "Ya Âişe, öyle bir laf ettin ki o söz denize karışsa suyunu bulandırır." (Ebû Davud, Edeb 35; Tirmizî, Kıyâmet 51; İbn Hanbel, Müsned, 6/189)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların karakter yapıları üzerine konuşmak da gıybetin çeşitlerindendir. Bir kimse hakkında "huysuz bir adamdır, cimridir, gıcıktır, korkaktır..." gibi ifadeler kullanmak gıybettir. Kişilerin dini hayatları adına konuşmak da gıybete girer. "Bu adam orucunu düzgün tutmaz, namazı verip veriştirir, ibadete karşı tembeldir..." şeklinde değerlendirmeler gıybet günahına girmemize sebeptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında insanları değerlendirirken haklarında kullandığımız ve duyduklarında hoşlanmayacakları her türlü ifade gıybettir. "Çok yemek yer, çok konuşur, paspal giyinir, üstüne başına dikkat etmez, asık suratlıdır..." gibi tanımlamalar bu kategoriye girer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarının taklidini yaparak insanları eğlendirmek de en çirkin gıybet çeşitlerindendir. Annelerimizden biri, Efendimiz'in huzurunda bir insanın taklidini yapınca Nebîler Serveri (Sallallahu aleyhi ve sellem), bundan çok rahatsız olmuş ve şöyle demişti: "Bana şu kadar dünyalık verilse bile başkasının kusurunu söz ve fiille nakletmem, onun taklidini yapmam." (Ebû Davud, Edeb 35; Tirmizî, Kıyamet 51)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli olarak başkalarının tavırlarını, hareketlerini, konuşmalarını, fizikî kusurlarını, tiklerini taklit etmek, rencide edici karikatürlerle insanları küçük düşürmek İslam ahlakıyla ahlaklanmamış olmanın bir tezahürüdür. Kaş göz işaretleriyle insanların arkalarından hareket çekmek, onları küçümseyici imalarda bulunmak da Kur'an'ın tasvip etmediği tavırlardır. Hümeze Sûresi'nde "Vay haline insanları kaş göz hareketiyle küçük düşürüp onlarla eğlenenlerin!" (Hümeze, 104/1) ifadesiyle yapılan işin çirkinliği vurgulanır ve böylelerinin yerinin "Hutame" denen cehennem çukuru olduğu bildirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gıybet bahsi bir yazıya sığacak gibi görünmüyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süleyman SARGIN - Zaman&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-628352943675752534?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/628352943675752534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/05/hangi-sozler-gybettir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/628352943675752534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/628352943675752534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/05/hangi-sozler-gybettir.html' title='Hangi sözler gıybettir?'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-2747325091330197782</id><published>2010-02-16T02:16:00.003+02:00</published><updated>2010-02-16T02:20:51.055+02:00</updated><title type='text'>İsmet Paşa nasıl kahraman yapıldı?</title><content type='html'>"Hayatında hiçbir savaşı kazanamamış olan İsmet İnönü tarih kitaplarımızda yere göğe sığdırılamazken, girdiği bütün savaşları kazanmış olan Kâzım Karabekir nedense birkaç satırla geçiştirilir."&lt;br /&gt;Geçenlerde Ülke TV'de beraber program yaptığımız sevgili Turgay Güler'in bir sorusuna bu cevabı verince 'Vay, sen Paşamızın İnönü savaşlarındaki dehasını nasıl olur da inkâr edersin?' diyenler olmuştu. Ne de olsa İsmet Paşa bu ülkenin şerbetlilerindendir, Nimet Arzık'ın harika tespitiyle söylersek 'Son Padişah'tır' değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim 1917'de 3. Kolordu Komutanı olarak Filistin cephemizin yarılıp çökmesine sebep olan Birüsseba bozgunundaki hataları bir yana, Eskişehir-Kütahya muharebelerindeki beceriksizliğine ne demeli? Merak etmeyin, bu dosyaları zamanı geldiğinde açacağız. Ancak konumuzu fazla dağıtmadan, Atatürk'ün kendisine soyadı olarak verdiği İnönü savaşlarını kazanan kişinin gerçekte İsmet Paşa mı yoksa başkası mı olduğunu biraz sorgulayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkatimi çeken bir nokta, bizim hangi metne, ne kadar güvenebileceğimiz konusundaki kuşkularımı derinleştirdi. Aynı yazarın iki ayrı zamanda yazdıkları arasında bu kadar zıtlık bulunması çok ilginçti. Kimden mi söz ediyorum? Eski Türk Tarih Kurumu Başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu'ndan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bıyıklıoğlu asker kökenli bir yazar. Atatürk döneminde bir süre Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği yapmış. Dolayısıyla sözüne güvenilmesi gerekir diyorsunuz; ama hangi sözüne? Mesele burada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Resimli Tarih Mecmuası"nın Mayıs 1954 tarihli 53. sayısını açıp Bıyıklıoğlu'nun "Atatürk ve İnönü muharebeleri" başlıklı yazısını okuyorsunuz. Yazıda İnönü 'zaferleri' İsmet İnönü'ye mal ediliyor büyük ölçüde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Bıyıklıoğlu'nun bir de "Harp Notları" vardır ki, bunları sadece yakınlarıyla paylaşmıştır ve orada tam tersini yazmış, İnönü zaferlerinin İsmet Paşa ile hiç ilgisinin bulunmadığını, diğer adsız kahramanlar olmasaydı kaybedileceğini söylemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nasıl bir sansürdür ya Rabbi! Övdüğün adamın ne mal olduğunu aslında biliyorsun ama yazmıyorsun, sonra notlarında onun ne mel'un biri olduğunu kaydediyorsun. Zaten bunun için tarihimiz ayağa kalkamıyor ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakup Kadri Karaosmanoğlu, "Politikada 45 Yıl" adlı hatıralarında başından geçen eğlenceli bir olayı aktarır. II. İnönü Savaşı sırasında güney cephesi komutanı olan Refet Bele ile konuşan Yakup Kadri, Paşa'dan bir yazısında İsmet Bey'i 'millî kahraman' ilan ettiği için zılgıtı yer. Şairane bulmuştur yazısını. Bunun üzerine yazarımız, iyi ama der, o zaman Atatürk'ün İsmet Paşa'ya çektiği o ünlü telgraf da mı şiirdir? Asıl telgrafa kahkahalarla gülen Refet Paşa, "Ona ne şüphe!" der, "Bahsettiğiniz telgrafı yazanın da sizin edebiyat arkadaşlarınızdan biri olduğunu bilmiyor musunuz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://medya.zaman.com.tr/2010/02/14/armagan01.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 440px; height: 314px;" src="http://medya.zaman.com.tr/2010/02/14/armagan01.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevfik Bıyıklıoğlu (solda), savaş sırasında İsmet Paşa'yla birlikte (Hayat Tarih Mecmuası, 3, Nisan 1969&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyiden iyiye meraklanmıştır "Yaban" yazarı. Bir Nisan şakası gibidir cevap. (Telgrafın çekiliş tarihi de 1 Nisan 1921'dir!) Meğer İnönü'ye, içinde "Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz" övgüleri geçen telgraf aslında Mustafa Kemal Paşa tarafından değil, onun isteğiyle Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından yazılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem, der Refet Paşa, o telgrafta bir adres yanlışlığı da vardır. Aslında İsmet Paşa'ya değil, İnönü zaferinin gerçek kahramanı olan Miralay Fethi'ye çekilmeliydi. Zira Yunanlılar karşısında hezimete uğrayan kuvvetlerimiz, Fethi Bey'in aldığı inisiyatif ve gösterdiği gayret sayesinde savaşı kazanmışlardır (Paşa sonra bu gerçek kahramanın Yarbay Atıf olduğunu söyleyecektir).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TBMM tutanaklarını okuduğunuzda Meclistekilerin İnönü zaferini Fevzi Çakmak'ın kazandığından söz ettiklerini görüp şaşırırsınız. Nitekim İsmet Paşa da bir telgrafında 'yüksek stratejisiyle savaşı kazandıran' kişinin Fevzi Çakmak olduğunu açık seçik yazar. Bolu milletvekili Yusuf İzzet de zaferi Fevzi Paşa hazretlerine borçlu olduklarını açıkça söyler. Gariptir, tutanaklarda İsmet Paşa'nın ismi hiç geçmez. Herkes Fevzi Paşa'yı kutlar; hatta Paşa bu zaferinden dolayı terfi bile etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmet Paşa'nın askerî hataları o kadar göze batar olmuştur ki, Eskişehir-Kütahya muharebelerini kaybettiği için Temmuz 1921'de Genelkurmay Başkanlığı elinden alınmış ve Garp Cephesi Komutanlığı kalmıştır üzerinde. Yenilgileriyle şöhret bulmuş ve Meclis'te aleyhine kalın bir cephe oluşmuştu. Muhalefetin yoğun tepkisi yüzünden ilk Başbakanlığı çok kısa sürdü. Şeyh Said isyanı üzerine Fethi Okyar'ın yerine yeniden Başbakanlık koltuğuna oturdu. Böylece cephelerde gösteremediği zafer kazanma becerisini entrikalarda gösterdi. Bu 'zafersiz kahraman' unvanı ölümüne kadar sürüp gidecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TTK Başkanı Bıyıklıoğlu'nun özel notlarına dönecek olursak, İnönü hakkındaki sözleri yenir yutulur cinsten değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona göre İnönü'ye Atatürk'ün kontrolünde dura dura bir aşağılık kompleksi gelmişti. "İsmet Paşa'nın başlıca vasfı, yakın arkadaşlarına karşı nankörlüğü ve vefasızlığıdır." Birinci İnönü zaferinin gerçek kahramanı Yarbay Atıf Bey'e bu sebeple takdir vereceğine, zaferden hemen sonra apar topar emekliye sevk ettirmiştir. Refet Paşa'yı Güney Cephesi komutanlığından aldırmasının altında da aynı kıskançlık yatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, İsmet Paşa'nın, sivrilen insana tahammülü yoktur. Cumhurbaşkanlığı döneminde Atatürk'ü hafızalardan silmek istemesi de bununla alakalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelkurmay Başkanlığı görevinden resmen alınmasına yol açan Eskişehir-Kütahya yenilgisini bile tarih kitaplarında bir başarı gibi okutan adamdan ne hayır gelir? Tarih Kurumu eski başkanı ne kadar haklı: "İsmet Paşa'nın bu muharebelerdeki kötü yönetimi, en ünlü komutanı bile Divan-ı Harp huzurunda mahkûm edecek kadar ağırdır. Bundan sonra ne Sakarya'da, ne de Büyük Taarruz'da kendi başına bırakılmamış"tı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevfik Bıyıklıoğlu'nun ağzının içinde dolandırdığını ben azad edeyim bari:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu vahim hataları bir başkası yapsa çoktan ipi boylardı ama aynı hataları yapan İsmet Paşa millî kahraman ilan edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeter mi, anlatmaya devam edeyim mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa ARMAĞAN - Zaman&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-2747325091330197782?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/2747325091330197782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/02/ismet-pasa-nasl-kahraman-yapld.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2747325091330197782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2747325091330197782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/02/ismet-pasa-nasl-kahraman-yapld.html' title='İsmet Paşa nasıl kahraman yapıldı?'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-5366621565375898441</id><published>2010-02-07T17:36:00.004+02:00</published><updated>2010-02-07T17:40:12.390+02:00</updated><title type='text'>Sözleri Türkiye'yi ayağa kaldırdı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/S27e1ytSWKI/AAAAAAAAAH0/44E1Q1eZgE8/s1600-h/h%C4%B1yar.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 123px; height: 100px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/S27e1ytSWKI/AAAAAAAAAH0/44E1Q1eZgE8/s400/h%C4%B1yar.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435526816008919202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;MHP'li Osman Durmuş'un Başbakan'ın eşi ve İslam Peygamberi hakkında müstehzi konuşması Türkiye'yi ayağa kaldırdı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;MHP Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş'un “Siz paygamber olarak anılan bir Başbakan'ın eşini GATA'ya nasıl almazsınız”  şeklindeki alaycı sözlerine çığ gibi tepki yağdı. Durmuş'un tahrik içeren konuşmasını ‘provokasyon' olarak niteleyen STK temsilcileri bir milletvekilinin söylediği bu sözlerin Müslümanlar için ne anlama geldiğini bilmesi gerektiğini söyledi. Star Gazetesi'nin fikirlerine başvurduğu kesimlerden gelen tepkiler şöyle: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YUSUF BAŞER (Yozgat Barosu Başkanı): Osman Durmuş milleti tahrik ediyor. Doğru bulunmadığı gibi birilerine mesaj veriyor galiba. Yalçınkaya'ya (Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya) mesaj iletiyor gibi. Laikliği ihlal ediyor, şeriat devleti isityor gibi... Kapatma davası için mesaj göndermiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÜLEYMAN KÖSTEKLİ (Kırıkkale Esnaf ve Sanatkarlar Odalar Birliği Başkanı): Yaşananları iktidara da muhalefete de yakıştıramadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HÜSNÜ SERTESER (Afyon Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı): Osman Durmuş'un ülsubu hoş değil; sonuçta peygamberimiz. Böyle bir benzetme yapılabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HÜSEYİN KORKUT (ÖNDER Başkanı): Sığ ve basit ve lüzumsuz... Tahrik edici ve çok siyaseti ve muhalefeti basitleştiren bir söylemdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜFİT GÖÇEN (Kırşehir Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı): Eski Bakanımızın Başbakan'a bu tabirle hitap etmesi yakışıksız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NECMİ ÖNCÜL (Nevşehir Baro Başkanı): Osman Bey'in üslubu doğru değildi. Dini değerlerin bu şekilde kullanılması yanlış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜNAL YILMAZ (Sivas Barosu Başkanı): Tasvip edilecek davranışlar değil bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞAH İSMAİL BEDİRHANOĞLU (Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı): Kınıyoruz. Doğru değil. Meclis'te peygamber benzetmesi toplumu germede rol üstlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALİCAN EBEDİNOĞLU (Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı): Bakanlık yapmış bir şahsiyetin böyle bir cümle kullanması ve özellikle Başbakan'ın eşi ile ilgili sözleri yakışmadı. Bu tür cümleleri sarf etmesi bilinçli ve toplumu germeye yöneliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı): Peygamber benzetmesi şık değildir. Bunun bir an önce telafi edilmesi gerekir. Durmuş ölçüyü kaçırdı. Kimsenin kimseye peygamber yakıştırması yapmaya ne cesareti ne de hakkı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEHMET AYDOĞAN (İzmir Sivil Toplum Örgütleri Platformu Genel Başkanı): Çok yakışıksız bir o kadar da talihsiz buluyorum. Biraz inançlı bir insan bu imada bulunmaz, bulunamaz. Milleti gerecek açıklamalardan kaçınmalı. Kınıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BURHANETTİN KANSIZOĞLU (İzmir İmam Hatipliler ve Mezunlar Derneği Başkanı): Etik değil. Çok çirkin bir ifadedir. Müslüman olan bir insanı bu kelimeyi kullanmaz. Böyle bir söz itikadı olarak da söylenemez. Peygamber olarak addetme Müslümanlara hakarettir. Müslüman birisinin söylemesi ise daha da vahimdir. Bu sözün ne anlama geleceğini bilmemek dinimiz adına da milletimiz adına da ayıptır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;internethaber.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-5366621565375898441?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/5366621565375898441/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/02/sozleri-turkiyeyi-ayaga-kaldrd.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5366621565375898441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5366621565375898441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/02/sozleri-turkiyeyi-ayaga-kaldrd.html' title='Sözleri Türkiye&apos;yi ayağa kaldırdı'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/S27e1ytSWKI/AAAAAAAAAH0/44E1Q1eZgE8/s72-c/h%C4%B1yar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-4656088778935674346</id><published>2010-02-01T22:48:00.002+02:00</published><updated>2010-02-01T22:50:16.129+02:00</updated><title type='text'>Bu da mı yalan Paşa!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://habervaktim.com/gommefoto/curut.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 440px; height: 772px;" src="http://habervaktim.com/gommefoto/curut.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Vakit gazetesi, Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ'un; “Allah Allah diyen bir ordu bunu yapar mı?” şeklindeki savunmasını çürüten bir belge yayınladı. Belgede Hava Kuvvetleri eski Komutanı Org. İbrahim Fırtına'nın; “Hastane ve sosyal tesislere, evlatlarını ziyarete gelen siviller, başörtülerini açsalar bile nizamiyeden içeri alınmayacaklar” şeklinde emir verdiği ortaya çıktı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, ısrarla darbe planlarındaki korkunç senaryoları ve cuntacıların camilere yönelik saldırı planlarını “Allah Allah diyen ordu Cami bombalar mı” diye reddederken, bir bir ortaya çıkan belge ve görüntüler, adeta Başbuğ'u yalanlar nitelikte... Vakit'in ele geçirdiği belgeye göre, Hava Kuvvetleri eski Komutanı Emekli Org. İbrahim Fırtına, görevdeyken dindar insanları rencide edici akla ziyan talimatlar vermiş.&lt;br /&gt;İbrahim Fırtına imzasıyla hazırlanan “Yıkıcı-Bölücü Faaliyetlere Karşı Koyma” Planında yer alan emirlere göre başörtülü vatandaşlar, askerî hastanelere ve askerî tesislere sokulmayacak, yakını örtülü olan personel derhal istihbarat birimlerine bildirilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FIRTINA'YA GÖRE SAKAL VE TESETTÜR ÇAĞDIŞI&lt;br /&gt;Orgeneral İbrahim Fırtına'nın sözde Yıkıcı-Bölücü Faaliyetlere Karşı Koyma adı altında hazırladığı kişiye özel ve gizli ibareli belgede; dinî sembol, başörtüsü ve sakal çağdışı olarak belirtilerek, birinci derecede mücadele edilmesi gereken unsurlar olarak yer alıyor. Bu unsurları taşıyan askerî personelin hiçbir askerî kuruma alınmaması için gerekenlerin ivedî bir şekilde yapılmasını isteyen Fırtına, şu talimatları hazırlamış; “Anayasal düzene karşı siyasi veya dini bir akımın sembolü haline gelmiş çağdışı bir kılık, kıyafet (Başörtüsü ve Manto) ve sakala sahip kişilerin T.S.K'ne ait birlik karargah, kurum, sosyal tesis ve lojman gibi yerlere sokulmaması yolundaki uygulamalar ile diğer emir ve yönergelerde belirtilmiştir. Askeri Konutlardan istifade eden personel ve aileleriyle, ziyaret maksadıyla gelen sivil personelden giyim tarzı çağdaş olmayan, inkılap kanunlarına aykırı, siyasi veya dini bir akım veya ideolojiyi belirleyen kılık ve kıyafette olanlar ile tutum ve davranışları ile Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı davrandığı ve irticai görüşleri benimsediği, bu gibi faaliyetlerde bulunduğu tespit edilenler konutlar bölgesine alınmayacaktır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MERHAMET EDİLMEYECEK&lt;br /&gt;Başörtüsü tahammülsüzlüğünde sınır tanımadığı anlaşılan Fırtına, başörtülü asker yakınlarına olan hazımsızlığını, verdiği emirlerde adeta kusuyor. Tespit edilen başörtülü asker yakınlarının daha sonra başlarını açsalar bile onlara merhamet edilmeyeceğini emreden Fırtına, verdiği emirlerde, “Askerî tesis nizamiyelerine (Askeri Lojman, Askeri Gazino, Askeri Hastane, Orduevi, Özel Eğitim Merkezi gibi askerî sosyal tesislerde) çağdaş olamayan kılık kıyafet (Başörtüsü ve Manto) ile ziyaret amacıyla geldikleri tespit edilen kişiler, kıyafetlerini uygun hale getirseler bile nizamiyelerden içeri alınmayacaktır” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAŞÖRTÜLÜ ASKER YAKINI, KESİNLİKLE ASKERÎ HASTANEYE GİREMEZ&lt;br /&gt;Başörtülü asker yakınlarının özellikle askerî hastanelerden yararlandırılmaması için titiz davranılmasını isteyen Fırtına, “Çağdaş olmayan kılık kıyafet (Başörtüsü ve Manto) giyinen personel aileleri kesinlikle askerî hastanelerden faydalandırılmayacaktır. Bu tür personelin kimlikleri tespit edilerek bilgi ve belgeler oluşturulduktan sonra, İstihbarat Başkanlığı'na yazı ile bildirilecektir” şeklinde emir vermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ASKERÎ LOJMANDA OTURMAYAN PERSONEL MERCEK ALTINA ALINMIŞ&lt;br /&gt;Başörtüsü ile sakalı çağdışı olarak algılayıp mücadele için akıl almaz emirler yağdıran Fırtına'nın çalışmaları bununla da bitmiyor. Askerî lojmanlarda kalmayan personelin dahi tek tek araştırılmasını isteyen Fırtına, çocukları İmam Hatip Liselerine veya dindar insanlara ait okul veya dershaneye giden askerî personelin de derhal tespit edilmesinin ve bunların raporlar halinde askerî istihbarat birimlerine ulaştırılarak gerekli soruşturmanın başlatılmasını istiyor. İşte din düşmanlarını aratmayacak o diğer emirler şöyle: “Lojman puanı lojmana girmeye yeterli olup da lojmana giremeyen personelin, lojmanlardan yararlanmama nedenleri araştırılacak, bu personelden yıkıcı-bölücü faaliyetlere karıştığı tespit edilenler hakkında gerekli işlemler yapılacaktır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İMAM HATİP LİSELERİ, DERSHANE VE YURTLAR DA MERCEK ALTINDA&lt;br /&gt;Talimatın devamında şu ilginç satırlar yer alıyor: “Kontrol altında bulundurulan personel haricinde; personelden ailesi çağdaş olmayan kılık kıyafet giyinen, çocuklarını İmam Hatip liseleri ile irticai nitelikte faaliyet yürüten okul, dershane ve yurtlara gönderenlerin tespiti halinde, konuya ciddiyetle yaklaşılarak ‘Adamsendeci' bir yapı içerisinde ‘Benden bulmasın da kimden bulursa bulsun' mantığı ile hareket etmeyecek, gerekli bilgi, belgeler oluşturularak işlem yapılması sağlanacak.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemal GÜMÜŞ - Vakit Gazetesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-4656088778935674346?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/4656088778935674346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/02/bu-da-m-yalan-pasa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4656088778935674346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4656088778935674346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/02/bu-da-m-yalan-pasa.html' title='Bu da mı yalan Paşa!'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-6739646592657393548</id><published>2010-01-31T23:51:00.001+02:00</published><updated>2010-01-31T23:51:40.631+02:00</updated><title type='text'>Maaş yetmez bereket şart!</title><content type='html'>Elimizdeki nimetlerle, yaşlılarımızın çocukluk yıllarına ait hatıraları karşılaştırıldığında elli yıl önceki zenginin şimdiki fakire, şimdiki fakirin de elli yıl önceki zengine hemen hemen tekabül ettiği görülecektir. Fakirlik ve geçim sıkıntısı gibi kelimelerin ne anlatmak istediği doğrusu anlaşılabilmiş değildir. Sofralarımızdakiler, bizden öncekilerin adını duymadığı gıda türlerinden oluşuyor. Ekmeğimiz bile onların ekmeğine göre pasta ayarındadır. Bir önceki neslin doyasıya yiyemediği gıdalar bizim sofralarımızda çocukların dudak büktüğü yiyecekler arasındadır. Yiyeceklerin fazlası çöplüklere atılabilmektedir. Geçim sıkıntısına rağmen ekmeğin tazesi ve bayatı olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, gerçekten; bir geçim sıkıntısının olmadığını iddia edemeyiz. Açlıktan ölen yoksa da yiyemeden yatan çoktur. Buna rağmen tüketimdeki çılgınlık düzeyine yükselen aşırılık, gerekli gereksiz ayrımı yapmayan harcama anlayışı şaşırtmaktadır. Aile reislerinin kullanamadığı teknoloji ürünlerinin çocukların elinde oyuncak olarak bulunması, kimsenin nedenini açıklayamadığı, sonucunu kestiremediği bir hastalık haline gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yanda geçim zorluğu bir yanda da bu gerçekler!&lt;br /&gt;Söylenebilecek çok söz yoktur. Gerçekler ortadadır: Varlık içinde darlık çekiyoruz. Her şey arttı. Paramız arttı, gıda türlerimiz, giyecek çeşitlerimiz, barınma imkânlarımız büyüdü.  Çok şeyimiz var. İnsanlar da çoğaldı. İhtiyaçlar ve imkânlar aynı anda kabardı.  Ama bizde bir darlık ve doyumsuzluk inkâr edilemez şekilde vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık eksiğimizin adının bereket olduğunu idrak etmemiz gerekiyor. Malımız, evimiz, her şeyimiz var. Yok olan sadece berekettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da vahimi, bereketin kaybolmasıyla imkânların çoğalmasında açık bir paralellik çıplak gözle görülebilecek kadar açıktan seyretmektedir. Her gün yeni bir imkân gelişirken, berekete ihtiyacımız o imkân kadar azalmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bereketin nasıl kaybolduğunu vakit üzerinden izleyebiliriz. Vakti de en pratik şekilde insanî ilişkilerimizde mesela sılayı rahimde nasıl kaybettiğimizi görmemiz mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bereket, vakit için de şarttır&lt;br /&gt;İnsanoğlunun ulaşım açısından en şanslı dönemi yaşanmaktadır. Önceki kuşakların tasavvur edemeyeceği kadar büyük ve kolay ulaşım imkânları çıkmıştır. Neredeyse göz açıp kapatacak kadar bir zamanda ulaşım ve erişim imkânı doğmuştur. Hele iletişimin nerelere ulaştığını zikretmeye bile hacet yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmkânların bu kadar yoğun ve kolay ulaşılır olmasına rağmen bugün gelinen noktada neden insanlar birbirleriyle hatta en yakın akrabalarıyla bağlarını canlı tutamazlar? Nedene verilecek ortak cevap 'vakit kıtlığı'ndan başka bir şey değildir. Hâlbuki herkesin vakti cebinde dolaşmaktadır. Atlayıp varacağımız kadar yakınlaştıran araçlara sahibiz. Ama vakit yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında vakit de vardır. Ama vaktimizin bereketi kalmamıştır. Vakit bize bile yetmez oldu. Yiyip içmek için kazanmaktan yemeye vakit bulamayan birinin, çocuklarının hayatı için emek veren birinin o emeğinden dolayı çocuklarına vakit ayıramayanın söyleyebileceği ne vardır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da berekettir&lt;br /&gt;İnsanın başına bir sıkıntı gelmeden, hastalanmadan, düşman edinmeden, derde bulaşmadan yaşaması da bir berekettir. Bu da hayatın bereketidir. Kula muhtaç olmadan yaşanan bir gün, insanın kendisi gibi kullara minnet altında yaşadığı kırk günden evladır. Nesil devam ettiren hayırlı bir evlat, nesil harab eden kırk evlattan yeğdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bereketli bir kulun malından çocuklarına kadar her şeyinde hayır vardır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir bereket?&lt;br /&gt;Bereket, Allah'tan destekle yol almaktır. Eğer kul, Allah'tan destek görürse vaktinin, işinin, yemeğinin, çocuklarının, eşinin her şeyin bereketini görür. Ona az vakit çok iş yapmak için yeter. Genç yaşında fetihler sahibi olabilir. Az yemekle doyar. Az uykuyla dinçleşir. Bereket ne elle tutulur, ne gözle görülür bir şeydir. Okumakla, yazmakla da gelmez. O eşyanın ve hayatın içindedir. Allah Teâlâ onu hak edene verir. Verdiği kulu da hızlı yürür, masrafsız yürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bereketli bir kulun malından çocuklarına kadar her şeyinde hayır vardır. Özellikle onun çevresi pek kalabalıktır. Sever ve sevilir. Yokluğu çabuk hissedilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bereket ciddi manada göz tokluğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bereket her zaman çokluk değildir. Bereket azın içinde bile bulunur. Çünkü bereket özdür. Öz ise her zaman çok olmaz. Onun için bereketi çokluk değil tokluk olarak algılamak lazımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bereketi şu ölçülerle arayabiliriz&lt;br /&gt;- Zaman bize yetiyor mu, onu ne kadar verimli kullanıyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İbadetimizi eda ederken, işimizi, eşimizi ve insanlığımızı aksatıyor muyuz? Veya bunlardan ötürü ibadeti aksatıyor muyuz? Çünkü bereket, ihtiyaçlara karşı yeterli olmaktır. Yeterli olmak da birini diğerine ezdirmemektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Helalle yetiniyor muyuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İnsanların elindekinde gözümüz var mı? Kendimizi her hâlükârda şükre mecbur hissedebiliyor muyuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Soframızla, giyeceğimizle ve çevremizle iktifa edebiliyor muyuz? Bitmeyen bir arayış içinde miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dua silahtır&lt;br /&gt;Dua etmek ve dua almak, bereketin en önemli sebeplerindendir.  Mazlumların, miskinlerin duası, ebeveynin duası bereket deryası olarak bilinmelidir. Kulun kendisi için yaptığı dua da ziyadesiyle önemlidir. Bu anlamda dua en güçlü yatırım kaynağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın berekettir&lt;br /&gt;Eşinin tebessüm membaı, ibadet hamisi, çok çocuk doğuran, doğurduğunu terbiye eden, müsrif olmayan, mütesettire kadın bereketin ta kendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haramda bereket olmaz&lt;br /&gt;Haram ne kadar bolluk getirirse getirsin, o bereket değildir. Haramla gelen bolluk olabilir; asla bereket değildir. Çünkü bereket, ahiret sorumluluğu getirmez beraberinde. Aksine bir dünya huzuru ve ahiret teminatı getirir. Haramın bolluğu ise sadece bir tuzaktır. Onun için faizin bulaştığı rızıkla gelen meskenler, işler, dolu dolu ambarlar sonrası sıkıntılı bolluk türündendir. Asla berekete benzemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takva, bereketin kaynağıdır&lt;br /&gt;Allah korkusunu esas alarak yaşamak bereketin en önemli kaynağıdır. Şüpheler ve sakıncalar çoğaldıkça bereket azalır. Bereket azaldıkça da huzur ve ahenk gider. Kul, susadıkça tuzlu su içen bir zavallıya döner. Bunalır, bunaldıkça yeni bir şüpheye bulaşır. Tek çare haramlardan kesinlikle arınmış bir sofraya oturmak, haramın bulaşmadığı bir evde oturmak, haram şüphesi olmayan bir işten kazanç elde etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takva, Allah'a yakın olmak, O'nun murakabesi altında olmanın şuuru ile yaşamak ise takvanın en önemli göstergesi sırasıyla:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Haramlardan arınmak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Farzları eda etmek,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Nafilelerde gayretli olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu üç şey kulu takva seviyesine yükseleceği yola sokar. Bu üç şeyin çerçevelediği çizginin içinde özellikle ahir zaman fitnesi olan faiz, alkol, kumar ve zinadan uzak kalmayı, namaz, hac ve zekâtı titizlikle eda etmeyi kaydetmemiz gerekmektedir. Nafile olarak da, ilim meclislerine müdavim olmayı, Kur'an tilavetine yoğunluk vermeyi örnekleyebiliriz. Bilhassa zekâtın ve sadakanın mala kazandırdığı bereket tarifin üzerindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sılayı rahim&lt;br /&gt;Özellikle hadisi şeriflerde, rızkın bollaşmasını isteyene sılayı rahim tavsiye edilmektedir. Allah rızası için ve edebine uygun bir sılayı rahim bereketin ta kendisidir. Hem uzun yaşamanın hem maldan bereket görmenin kaynağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maaş bunun için yetmez&lt;br /&gt;Maaşın yetmediğini herkes görüyor zaten. Eksik olanı arıyorduk. O eksik ise berekettir. Bereketin kayboluş nedeni de herkesin bileceği kadar açık seçiktir. Paraya çok güvenmek, iyi bir maaşı her şey sanmak zaten bir bereketsizliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nureddin YILDIZ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-6739646592657393548?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/6739646592657393548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/01/maas-yetmez-bereket-sart.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6739646592657393548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6739646592657393548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/01/maas-yetmez-bereket-sart.html' title='Maaş yetmez bereket şart!'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-849017161675926294</id><published>2010-01-27T22:59:00.000+02:00</published><updated>2010-01-27T23:00:17.996+02:00</updated><title type='text'>Savaşta Allah Allah barışta yallah yallah...</title><content type='html'>Paşa'nın "gereğini yapma" konusunda sıkıntıları var galiba! Bence "gereğini yaparsa" kendisini de sıkıntıdan kurtarır, ordusunu da... Bu arada İlker Paşa'nın bir kötü alışkanlığı var.  Ekrana çıkıp konuşmaya başladığı zaman ne yazık ki konuşmasının içinde mutlaka bir "tehdit" cümlesi oluyor.  Askerliğine mi vermeli yoksa karakteri mi öyle bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünkü konuşmasında da "Bizim de sabrımızın bir sınırı var" demek suretiyle yine bastı tehdidi ortaya karışık şekilde... Sonra gözlerini kıstı, yüzü gerildi ve sesinin tonunu yükseltip "Balyoz darbesi" iddialarında geçen "camileri bombalama" planları ile ilgili olarak, "Hücumda Allah Allah diye bağıran bir Mehmetçik'in ordusunun cami bombalama planları yapmasını nasıl düşünebilirsiniz" dedi.  Konuşmasının "bam teli" de işte tam da burasıydı. İşte bizde onu soruyoruz ya paşam! Kahraman Türk Ordusu nasıl oldu da içindeki cuntaların rahatlıkla ve hiç kimseden çekinmeden, halkın seçtiği hükümeti devirme planları yaparken, ortamı germek ve sonunda müdahale edebilmek için camileri bile bombalama planları yapabilir hale geldi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşta hücuma kalkarken, ölüme giderken Allah Allah diye bağıran kahramanlarını... Barışta namaz kıldığı için, eşinin başı kapalı olduğu için ya da buna benzer sebeplerle sorgusuz sualsiz, mahkemesiz ordu ile ilişiğinin kesildiği... Yerel kıyafetleri ile çocuklarının yemin törenlerini izlemek için gelen anaların içeriye alınmayıp tel örgüler arkasından bakmak zorunda bırakıldığı... Gazilerin babalarının sırf sakallı oldukları için askeri hastanelere sokulmadığı... Savaşta öyle, barışta böyle... Savaşta Allah Allah, barışta yallah yallah!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nuh GÖNÜLTAŞ - Bugün&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-849017161675926294?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/849017161675926294/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/01/savasta-allah-allah-barsta-yallah.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/849017161675926294'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/849017161675926294'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/01/savasta-allah-allah-barsta-yallah.html' title='Savaşta Allah Allah barışta yallah yallah...'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-3583088470573864238</id><published>2010-01-27T22:51:00.004+02:00</published><updated>2010-01-27T22:53:13.679+02:00</updated><title type='text'>İlker Başbuğ'a Allah Allah cevabı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.internethaber.com/images/news/89910.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 230px; height: 175px;" src="http://www.internethaber.com/images/news/89910.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;İlker Başbuğ'un, 'Allah Allah diyen ordu camiyi nasıl bombalar' sözüne, ordudan atılan iki subaydan cevap geldi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un, “Askerlere, ‘Allah Allah' diye hücum emri veriyoruz” diyerek, Balyoz Darbe Planı'ndaki cami bombalama eylem planı haberlerine sert çıkması, Yüksek Askeri Şura kararlarıyla ordudan atılan askerlerin tepkisine neden oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakit'e konuşan YAŞ mağdurları, “Biz Allah dediğimiz için ordudan atıldık. İlker paşa kimi kandırıyor” dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“BENZER PLANLARI BİZZAT GÖRDÜM”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAŞ mağduru emekli Binbaşı Mustafa Hacımustafaoğulları, “Balyoz darbe planının doğru olduğuna yüzde yüz inanıyorum, çünkü benzer planların konuşulduğu toplantılara bizzat katıldım, gördüm” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silahlı Kuvvetler'de görevdeyken benzer bir toplantıya Eskişehir'de katıldığını kaydeden Hacımustafaoğulları, “1989'da Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde bir seminerde benzer bir toplantıya şahit oldum. Bu tür toplantılar genellikle gizli istihbarat toplantılarıdır. Burada öyle sapkın görüşler gündeme gelir ki şaşarsınız. Aklı başında bir insan bu toplantılarda yapılan konuşmaları duysa, toplantının askeriyede değil de Bakırköy Ruh Hastalıkları Hastanesi'nde yapıldığını sanır. Bunların gözünde sivil iktidarlar, yok edilmesi gereken işgal gücü, kendileri ise tek vatansever. Atabeyler çetesi, Sauna çetesi gibi tüm çeteler de yaptıklarına çetecilik demez, kendilerini vatansever sayarlar. Ancak yaptıkları PKK'nınkinden farksızdır. Bu zihniyetten her şey beklenir” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“REFERANSLARI ADD, ÇYDD OLUNCA”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TSK içinde bu tür korkunç planlar yapanların olmasının şaşırtıcı olmaması gerektiğini ifade eden Hacımustafaoğulları, “TSK'ya ADD, ÇYDD gibi derneklerin referans olduğu insanlar alınıyor. Ailede bir başörtülü olması, TSK'ya alınmamak için en büyük neden sayılıyor. Bu yetmiyor, askeri okullarda adeta bir beyin yıkama süreci yaşanıyor. Bu süreçte bizim gibi kalıba sokulamayanlar da YAŞ kararlarıyla temizleniyor. Böyle bir kurumdan bu tür korkunç planlar çıkmasından daha doğal ne olabilir? Bizim ‘Allah' demekten başka ne suçumuz vardı? Sayın Başbuğ samimi ise yapması gereken savunmaya geçmek değil, bu tür illegal oluşumlarla ilgili işlem başlatmasıdır. Yoksa hatim de indirse inandırıcı olmayacaktır” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AY: “NAMAZ KILIYORUM DİYE ATILDIM”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Şubat sürecinde binbaşılık rütbesindeyken YAŞ kararıyla TSK'dan ihraç edilen Yavuz Ay da, kendisinin ihraç gerekçesinin, eşinin başörtülü olması, kendisinin de namaz kılıyor, içki içmiyor olması olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Biz de ordumuzun İlker paşanın dediği gibi olmasını isteriz, ancak gerçekler pek öyle değil. Üstelik bu sadece 28 Şubat'tan beri olan bir durum değil. 1977'de TSK'ya girdiğimden beri gördüğüm durum bu. İnsanlar, bırakın ‘Allah' demeyi, çocuklarına Sümeyye, Şeyma gibi isimler koydular diye sorgulandı, bu yüzden yargıya kapalı YAŞ kararıyla ordudan atıldı. İlker paşayı sözlerinde samimi ise YAŞ kararıyla atılanlardan özür dilemeye ve yapılan hataların telafi edilmesine davet ediyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;internethaber.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-3583088470573864238?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/3583088470573864238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/01/ilker-basbuga-allah-allah-cevab.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3583088470573864238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3583088470573864238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/01/ilker-basbuga-allah-allah-cevab.html' title='İlker Başbuğ&apos;a Allah Allah cevabı'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-5099388047167934532</id><published>2010-01-21T23:02:00.001+02:00</published><updated>2010-01-21T23:02:50.527+02:00</updated><title type='text'>İstanbul Kültür Şehri midir?</title><content type='html'>İstanbul 2010 yılı dünya kültür merkezi etkinlikleri geçen gece muhteşem bir açılışla başlamış... Evde oturuyordum, geceleyin havaî fişekler atıldı, maytablar yakıldı, çatırtılar, gürültüler, patırtılar duyuldu. Kültür başlamışmış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhteşem kelimesine doğrusu çok güldüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fişekle, maytabla, şarkıyla, türküyle, resepsiyonla kültür olmaz, mültür olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'da en az 15 milyonluk dünya çapında ciddî ve değerli bir kütüphane olmadıkça kültür olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları şehrin nüfusu 10 küsur milyondur diyor, hayır 20 milyonu geçmiştir ve bu yirmi milyon nüfus atalarının Türkçe mezar taşlarını okuyamayacak derecede cahil bırakılmıştır. Böyle kültür olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı, batarken bile nefis mimarlık eserleri yapmıştır. En sonuncusu Sultanahmet Cezaevidir.Sirkecideki Posta ve Telgraf Nezareti (Büyük Postahane), Cağaloğlu'nda Düyun-i Umumiye Nezareti (İstanbul Erkek Lisesi), Sultanahmet'teki Defter-i Hakanî Nezareti (Tapu ve Kadastro Müdürlüğü), Ziraat ve Meadin Nezareti (Marmara Üniversitesi Rektörlüğü), Şehremi'nindeki Darü'l-Muallimat-ı Aliyye, Sirkeci'deki Vakıf Hanları, Galata'da Osmanlı Bankası, Taksim'deki Topçu Kışlası (Yıktılar!..) gibi binalar, üslubunu beğenmeseniz de birer mimarlık şaheseridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son elli-altmış yıl içinde onlara benzer bina yapılabildi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydarpaşa vapur iskele binasına bakınız. Çinili Köşk'ten ilham alınarak inşa edilmiş küçük bir şaheserdir. Cephesindeki çini üzerine sülüsle yazılı Osmanlıca nefis "Haydarpaşa" yazıları 1928'de hoyratça kazınmış, yok edilmiş, daha sonra yine Osmanlıca fakat çirkin mi çirkin bir yazı konulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizans ve Osmanlı zamanında İstanbul gerçekten bir kültür şehriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1929'da bu şehirde beş adet Fransızca günlük gazete yayınlandığını biliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski İstanbul'u kültür şehri yapan büyük şairler, büyük edipler, büyük sanatkarlar nerede?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahya Kemal'in yeri doldurulabildi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necip Fazılsız İstanbul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdülhak Şinasi Hisar'sız İstanbul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbnülemin'siz İstanbul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Rahmi'siz İstanbul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Mithad Efendi'siz İstanbul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmed Cevdet Paşa'sız İstanbul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'un bundan altmış yetmiş sene önce beş ciltlik "Türkiye Maarif Tarihi" kitabının yazarı Mektupçu (Vali yardımcısı) Osman Nuri Ergin'i vardı. Şimdi var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuat Şemsi bey nerede?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstad Mahir İz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihat Sami Banarlı, Orhan Şaik Gökyay, İsmail Hami Danişmend, Ali Fuad Başgil, Nurettin Topçu... Onlar nerelere gittiler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaköy'de Yeraltı Camii imamı meşhur Hafız üsküdarlı Ali Efendi... Sultanahmet Camii imamı Gönenli Mehmed Efendi... Beyazıt Camii imamı Hendekli Abdurrahman Gürses Efendi... Yine Sultanahmet'te imamlık ve hatiplik yapan meşhur Saadettin Kaynak... Vaiz Alasonyalı Cemal Efendi... Vaiz ve Nâsıh Beykozlu (Medineli) Osman Efendi... Üsküdar'da imamlık yapan hezarfen Necmeddin Okyay...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Abdülhakim Arvasî... Şey Ali Haydar Efendi... Şeyh-i şehid Erbilli Es'ad Efendi... Şeyh Mehmed Zahid Efendi... Şeyh Adanalı Sami Efendi... Şeyh Muzaffer Efendi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meşhur Hafız Sâmi Efendi... Zamanının Bilal-i Habeşîsi Aksaray Pertevniyal Valide Sultan Camii Başmüezzini Cemal Efendi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'u kültür merkezi yapan beyefendiler, hocaefendiler, hocalar, üstadlar, ayaklı kütüphaneler, edib-i lebibler, muharrir-i şehîrler, şairler, tarihçiler, sanatkârlar hangi atlara bindiler, hangi esrarlı alemlere gittiler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süheyl Ünver'siz bir İstanbul kültür şehri olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatsız kültür olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O eski nefis İstanbul (Kandilli) yazmaları artık yapılmıyor. İstanbul'da artık el yapımı kağıt üretilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göksu'daki çömlek atölyelerinin, biri dışında hepsi kapandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Redingotlu, İstanbulinli, kolalı yakalı beyler yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakup Kadri'ye "Çarşafa ve Peçeye Dair" başlıklı o güzel yazıyı yazdıran eski hanımlar nerede?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Türk evleri yok... Eski bahçeler yok edildi... Eski rüzgarlar esmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir eski Osmanlı mezar taşlarına bakınız, bir de yeni kabir kitabelerine. Aradaki kültür ve kültürsüzlük farkını anlarsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçekapı'da Arpacılar Camii Aralığında İstanbul dondurması satan Arnavut gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaköy taraflarında bundan yüz küsur sene önce bir börekçi varmış. Nefis börekler yaparmış. Bir gün müşteriler kepenkleri kapalı görmüşler, üzerinde şu yafta varmış: "Velinimet müşterilerimizin ağzına layık tereyağı bulamadığımız için birkaç gün kapalıyız..." Sahiden o börekçi şimdi nerede?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şehrin kültür merkezi olması için halkın bol bol efendim, teşekkür ederim, estağfirullah demesi gerekir. Saat kaç efendim?.. Saat beşe çeyrek var efendim... Nasılsınız efendim? Teşekkür ederim hamdolsun iyiyim, siz nasılsınız, efendim... Efendimin yerini aha oha yuhanın aldığı bir şehre siz kültür merkezi mi diyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tramvaylarda, otobüslerde, banliyö trenlerinde, vapurlarda gençlerin oturduğu, yaşlıların ayakta seyahat ettiği bir şehir kültürlü müdür?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nüfusu yirmi milyonu aşmış, kitap tirajları bir iki bin civarında... Aman ne kültür ne kültür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski kültür şehri İstanbul'dan bir manzara: Üsküdar'ın bir semtinde oturan Doktor Sibgatullah bey fakir bir hastaya çağrılır. Koşar gider, muayene eder, reçetesini yazar, dörde büker, hastanın yastığının altına koyar... Ev sahipleri "Doktor bey borcumuz ne kadar." diye sorar. Bu sefer borcunuz yok der gider. Reçeteyi açıp bakarlar, içinden ilaç parası çıkar... (Merhum Profesör Ahmet Yüksel Özemre'nin "Hasretini Çektiğim Üsküdar" adlı kitabında yazılıdır.) Bana bugün bir tane Dr.Sibgatullah bulabilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski kültür şehri İstanbul'da sadaka taşları varmış. Yol kenarında içi oyuk bir taş. Parası olan yanından geçerken bir miktar para atıyor içine. İhtiyacı olan fakir, yanından geçerken elini sokup bir miktar (hepsini değil!) para alıp gidiyor. Var mı böyle bir taş 2010 kültür merkezinde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yitirdiğimiz yerine yenilerini koyamadığımız hangi kültür değerini sayayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şehir gökdelenlerle, asfalt yollarla, beton binalarla, apartmanlarla, alış veriş merkezleriyle, lüks otomobillerle, sefahat ve eğlence merkezleriyle, fuhuşla, mafyayla, kokuşmayla, rantla, lüks hayatla medenî olmaz, kültür merkezi olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özenti başkadır, kültür başka...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke kültür olsaydı da alkışlasaydım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Şevket EYGİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-5099388047167934532?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/5099388047167934532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/01/istanbul-kultur-sehri-midir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5099388047167934532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5099388047167934532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/01/istanbul-kultur-sehri-midir.html' title='İstanbul Kültür Şehri midir?'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-4414377688799272788</id><published>2010-01-21T22:46:00.001+02:00</published><updated>2010-01-21T22:46:36.680+02:00</updated><title type='text'>Gösteriş müptelası olmak</title><content type='html'>Cami namaz içindir. Mushaf da okunmak içindir. Başörtüsünün de tesettür için olduğu bellidir. Cami, mushaf ve örtü insanların birbirlerine karşı kullandıkları gösteriş yatırımına dönüşürse ne olur? Mushaf, okunmaktan ziyade sanatkârların sanat icra etmek için yarıştıkları tabloya dönüşürse ne olur? Tesettür, açılmaya denk teşhir maksadına alet edilirse ne olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ve benzeri soruların cevabı olacak bir mesaj sahabeden Ebudderda radıyallahu anhın lisanından bize ulaşmaktadır: 'Mescitlerinizi süslediğiniz, mushaflarınızı ziynetlendirdiğiniz zaman helak olmuşunuzdur.' [Camiussağir,658; İbni Ebi Şeybe,30742]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabuk özden değerli mi?&lt;br /&gt;Kabuğun özden daha değerli olmasından söz ediyoruz. Caminin duvarlarının namazdaki huşudan, cemaate devamdan daha önemli olmasından söz ediyoruz. Mushafın bir sanat eseri olarak ele alınmasının, onu sabah akşam okumaktan daha değerli görülmesinden söz ediyoruz. Kabuk, kapladığı şeyden daha değerli olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan insanların camilerin yapısıyla birbirlerine karşı övünüyor olmaları hadislerde kıyamet alametlerinden biri olarak zikredilmektedir. [Ebu Davud, Salat, 12-449] Beton yığını ve namaz! İkisi bir arada anılırken beton, namazdan daha ağır basıyor. İşte kıyamet kopartacak hata veya erime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin mescidi ne idi, nelere beşik oldu? Bir medeniyet o mescitte inşa edildi. Üstü yağmura karşı açıktı. Etrafı rüzgâra karşı açıktı. Ama mescit, bütünüyle yüreklere de açıktı. Oraya bir kere gelen ölü bile olsa diriliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an ilk indiği zamanlarda nasıldı. Kâğıda bile yazılabilmiş değildi. Kemik parçalarına, kiremitlere, ağaç parçalarına yazılmıştı. Kimsenin elinde bir arada, masaya konabilir bir mushaf bile yoktu. Ama Kur'an, hayat membaı idi. Yaşam kılavuzu idi. Kur'an tam anlamıyla Kur'an'dı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günlerde İslam etkileyen durumundaydı. Üzerlerinde elbiseleri bile bulunmayan sahabiler medeniyet merkezlerine elçi olarak gönderiliyordu. Gönüllere sirayet edebiliyorlardı. Dil de bilmiyorlardı ama Roma sarayında, Kisra'nın sarayında meramlarını anlattılar. Etkilenmediler etkilediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakirler ve zavallılar bereket kaynağı idi. Müslümanların arasında birinci sınıf, ikinci sınıf olmak yoktu. Takvası üstün olan daha üstündü. Çünkü Allah şeklere ve mala bakmıyor, kalplere ve amellere bakıyordu. [Müslim, Birr,10- 2564] Karunlaşmanın Müslümanlar arasında rekabete dönüşebileceğini tahmin etmek bile mümkün değildi o zamanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlıklar halinde gösteri listesi&lt;br /&gt;Cenazeler bile gösteri nedeni oldu. Ölen mü'mine rahmet temennisinden çok, cenazeye katılmadı demesinler için toplananlar, cenazedeki duaları, taziyeleri insanların arzularını tatmin için kullanma bu listedendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğünler, isyana dönüştü. İftarlar, davetler, ziyafetler bile mü'minlerin birbirlerine gösteri yaptıkları alanlara dönüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okullar, eğitim kurumları eğitimin hakkını vermekten çok rakipleri geçmek için kullanılan fırsatlara dönüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok daha garibi, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sevgisi de tören sevgisine dönüştü. Güller, plaketler, slâytlar salâvattan değerli hale geldi. Onu anlatmak için yapılan toplantılarda kadınlı erkekli oturumlar, menhiyattan rahmet ummalar yaygınlık kazandı. Bir gül, bir çiçek onun bir sünnetinden önde durdu. Güller açtı sünnet açmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İhlâs'ın yerini güzel hitabet mi alıyor?"&lt;br /&gt;Fetva verenler, fetvalarında insanları üzmemeyi esas aldılar. Hoş fetvalar, üzmeyen fikirler kitaplaştırıldı. Asaleti korumaya çalışanlar, esasa sadık kalanlar diplomasızlıkla, ehliyetsizlikle itham edildi. İlmin yerine kılık kıyafet aldı. İhlâsın yerini güzel hitabet aldı. Çoğunluk ilke edinildi. Kitlelerin talebi reddedilemez kabul edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Camiler namaz kılınan, evlerden daha çok huşu sağlayan mekânlar olmalıdır. Kıble duvarında göze çarpacak hiçbir şey bulunmamalıdır; saat, kitaplık, takvim, süslemeler... Hiçbir şey. Nefeslerin bile dikkatle alındığı bir yer olmalıdır. İlim, kıraat ve ders merkezi olmalıdır. Anons merkezine dönmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mushaflar, Allah ile konuştuğumuz metinler olarak öne çıkmalıdır. Çiçekli, nakışlı, müzeyyen Mushaflardan okunması halinde daha çok sevap kazanılmayacağına göre aranan, daha kolay ve daha çok okunabileni olmalıdır. Ticari amaçlarla geliştirilmiş farklılıklar Kur'an ehlini aldatmamalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenazeler, ibret noktalarımız olarak kalmalıydı. Bir gün varacağımız yeri düşünmekten, gözyaşı akıtmaktan geri kalmamalıydık. Cenazeler, mezarlıklar iş takibi için kullanılmamalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğünlerimiz de sade kalmalıydı. İlan etme, dosta düşmana nikâhı bildirme olarak kalmalıydı. Bir servet harcanarak icra edilen düğünler Medine düğünü olamaz. Biz, zühdü esas alan dinin müntesipleri olarak mal cümbüşünde huzur ve saadet arayamayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisine fetva sorulan âlim, Allah'ın rızasından başkasını aramamalı, fetvanın boynuna dolanacağını bilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalabalıklara itimadın hüsranla sonuçlanacağını biz, Huneyn'de öğrenmiş olmalıydık. Bir mü'min, tek başına bütün kâinata bedel olmalıdır. Kitlelerin peşinde olmak yerine Allah'ın rızası peşinde olmalıydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nureddin YILDIZ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-4414377688799272788?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/4414377688799272788/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/01/gosteris-muptelas-olmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4414377688799272788'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4414377688799272788'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/01/gosteris-muptelas-olmak.html' title='Gösteriş müptelası olmak'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-698376702729718861</id><published>2010-01-06T07:33:00.003+02:00</published><updated>2010-01-06T07:34:40.110+02:00</updated><title type='text'>Müslüman Mısır İsrail'i aratmadı</title><content type='html'>&lt;iframe name="I1" width="467" height="360" src="http://medya.moralhaber.net/play.php?id=6158" marginwidth="1" marginheight="1" scrolling="no" border="0" frameborder="0"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüman Mısır İsrail'den beter çıktı... Mısırlı polisler amacı Gazzelilere yardım götürmek olan konvoya öyle sert bir müdahalade bulundu ki onlarca kişi yaralandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-698376702729718861?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/698376702729718861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/01/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/698376702729718861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/698376702729718861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2010/01/blog-post.html' title='Müslüman Mısır İsrail&apos;i aratmadı'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-1353374275174162576</id><published>2009-12-13T12:47:00.001+02:00</published><updated>2009-12-13T12:52:49.043+02:00</updated><title type='text'>Ahlak insanın süsüdür...</title><content type='html'>Küçük bir okurumuz " dedem çok ibadet ediyor ama buna rağmen çok kaba bir insan, bana hakaret ediyor, insanları kırıyor..." diyor. Çocuk aslında bir şeylerin farkında...Başını secdeden kaldırmayan ve namazlarını hiç aksatmayan, bu konuda son derece hassas olan dedenin, çevresiyle ilişkilerinde de aynı şekilde iyiliksever ve şefkatli olmasını bekliyor. Çocuk namaz kılan büyüklerinin, mahlukata karşı şefkat beslemelerini ve insanlarla iyi ilişkiler kurmalarını istiyor. Çocuk aslında Allah'ın, insanı namazla sorumlu kıldığını ve aynı zamanda ona iyilerden olmayı emrettiğini biliyor...Namazın iyilik getirdiğini, sorumluluk bilinci verdiğini hissediyor ve dedenin çelişkilerine dikkat çekiyor. Çocuk çok şey istemiyor, çocuk Allah'ın emirlerine dikkati çekiyor ve namaz kıldığınız gibi mahlukata karşı da şefkatli olmalısınız mesajını veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki, insanlarımızın büyük bir çoğunluğu, dini sadece namaz ve oruç gibi islamın asli emirlerinden bir kaçıyla sınırlı sanıyorlar. Evet, namaz dinimizin direği, gözümüzün nuru ve inancımızın en önemli dinamiği... Ancak, insan bir bütün olarak hayatının her aşamasında Allah'a karşı sorumludur. İnsanın bu sorumluluğu onun yaratılmışlara karşı da, şefkatli, adaletli ve iyiliksever olmasını gerekli kılıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslamın insanı bütün yönleriyle ele aldığını ve onu iyilik yapmakla mükellef kıldığını idrak edemeyenler, dinin bazı vecibelerini yerine getirmeye gayret ederken, birbirleriyle ilişkilerinde duyarsız ve kırıcı olmaktan kaçınmıyorlar ve kul hakkı yemekten de uzak kalmıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa, Efendimizin bizlere öğrettiği dinin büyük bir kısmı güzel ahlakla ilgilidir ve buna göre insan yaptığı iyiliklerle hayır hasenatlarla büyür gelişir, kalıcı ve hizmetler bırakır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber bir hadisi şerifinde şöyle der: "Ruhumu kudret altında tutan Allah'a yemin ederim ki, Cennete sadece güzel ahlak sahipleri girecektir" Hayatı ve tavsiyeleriyle Resulullah bizlere iyilik etmeyi öğreterek beşeriyetten insaniyete geçmeyi ve yükselmeyi tavsiye ediyor. Çünkü, iyilik yapmak iki kutuplu bir anahtar gibidir. Bir yanda iyilik eden, diğer yanda da iyilik edilen kişi vardır ve bu yönüyle iyilik dünya kökenli bir kavram değildir aksine kökleri maneviyata dayalıdır. Ve iyiler kendilerini de karşılarındaki kimseleri de iyileştirerek kalıcı tesirler bırakırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nice beden güzellikleri unutulur, nice tabiat harikaları hayallerimizde kaybolur gider... Nice hatıralar küllenir... Beden güzelliği hafızalarımızdan silinir de ahlak güzelliği unutulmaz. Yaşanan eğlenceler, atılan kahkahalar unutulur da, yapılan iyilikler unutulmaz... Kavgalar silinir, sohbetler akıp gider de, içimizi aydınlatan, merhamet duygularımızı uyandıran sözler ruhumuza kazınır... Sıfatı güzel olanı unuturuz, ama ruhu güzel olanı unutamayız... O yüzden iyiliğin formüllerini, Rabbizin buyruklarından, efendimizin tavsiyelerinden öğrenir ve büyük bir şevkle benimseriz....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlana da modern insanın kabuk merakına, ambalaj hevesine karşın şu yedi öğüdünü vererek iyiliğin kriterlerini ifade ediyor ve bizleri iyilerden olmaya çağırıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şefkat ve merhamette güneş gibi ol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşgörülülükte deniz gibi ol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cömert ve yardım etmekte akarsu gibi ol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte vaktini ve bütün maddiyatını fiziksel güzelliğine yatıran ve sadece parasıyla ve sıfatıyla övünen modern insana Mevlanadan tavsiyeler... Dileyen alsın, hayatına katsın dileyen kendi kozasında kendini kandırmaya devam etsin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma Tuncer&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-1353374275174162576?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/1353374275174162576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/12/ahlak-insann-susudur.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/1353374275174162576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/1353374275174162576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/12/ahlak-insann-susudur.html' title='Ahlak insanın süsüdür...'/><author><name>Figen KÜÇÜKTEPE</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15607979862110946702</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_CIS22K5OJKc/SyT8sFYJpdI/AAAAAAAAAAM/tySTRs17PPI/S220/79621792_55776a3f3d.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-3184722951808677189</id><published>2009-12-06T13:31:00.004+02:00</published><updated>2010-01-04T14:02:04.779+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='namaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sabah'/><title type='text'>Şu Sabah Namazı - 2</title><content type='html'>Niyetimiz ciddi olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah namazına kalkma niyetimizde ciddiyet olması, Allah'ın yardımına sebep olur. Niyetimizdeki ciddiyet de o niyete göstereceğimiz destekle ortaya çıkar. Niyet yalın bir düşüncenin adı değildir. Niyet kararlılığın adıdır. Bu nedenle abdestli yatmayı, yatmadan önce hadisi şeriflerde tavsiye buyrulan ezkârı okumayı, yatış şekli olarak gösterilen tarza riayet etmeyi, yatmadan önce sabah namazını eda etmeyi kolaylaştırması için Allah'a dua etmeyi önemsemek durumundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazı, bütün ev halkının meselesi yapın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah namazına kalkma meselesi ev halkının meselesi olmalıdır. Evde bulunanlar bu konuda birbirlerini desteklemelidir. Herkes bir çeşit görev üstlenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizi kaldırabilecek bir saat edinin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygun bir cihaz kullanarak teknolojik imkânlardan yararlanmayı ihmal etmemeliyiz. Namaz hangi saatte kılınacaksa uyarıcı cihaz o saate en yakın vakte ayarlanmalıdır ki, cihaz uyandırmayı sağladığında bir iki dakika daha kestirmek gibi bir tavize neden olmasın. Tek başına uyunmamalıdır. Uykuya engel olacak şekilde aydınlık bir yerde uyunmamalıdır ki, uyanıldığında ışığın yanması ile beraber uyku dağılsın. Akşam yemeği geciktirilmemeli, ağır şeyler yenmemelidir. Uyku saatinden dört saat önce yemekle bağlantı kesilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceyi uykusuz geçirmeyin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teheccüd nedeniyle bile olsa gece uyanık bulunulan süre uzatılmamalıdır. Teheccüd namazının çok mühim bir sünnet olması, sabah namazını kaçırmaya neden olmasını gerektirmez. Yüzlerce teheccüd namazı bir tek sabah namazı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaş ve iş durumuna dikkat edilmesi şartıyla öğlen vaktinde kaylûleden gece uykusu için istifade edilebilir. Böylece bir sünnet de yaşanmış olur. Yatsı ve akşam namazlarından sonra uyunmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her halükarda sabah namazı en mühim ibadetlerden biridir. Bütün asırlarda yaşayan Müslümanlar için bir imtihandır. Ancak bizim zamanımızda bu imtihan ağırlaşmış, şüphesiz ecri de eziyeti de farklı olmuştur.&lt;br /&gt;Aydınlık geceler karanlık gündüzler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüfek icat olunca mertliğin bozulması gibi, elektrik icat olunca tabiliğimiz bozuldu. Geceler aydınlandı, günler uzadı. Gündüzler geceyi yemeye başladı, geceler de gündüzü yedi. Kaybeden biz olduk. Rahat ve dengeli bir uyku uyuyamadığımız için yorgun bedenlerle işe açıldık. Stresli, bitkin insanlar haline geldik. Elektrik bize kazandırdı mı kaybettirdi mi belli olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekte ise elektrik bir nimetti; onu ölçüsüz kullanınca zararını gördük. Gecelerimiz suni bir aydınlık içinde olduğu için doğal olmayan aydınlıklarda vakit geçirir olduk. Gecenin gündüz gibi kullanılması, gündüzün de gece gibi yatakta geçirilmesi sünnete da aykırıdır insan fıtratına da. Sahih hadislerde yatsıdan sonrasının oturma ve eğlenme zamanı olarak kullanılamayacağına dair uyarılar vardır. Bedenlerimizin sıhhati açısından da yatsıdan sonrası uyku haricinde harcanamayacak kadar değerlidir. Buna rağmen en rahat harcanan zaman dilimimiz geceler oldu. Baş ağrılarımıza, stresimize ve bitkin bedenlerimize rağmen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah, Ömer bin Hattab'tan razı olsun. Geç yatılmasına karşı insanları döver ve: 'Yatsıdan sonra bekleyip sabahı da uyuyarak mı geçireceksiniz?' dermiş. (Fethulbarî, 599. hadisin şerhi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geç yatmanın her türlüsü sakıncalı değildir şüphesiz. Bedenin zarar görmediği ve haram noktasına kaymayan işler nedeniyle uykunun geciktirilmesi ile 'boş' işlerden ötürü geciktirilmesi aynı tutulamaz. Bilhassa ilim tahsili, geceyi ihya etme, dini hizmetler nedeniyle geciktirilmiş uykular kazanılmış ecirlerdir. Ancak bunlar için bile sabah namazını geciktirmeye, ihmale sebep olmama şartını unutmamak durumundayız. Uyku nimetini zarara sokmanın yanında bir de Allah'a isyan olan işlerle gecenin batırıldığını düşünmemiz halinde ne denli büyük bir yanlışın içinde bulunduğumuz gayet iyi anlaşılacaktır.&lt;br /&gt;Geceyi neden karartıyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oluşan yeni kültürün gece anlayışımızı yönlendirdiği muhakkaktır. Bize ait, bizim değerlerimizi koruyan ve ihya eden bir hayat tarzı ilke edinilmeli ve uğrunda gayret sarf edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci önemli sorun arkadaş sorunudur. Uyku düzensizliği bulunanların arasında düzenli uykusu olan biri olmak zordur. Böyle bir durum da bizi, çevre seçimine mecbur eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka sorun, insanların 'boş vakit' bulabilmeleridir. Ahiret endişesi taşıyan ve dünyanın halini gören bir mü'min nasıl 'boş vakit' bulabilir? Doğrusu bunu anlamak çok zordur. İnsanların 'boş vakit' bulabilmeleri ve bu vakti uykuya dahi tahsis edememeleri düşündürücüdür. Sabahın erken vaktindeki bereket kaybolduktan sonra günlerin yetersizliğine gerekçe aramanın da anlamı kalmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılan odur ki, biz bu asırda Siyonizm tehlikesi yanında pek çok tehlikeyle iç içe yaşıyoruz. Bunlardan biri de heder ettiğimiz gecelerimiz ve o gecelerin sabahındaki namazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nureddin YILDIZ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-3184722951808677189?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/3184722951808677189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/12/su-sabah-namaz-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3184722951808677189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3184722951808677189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/12/su-sabah-namaz-2.html' title='Şu Sabah Namazı - 2'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-6217445167857397821</id><published>2009-12-06T13:30:00.001+02:00</published><updated>2009-12-06T13:30:40.360+02:00</updated><title type='text'>Şu Sabah Namazı - 1</title><content type='html'>Sabah namazı üzerine tartışma yoktur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'a ve Muhammed aleyhisselamın Allah'ın kulu ve resulü olduğuna iman eden hiç kimsenin sabah namazının önemi hakkında bir itirazı olmamıştır. Sabah namazı üzerinde ilmî veya avamî düzeyde bir tartışma kayıtlara geçmemiştir. Namazın dindeki yerinin küfürle iman arasında durduğuna ne kadar inanılıyorsa, namazlar arasında sabah namazının yerine de o inançla bakıldığı kesindir. Namaz din ise sabah namazı o dinin ta kendisidir. Sabah namazının önemi, iman ve amel açısından bağlayıcılığı mezheplere, ekollere göre hiçbir değişiklik göstermez. A mezhebine göre bir hüküm, B mezhebine göre ise farklı bir hükmün bulunmadığı en baş meselelerden biri sabah namazının önemi, vakti ve cemaatle edasıdır şüphesiz. Buna ümmetin icmaı adını da verebiliriz, bütün Müslüman nesillerin ittifakı da diyebiliriz. Sonuç bellidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an'a bakıldığında verilen işaretler bu yöndedir. Hadisler incelendiğinde ise adeta sabah namazı tek başına çatıyı tutabilen bir direk gibi gösterilmektedir.&lt;br /&gt;Sabah namazı hayatidir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah namazı üzerinde biri umumileşen, biri de git gide yaygınlaşan iki sorun, mü'min kimliğimizin ağır imtihanlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Birinci mesele ki oldukça yaygın hale gelmiştir: Sabah namazı camide cemaatle kılınması gereken bir namazdır. O kadar ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazına devam etmeyenlerin evlerini yakmayı düşündüğünü söylemiştir. Sabah namazının ağırlığı kadar onun camide cemaatle kılınması da başlı başına ağır bir meseledir. Sabah namazının cemaatle eda edilmesi münafıklıktan beri olma teminatı vermektedir. (Ahmed, 9482)  Hatta gecenin yarısını eda etmiş olmak türünden bir lütfu da beraberinde getirir. [Müslim, Mesacid, 46 (1489)]  Buna rağmen sabah namazının cemaatle camilerde eda edilmesi unutulur hale gelmiştir. Ne yazık ki, camilerde namaz kıldırmaları için maaş alan görevlilerin bile ayda birkaç kez sabah namazı kaçırması, gençliğine bağışlanma, yorgun olma gibi şer'î olmayan özürlerle geçiştirilmektedir. Sabah namazı cemaati sanki emekli insanların yapması için tahsis edilmiş gibi durmaktadır. Kesinlikle sabah namazı cami ve cemaat namazıdır.&lt;br /&gt;Sabah namazı, uykuya feda mı ediliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci mesele ise sabah namazının uykuya feda edilmesi tehlikesidir. Camide cemaatle kılmaya göre nispeten daha az yaygın olmasına rağmen, uyku ve sabah namazının birleştiği noktada büyük bir imtihanın her gün önümüze çıktığını söylemeye bile gerek yoktur. Git gide yaygınlaşan ve bize ait olmayan hayat tarzı, gecenin gündüzleştirilmesi, gündüzün geceleştirilmesi tutumu her şeyden önce sabah namazını harcamaya neden olmaktadır.&lt;br /&gt;Namazı olmayan sabahın güneşi anlamsızdır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah namazının hatta cemaatle sabah namazının bu asırda yoğunluğu artan bir imtihan olarak ailece sınandığımız, şehevî arzularımızın önünde sabır ve dirayetimizin yirmi dört saatte bir sınandığı bir imtihandır. Böyle bir imtihanı kazanmamız için önce arızaya neden olan sebepleri tespit etmeli ardından da neler yapılabileceğinin tahlilini samimi bir şekilde yapmalıyız. Herhangi bir Müslüman, Allah rızası için yaptığı işleri bile sabah namazının engeli olarak gösterme hakkına sahip olmayacaktır. İstanbul'u haftalar süren yorucu bir kuşatmadan sonra fethetmiş olmak dahi ertesi gün sabah namazını ertelemeye özür oluşturmaz. Diyebiliriz ki, namazı olmayan bir sabahta güneşin doğması bile anlamsızlaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah namazı meselesi, avamın bütününü kuşatan bir mesele olduğu kadar, namaz ve ibadet konusunda konuşan, yazan ve bir nedenle Müslümanların önünde duranların da meselesidir. Sabah namazının önemine dair bir konferansın sahibi bile o günün sabahında mahallesindeki camide görülmemiş olabilir. Bu görülmeme kadar garip olan da böyle bir durumun ar olarak görülmemesidir.&lt;br /&gt;Görev olan çareler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken uyuyup erken kalkmak gerekir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah namazı ile bitecek bir gecenin sorumsuzca harcanması anlamı taşıyabilecek davranışlardan kaçınılmalıdır. Yatsı namazının vaktinde eda edilmesini esas alarak uygulayacağımız bir takvimde, işlerimizi sağlık, maişet ve dinimize hizmet gibi bölümlerden oluşan birinci grup, eğlence ve kültür gibi ertelenebilirden oluşan ikinci gruba ayırmalıyız. Sonra da bunların arasında bir sabah namazını ertelemeye değebilecek olanı var mıdır diye tekrar bir tasnif yapmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neticede bizim için sabah namazı, o günü feyizli ve bereketli geçirmenin, Allah'ın zimmetinde olarak güne başlamanın teminatıdır. Sabah namazı değil, onun camide cemaatle edasını kendimize hedef haline getirmek durumundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığımız hayatın, bize dayatılan tarzın namazımıza rağmen değil, namazla paralel yürümesi, bizim bir imtihanı kazanmamız veya kaybetmemiz anlamına gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceden sabahı gösteren işaretler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yatsı namazından önce uyumayı, yatsıdan sonra da konuşmayı hoş görmezdi.' (Buhari, Mevvakit, 13, (547)  Başka bir rivayette de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashabına yatsıdan sonra oturmayı menettiği rivayet edilmiştir. (İbni Mace, Salat, 12 (703)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece uykusunun gecikmesi dolayısıyla da sabah namazının kaçırılmasına karşı tedbir öne çıkarılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden âlimler, yatsıdan önce kestirmeyi, namazdan sonra da ilmî ve dini faaliyetler dışında bir nedenle oturmayı kerih görmüşlerdir. (Tühfetülehvezî, 18, hadis şerhi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah namazı ciddiyeti, onun vaktinin girmesinden önce, yatsı namazında başlamaktadır. Bu bir yaşam türüdür. Hayatın beşe bölünüp kullanılması mantığı buna dayandırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nureddin YILDIZ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-6217445167857397821?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/6217445167857397821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/12/su-sabah-namaz-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6217445167857397821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6217445167857397821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/12/su-sabah-namaz-1.html' title='Şu Sabah Namazı - 1'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-7674549820955091230</id><published>2009-12-01T22:54:00.000+02:00</published><updated>2009-12-01T22:55:18.650+02:00</updated><title type='text'>Yalnızca Allah’a tevekkül edin!</title><content type='html'>Resûlullah buyurdu ki: "Ey filanca, yatağına girdiğinde: "Allah'ım kendimi Sana teslim ettim, yüzümü Sana yönelttim, işimi Sana bıraktım, Senden ümit var olarak, azabından korkarak sırtımı Sana dayadım. Senden sığınacak ve korunacak yer yine Sanadır. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere iman ettim, de. Eğer o gece ölürsen iman üzere ölürsün. Eğer sabaha çıkarsan hayra ulaşırsın" [Buhari,  Müslim]&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Bağla ve tevekkül et!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enes (ra) rivayet ediyor: Bir adam Resulullah (sav)'a gelerek: "Hayvanımı bağlayarak mı yoksa serbest bırakarak mı Allah'a tevekkül edeyim?" diye sormuştu. Resulullah o adama: "Bağla ve tevekkül et!" buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"O, ne dilerse o olur"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBU Hureyre (ra) Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Kuvvetli mümin, Allah katında zayıf müminden daha hayırlı ve daha sevimlidir. Bununla beraber her ikisinde de hayır vardır. Sana yararlı olan şeyi elde etmeye çalış. Allah'tan yardım dile ve asla acziyet gösterme. Başına bir şey gelirse "Eğer şöyle yapsaydım, şöyle olurdu!" diye hayıflanıp durma. "Allah'ın takdiri bu, O, ne dilerse yapar" de. Çünkü "eğer (keşke)" kelimesi, şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar." [Müslim]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yalnızca Allah'a güvenenler!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Abbas (ra), Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bana (geçmiş) bütün ümmetler arz olunup gösterildi. Bir peygamber gördüm ki yanında (kendisine iman etmiş ancak) yedi sekiz kişi vardı. Bir (başka) peygamber gördüm onun da yanında bir iki adam vardı. Öyle bir peygamber de gördüm ki beraberinde tek bir kişi dahi yoktu. Derken uzaktan bana büyük bir karaltı gösterildi. Onları benim ümmetim sandım. Bana: "Bu, Musa Peygamber ile kavmidir. Sen ufka bak" denildi. Ufka bakınca büyük bir kalabalık gördüm. Bana: "Şimdi de öteki ufka bak" denildi. Orada da müthiş bir kalabalık vardı. "Bu senin ümmetindir. Onların arasında yetmiş bin kişi var ki hesapsız, azapsız Cennet'e gireceklerdir" denildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Abbas anlatmaya devam ediyor: Resul-ü Ekrem konuşmasından sonra kalktı evine girdi. Bunun üzerine orada bulunan cemaat, hesapsız ve azapsız Cennet'e girecek olan bu kişilerin kim oldukları hakkında konuşmaya başladılar. Bazıları: "Onlar Resûlullah'ın ashabı olsa gerek" dediler. Kimileri de: "Herhalde onlar İslâm devrinde doğmuş, Allah'a şirk koşmamış olanlardır" dediler ve (daha pek çok) ihtimaller ileri sürdüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmaları duyan Resûlullah, hemen onların yanına geldi ve: "Ne hakkında dalmış konuşuyorsunuz?" diye sordu. Onlar da konuştukları meseleyi söylediler. Bunun üzerine Resûlullah: "Onlar büyü yapmayanlar, yaptırmayanlar; bir şeyi uğursuz sayma fiilini yapmayanlar ve yalnızca Allah'a güvenenlerdir" buyurdu. [Buhari, Müslim]&lt;br /&gt;"Allah bana yeter, O ne güzel vekildir"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Abbas (ra) şöyle demiştir: Resûlullah buyurdu ki: "Ya Rab! Yalnız Senin hükmüne teslim oldum, yalnız Sana iman ettim, yalnız Sana tevekkül ettim, yalnız Sana döndüm, yalnız Senin için mücadeleye girdim. Ya Rab! Dalâlete düşmekten izzetine sığınırım, Senden başka ilâh yok. Sen ölümsüz daima diri olansın. Oysa cinler ve insanlar ölümlüdür." [Buhari, Müslim]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Abbas (ra) şöyle demiştir: İbrahim (as) ateşe atıldığı zaman "Hasbunallahu ve ni'mel vekîl" (Allah bize yeter. O ne güzel vekildir) dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhammed (sav) da onu söyledi. Şöyle ki: (Kendisine) "İnsanlar size karşı ordular hazırladılar, o halde onlardan korkun." dedikleri zaman, bu (söz) onların imanını artırdı ve: "Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir" dediler. [Buhari, Müslim]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Abbas (ra)'dan gelen bir diğer rivayete göre şöyle demiştir: İbrahim (as) ateşe atıldığı zaman son sözü "Allah bana yeter. O, ne güzel vekildir" olmuştur.&lt;br /&gt;"Bir şey istediğin zaman yalnız Allah'tan iste"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: "Bir şey istediğin zaman yalnız Allah'tan iste. Yardım dilediğin zaman da Allah'tan dile. Şunu iyi bil ki bütün yaratılmışlar elbirliği ile sana bir menfaat bahşetmek isteseler, Allah'ın sana yazdığından daha fazlasını bağışlayamazlar. Yine yaratılmışların tümü, elbirliği ile sana bir zarar vermek istese, Allah'ın sana takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar." [Tirmizi]&lt;br /&gt;O'na hakkıyla tevekkül etseniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer (ra) demiştir ki: Resûlullah'ın şöyle dediğini işittim: "Eğer siz Allah'a nasıl tevekkül etmek lazımsa öyle tevekkül etseniz; açlıktan karınları çekilmiş olduğu halde sabahleyin yuvalarından çıkan ve akşamları karınları doymuş olarak yuvalarına dönen kuşlara rızık verdiği gibi hiç şüphesiz, Allah size de rızık verirdi." [Tirmizi]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümmü Seleme (ra)'dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) evinden şöyle derdi: "Bismillah. Allah'a tevekkül ettim. Allah'ım! Sapmaktan, saptırılmaktan; kaymaktan, kaydırılmaktan; zulüm yapmaktan, zulme uğramaktan; saygısızlık etmekten, bana karşı saygısızlık edilmesinden sana sığınırım." [Ebu Davud, Tirmizi]&lt;br /&gt;Allah, kendisine tevekkül edeni sakınacaktır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amr Bin As (ra) anlatıyor: Resûlullah buyurdu ki: "Şüphesiz her vadide Âdemoğlunun kalbinden bir parça bulunur (yani kalp her şeye karşı bir ilgi duyar). Öyleyse kimin kalbi bütün parçalara ilgi duyarsa, Allah onun hangi vadide helâk olacağına hiç aldırmaz. Kim de Allah'a tevekkül ederse, kalbinin her şeye (ilgi kurarak dağılmasını önlemek için) Allah ona yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: "Kim insanların en şereflisi olmak isterse Allah'tan korksun. Kim insanların en güçlüsü olmak isterse Allah'a tevekkül etsin. Kim de insanların en zengini olmak isterse, kendi elindekinden çok Allah'ın nezdindekine bel bağlasın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MilliGazete&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-7674549820955091230?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/7674549820955091230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/12/yalnzca-allaha-tevekkul-edin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7674549820955091230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7674549820955091230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/12/yalnzca-allaha-tevekkul-edin.html' title='Yalnızca Allah’a tevekkül edin!'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-5238175108934228120</id><published>2009-11-10T21:59:00.001+02:00</published><updated>2009-11-10T22:01:04.054+02:00</updated><title type='text'>Özal Yaşasaydı...</title><content type='html'>&lt;embed flashvars="file=http://video.beyazpencere.com/Resim/20091107/20091107060342-7680108.f4v&amp;amp;frontcolor=0x000000a&amp;amp;searchbar=false&amp;amp;image=http://video.beyazpencere.com/Resim/20091107/20091107060342-7680108.jpg&amp;amp;overstretch=true&amp;amp;autostart=false" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="390" height="293" src="http://www.beyazpencere.com/Resim/player.swf"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-5238175108934228120?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/5238175108934228120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/11/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5238175108934228120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5238175108934228120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/11/blog-post.html' title='Özal Yaşasaydı...'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-1065325447180281799</id><published>2009-11-04T23:03:00.000+02:00</published><updated>2009-11-04T23:04:26.013+02:00</updated><title type='text'>Gözü de gören bir göz var!</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"Mü'min erkeklere gözlerini harama bakmaktan sakındırmalarını ve mahrem yerlerini korumalarını söyle. Bu onlar için en güvenceli arınma yoludur. Hiç şüphesiz onlar ne yaparsa Allah ondan haberdardır. Mü'min kadınlara da de ki: Gözlerini harama bakmaktan sakındırsınlar, mahrem yerlerini korusunlar. Kendiliğinden görünenleri dışındaki süslerini teşhir etmesinler" [Nûr, 30-31]&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz göre göre körlük!&lt;br /&gt;Göze hitap eden büyük bir uygarlığın ablukası altında yaşıyoruz. Sevgiden nefrete, üretimden tüketime her şey göze etki eden bir anlayışın hâkimiyeti üzerine kurulmuş durumdadır. Sapıklık derecesine varmış bir boyama ile insanlar birbirlerinin gözlerine, duygularına etki etmeye çalışmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç tartışmasız bir gerçektir ki, bu göz boyamacılığında en fazla kullanılan insandaki cinsel duygulardır. Erkeğe karşı kadının, kadına karşı da erkeğin kullanıldığını hemen her alanda görmek mümkündür. Bir arabanın lastik reklâmından mobilyaya kadar her alanda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık gözün filtresi olarak görülebilecek ne varsa şu veya bu yolla tesirsiz hale getirilmiş; haram ve helal ölçü olmaktan çıkarılmış, neticede gördüğüne koş mantığı oturtulmuştur. Yakın zamana kadar arlanmayı gerektirecek insanî hassasiyetlerde yıpranma olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimseye görünmeme endişesi yerini nasıl görülebilirim düşüncesine bırakmak zorunda kalmıştır. Daha da vahimi bugünleri aratacak bir meçhule doğru gidişin gözlenmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haramla yüzleşmeden ne yürünebilecek bir sokak ne de oturabilecek evimiz kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis ve ordusu anadan doğma âma bir insana bile görebileceği şeyler bulursa şaşmamak gerek! "İnnalillahi ve inna ileyhi raciûn."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tûfanda yaşıyoruz&lt;br /&gt;Bütün değerlerimiz eriyor. Edep, hayâ, ar sözlüklerde kaybolup gidiyor. Daha da ağırı, bu eriyişi dert edecek kimse kalmadı. Dün haram olarak bilinen şeyler bugün mubah oluverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asla olmaz! Gözlerimiz hür değildir! Beyinsiz göz olmamalıdır! Gözün de zinası vardır! Mümin, insanların avret olan yerlerine bakamaz! Başkasının evinin içine bakamaz! Erkekler kadınlara, kadınlar erkeklere bakamaz! Erkek erkeğin, kadın kadının her yerine bakamaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat!&lt;br /&gt;Göz harama baktıkça kalp Rabb'ine yönelemez. İbadet kıtlığımızın, kalp katılığımızın, yaşarmayan gözlerimizin en önemli nedenlerinden birisi gözlerimizin gördükleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuhşun ve ona zemin hazırlayan haramların temelinde gözün gördükleri vardır. Göz etkilendikten sonra artık, haramdan korunmak ve neslimizi korumak çok zordur. Çünkü Allah, kadın ve erkeği birbirlerine meyilli yaratmıştır. Bu bir fitnedir, bir imtihandır. Bu fitne de görmekle başlar. Başladıktan sonra durması zordur. Göze sınır getirilmezse diğer organlar kontrol edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boş vakit göze iş arar. Vakti boş olanlardan olmak Allah'a sığınılması gereken bir afettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeklerin kadınlara ait alanlarla, kadınların erkeklere ait alanlarla meşgul olmaları, tabii bir zemin olduğu için özellikle içtinap edilmesi gereken bir meşguliyettir. Elektronik iblis Adem'i cennetten çıkaran İblis'ten daha vahimdir. Şu veya bu nedenle izlenmesi, bile bile uçuruma koşmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın ve erkeğin karışık oturması ve bir arada kalmalarının haram kılınmasındaki hikmetler unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancı bir kadınla tokalaşmanın ucu ateştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerin gördüğü haramlardan sonra, nikâhlı eşler bile birbirlerine yetersiz gelir oldu. Hiç kimse şeytanın "Seni aldatmaya geleceğim, beni bekle" diyeceğini sanmasın! Nûr suresinin 30 ve 31. ayetlerini ezberleyelim, tekrar edelim. Dinimizin müsaade ettiği şeylerde kuralları gevşetmeyelim. Hacılık hocalığı kalkan olarak görmeyelim. Uçurumlardan önce o uçurum yolunun dümdüz olduğunu unutmayalım. Fitne zemininden uzak duralım. Göz gibi büyük bir nimetin nankörü olmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küfrün rüzgârından etkilenmiş, duruma göre fetva verenlerin fetvasının Allah'ın azabı karşısında işe yaramayacağını bilelim. Tövbe etmemiz gereken suçlarımız arasına gözlerimizin gördüklerini de ilave edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gözler bize lazımdır. Allah'ın cemalini görmek, o hazzı yaşamak istiyoruz. Göz O cemâli görecek gözdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avret fıkhı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancı (mahrem olmayan) erkeğe karşı kadının yüz ve elleri hariç her yeri avrettir. Bu avretlik, organın çıplak hali ile olduğu gibi, erkeğin dikkatini çekebilecek bir giysi ile olması halinde de geçerlidir. Buna göre bir kadının ev kıyafeti ile bulunması durumunda, erkeğe görünmesi caiz olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El ve yüzün avretten sayılmaması, erkeklerin kadınların yüz ve ellerine diledikleri zaman bakabilecekleri anlamına gelmez. Fitne endişesi olduğunda el ve yüz de yasaklar arasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasıt olmadan göze çarpan görüntüler affedilmiştir. Aynı şeye ikinci defa bakmaya devam etmek ise kasıttır, haramdır. Oturulan bir evin açık olmayan kapısından veya penceresinden izlenmesi haramdır. Aynaya yansıyan bir görüntüye bakmanın hükmü aslına bakmak gibidir. Evlilik görüşmesi yapılırken, bir erkeğin evleneceği kadını ev kıyafeti ile görmesi -ki bu görme örfümüzdeki bir çay ikramı kadar olan süre ve şekildir- caizdir ve daha ötesi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşları itibarı ile hayattan kopmuş insanlar için bu kurallar daha gevşek tutulabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşı ve zekâsı itibarı ile erkekle kadın arasındaki cinsel farklılığı anlayabilecek yaştaki çocuklar (mümeyyiz) erkek hükmündedirler. Kadının onunla evlenmesi haram olacak kadar yakını olan erkeklere Mahrem'i denir. Ağabey, kardeş, baba vb. Bir kadının mahremi olan erkeklere karşı avreti diz kapağından göğüslerine kadar olan kısımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının - Müslüman olsun veya olmasın- başka kadına karşı avreti diz kapağından göbeğine kadar olan kısmıdır. Bakmada avret olan şey, dokunmada da aynıdır. Bakmak ne ise dokunmak odur. Erkeğin erkeğe ve kadına karşı avreti diz kapağı ile göbeği arasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların avreti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi yaşına kadar olan çocuklar, özel bir durumları ve gelişkin vücutları yoksa "çocuk"turlar. Çocuğun avreti yoktur. Ancak, o yaşlarda geleceğin tohumlarının atıldığını, gözün alıştığı şeyi terk edemeyeceğini ve çevrenin fitne kazanı gibi kaynadığını da unutmamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşlerin birbirlerine karşı avreti yoktur. Avrete bakmayı caiz kılan özürler olabilir. Buradaki caizlik özür gereği kadardır. Ayrıca özürden kaynaklanan bir bakma ve dokunmada şehvet riski olmamalıdır. Tıbbî tedavi, zorunlu bakım (banyo yaptırma, tuvalet ihtiyacı giderme vb.) özür sayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak Ne Diyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Hureyre radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bütün gözler kıyamet günü gözyaşı akıtacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu gözler hariç:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Allah'ın haram ettiği şeye kapatılmış gözler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Allah yolunda bir görevde uykusuz kalmış gözler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bir sinek kafası kadar da olsa, Allah korkusundan dolayı yaş akıtmış gözler." [Hakim, Darimi, Ebu ya'la]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nureddin YILDIZ - Milli Gazete&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-1065325447180281799?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/1065325447180281799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/11/gozu-de-goren-bir-goz-var.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/1065325447180281799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/1065325447180281799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/11/gozu-de-goren-bir-goz-var.html' title='Gözü de gören bir göz var!'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-8979227577779743342</id><published>2009-10-14T22:19:00.000+03:00</published><updated>2009-10-14T22:21:26.346+03:00</updated><title type='text'>Erdoğan'dan İsrail'e cevap</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://timeturk.com/images/news/141020091524534749174_2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 272px; height: 204px;" src="http://timeturk.com/images/news/141020091524534749174_2.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Erdoğan, El Arabiya TV'sine verdiği demeçte, Anadolu Kartalı Tatbikatı konusunda halkın sesine kulak verdiklerini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El Arabiye televizyonunun sorularını yanıtlayan Başbakan Erdoğan, "Anadolu Kartalı" tatbikatına İsrail'in katılmamasına ilişkin bir soru üzerine, Türk halkının hassasiyetleri ve diplomatik hassasiyetleri göz önünde bulundurduklarını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Halkın vicdanına sözcülük ettiklerini" belirten Erdoğan, halkın tatbikata İsrail'in katılmasını istemediğini, bu nedenle tatbikatın uluslararası bölümünü ertelediklerini ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Erdoğan, Davos'taki çıkışıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken de, orada "hak dilinin sözcüsü olmaya ve haklıya hakkını vermeye çalıştığını" bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail-Suriye ilişkileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan, İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk yaptıkları sırada İsrail'in Gazze'ye ağır silahlarla girerek, çoğu çocuk ve kadın olmak üzere bin 500 kişiyi öldürdüğünü ve aralarında hastane ve okulların da bulunduğu birçok binayı tahrip ettiğini hatırlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davos'ta kanaatlerini dile getirdiğini ifade eden Erdoğan, tutumunda haklı olduğunu ve orada söylediklerinin doğru olduğunu belirtti. Başbakan Erdoğan, bir başka soru üzerine, terör konusunda Türkiye'nin ciddi sorunları bulunduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKK ile mücadele&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski ABD Başkanı George Bush ile 2007 yılında yaptığı görüşmede, terör örgütü PKK'nın hem Türkiye'nin, hem ABD'nin, hem de Irak'ın düşmanı olduğunu söylediğine işaret eden Erdoğan, üç ülkenin teröre karşı ortak hareket etme kararı aldığını anımsattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TBMM'de kabul edilen tezkerenin de 3 ülkenin güvenliğini ilgilendirdiğini bildiren Erdoğan, Türkiye'nin sınır ötesi operasyonlarının sadece terör bölgelerini hedef aldığını vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokratik açılım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan, demokratik açılımla ilgili soruları yanıtlarken, "Bütün vatandaşlarımızın problemlerini çözmek için uğraşıyoruz. Buna sadece Kürtleri dahil etmek çok yanlış olur. Ülkemizde Türk, Kürt, Laz, Çerkez gibi kökenlerden vatandaşlarımız vardır. Bunların problemleri vardır. Biz elimizden geldiği kadar bu problemleri çözmeye çalışıyoruz" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komşularla ilişkiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka soru üzerine İran'ı ziyaret edeceğini belirten Başbakan, Türkiye'nin bu ülkeyle tarihi ilişkileri bulunduğuna işaret etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çevremizdeki ülkelerle daima iyi ilişkiler içinde olmaya çalışıyoruz" diyen Erdoğan, bir soruya karşılık, bölgede nükleer silah istemediklerini İranlı yetkililere de söylediklerini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan, İranlı yetkililerin de nükleer silah üretmediklerini, nükleer programlarının barışçıl amaçlı olduğunu dile getirdiklerini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Erdoğan, nükleer silahların İsrail'de de bulunduğunu, ancak kimsenin bu ülkeden bahsetmediğini ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;timetürk.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-8979227577779743342?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/8979227577779743342/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/10/erdogandan-israile-cevap.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/8979227577779743342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/8979227577779743342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/10/erdogandan-israile-cevap.html' title='Erdoğan&apos;dan İsrail&apos;e cevap'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-997438295601450596</id><published>2009-10-07T10:07:00.002+03:00</published><updated>2009-10-07T10:09:29.070+03:00</updated><title type='text'>Boneli başörtülünün nikahını kıymıyor!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/462320091006020527112.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 272px; height: 204px;" src="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/462320091006020527112.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'deki başörtü karşıtlığı nikah kıymayı engellemeye kadar ulaştı. Başörtüsü altına takılan boneyi devrim kanunlarına aykırı olarak bulan CHP'li başkan, evelenme müracatlarını resmi yazı ile geri çeviriyor. İşte uygulamadan örnekler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınların başörtüsünün altına taktığı boneyi devrim kanunlarına aykırı olarak bulan Cumhuriyet Halk Parti'li (CHP) başkan, beldede boneli kızların fotoğraflarını uygun bulmayarak nikâh kıydırmıyor. Denizli'nin Çivril ilçesine bağlı Gürpınar Belediyesi evlendirme memurluğu, başörtüsünün altına takılan boneli fotoğraflı evlenme müracaatlarını, 'yönetmeliğe uygun değil' diye kabul etmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edinilen bilgiye göre, Avustralya'da yaşayan ve evlenmek üzere ailesiyle birlikte memleketi Denizli'ye giden gurbetçi Ramazan Acar ve nişanlısı Cennet Güngör, 24 Eylül'de nikâh randevusu almak için gerekli evraklar ve istenen fotoğrafla Gürpınar Belediyesine başvurdu. Evrakları teslim alan Mehmet Eryılmaz isimli nikâh memuru, Ramazan Acar'ın nişanlısının getirdiği yüzü ve alnı görünen başörtülü ve boneli vesikalık fotoğrafları, nikâh için uygun olmadığı gerekçesiyle geri çevirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada damat Ramazan Acar'ın babası Özkan Acar'ın devreye girerek yasakçı tavra müdahale etmesi üzerine Çivril İlçe Nüfus Müdürlüğü'ne başvuruldu. Çivril'den gösterilen fotoğrafla nikâh kıyılabileceği bildirilmesine rağmen Gürpınar evlendirme memurluğu bunu yeterli bulmayarak yine nikâh kıymadı. Belediye ayrıca, fotoğrafların evlendirme yönetmeliğinin 20. maddesinin 5. fıkrasına uygun olmadığına dair bir de cevap yazarak Acar ailesine verdi. Bunun üzerine çift, Gürpınar'a komşu olan Uşak'ın Sivaslı ilçesine bağlı Ağaçbeyli Belediyesi'ne giderek nikâhlarını kıydırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En mutlu günlerinde böyle bir engelle karşılaşan Acar çifti, olayla ilgili kişiler hakkında, görevi suiistimal yaptığı iddiasıyla Çivril Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Başından geçenleri anlatan damat Ramazan Acar, "Nikâh kıydırmak için Gürpınar Belediyesi'ne başvurduk. Belediye'de eşimin başörtüsü sebebiyle nikâhımızı kıymadılar. Bunun üzerine komşu belediye olan Ağaçbeyli Belediyesi'ne müracaat ettik. Orada kolay bir şekilde nikâhımızı kıydılar. Ben Avustralya'da doğup büyüdüm. Bugüne kadar orada tanık olduğum nikâhlarda böyle bir sorun görmedim" dedi. Acar'ın eşi Cennet Güngör ise, "Başımda bone olduğu için kıyılmadı. Biz de nikâhımızı kıymadıkları için savcılığa suç duyurusunda bulunduk" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazan Acar'ın babası Özkan Acar da gelininin başı örtülü olduğu için bone bahane edilerek nikâhlarının kıyılmadığını ifade etti. Özkan Acar, "Düğün hazırlıklarımız her şeyimiz bitmişti. Artık geriye dönüş yoktu. Mecbur kalarak Ağaçbeyli belediyesine başvurduk. Onlar bizim nikâhımızı kıydılar. Ancak ben çok üzgünüm, niçin kendi belediyemiz nikâhımızı kıymıyor ? Bütün belediyelerde serbest olmasına rağmen, bizim belediyemizde neden kıyılmıyor ? Onu çok merak ediyorum. Ben ümit ediyorum ki inşallah bu gibi kişilerin peşinden gidilir, araştırılır, gereği neyse yapılır." şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyla ilgili konuşan Gürpınar Belediye Başkanı Halil Arıkan ise kendilerine nikah için başvurulan boneli fotoğrafın devrim kanunlarına aykırı olduğunu ileri sürdü ve çıkan haberleri provokasyon olarak değerlendirdi. Başkan Arıkan, "Bu, şu anda gerçek dışı yalan beyanlarla yapılmış bir haber. Vakit Gazetesi'nin provokasyonu. Gürpınar Beldesi'nin nerede olduğu bilinmiyordu. Bu haber sayesinde nerede olduğunu öğretmiş olduk. Öğrenmiş oldunuz. Onun için teşekkür ederim." ifadelerini kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acar ailesinin nikâh için kendilerine başvurduklarını doğrulayan Arıkan, "Nikâh memuru arkadaşlarım 'Başındaki siyah boneyi çıkar resimleri değiştir, nikâhınızı kıyalım' demişler. Bunlar 'olmaz' demişler. Karşılıklı restleşmişler. Sonra benim yanıma geldi, ben de 'Yaparız, herkese yardımcı oluruz. Ne gerekiyorsa yaparız' dedim. Çivril Nüfus Müdürlüğü'ne telefon edilip soruluyor. O da devrim kanunlarına aykırı olduğunu söylüyor." şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnkılap kanunlarına göre uygun kıyafetin başı açık yüzün alın kısmı açık kısımları tamamen gösterir şekilde olması gerektiğini savunan Arıkan, "Kadınların yüz ve alın kısımları açık olmak kaydıyla... Maalesef siyah bone takmış. Arkadaşlarımız yazmış, 'Fotoğraflarınız evlenme yönetmeliğinin 20. maddesinin 5. fıkrasına uygun olmadığından uygun fotoğraf getirilmesi halinde evlenme işleminize başlanacaktır.' Kesinlikle yapmayız diye bir şey yok. Ağaçbeyli kasabasında kıyılmış, erkek Türk vatandaşı değil. Avustralya vatandaşı, Ağaçbeyli kasabasında nasıl kıyıldığı konusunda bir fikrim yok. Suç duyurusunda bulunacağız. Tazminat ve evrakta sahtecilik davası açacağız. Bunun anası babası Gürpınar doğumlu. Buraya müracaat ettiler ama nasıl orada nikâh kıyılıyor şaşıyorum" dedi. 8 aydır görev yaptığını, hiç böyle olayla karşılaşmadıklarını anlatan Arıkan, "Bu bir ilk. Bunlar bence provokatör. (Resmi göstererek) Bu resim değişse ne olur değişmese ne olur. Başı açık, devrim kanunlarına uygun şekilde başındaki siyah bone olmaması gerekiyor" dedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;DENİZLİ VALİLİĞİ İNCELEME BAŞLATTI&lt;br /&gt;Bu arada, olayla ilgili Denizli Valiliği de inceleme başlattı. Vali Yavuz Erkmen, olayla ilgili Çivril Kaymakamı Muzaffer Başıbüyük'le telefonda görüştüğünü, İlçe Nüfus Müdürlüğü'nün, başkanın iddiasının aksine gösterilen fotoğrafla nikâh akdinin gerçekleşebileceğini bildirmesine rağmen, belediye evlendirme memurluğunun nikâhı kıymadığını açıkladı. Erkmen, "Nüfus Müdürlüğü'nün, nikâh akdinin gerçekleşmesi için bu fotoğrafın bir sakınca yaratmayacağını, normal kıyılabileceği yönünde bilgi verdiğini, buna rağmen belediyenin evlendirme memurluğunca bu akdin kıyılmadığını öğrendim. Başka bir yerde nikâh kıyılmış, dolayısıyla evlenme işlemi yapılmış ama bunun yapılmamasının gerekçeleri, niçin olmadığı konusunda bir inceleme başlatalım dedik. Bu arada, bugün itibarıyla ilgili tarafın, nikâh akdini gerçekleştirmeyen belediye yetkilileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu öğrendik. Zaten belediye evlendirme memurlarının işlemleri savcılıkça suç konusu teşkil ettiği taktirde soruşturulur" diye konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanunların izin verdiği ve nüfus müdürlüklerince kabul edilen fotoğrafları belediyenin kabul etmemesinin gerekçesinin araştırılacağını vurgulayan Erkmen, "Sonuçta bunda bir yanlış yapan varsa sonucuna katlanacak." dedi. Ailelerin böyle önemli ve mutlu bir günü bu tip bir olayla zedelenmemesi gerektiğini kaydeden Vali  Erkmen, şöyle dedi: "İnsanların burada yaşayacağı çok ender günler. Bunların sevinçlerine ortak olmak lazım. Bu konuda gerek savcılığın suç duyurusu üzerine yaptığı inceleme, gerekse bizim idari yönden yapacağımız çalışma sonrası ek bir bilgilendirme yapılacaktır." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(CİHAN)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-997438295601450596?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/997438295601450596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/10/boneli-basortulunun-nikahn-kymyor.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/997438295601450596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/997438295601450596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/10/boneli-basortulunun-nikahn-kymyor.html' title='Boneli başörtülünün nikahını kıymıyor!'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-5339147678500601944</id><published>2009-10-06T23:36:00.003+03:00</published><updated>2009-10-06T23:39:21.161+03:00</updated><title type='text'>İsrail'li Pilotlar Konya'da !</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.habervakti.com/img/2vkPI8kU.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 333px;" src="http://www.habervakti.com/img/2vkPI8kU.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Filistin'in Gazze kentini bombalayarak kadın-yaşlı-çocuk demeden binlerce kişiyi katleden, İsrailli pilotlar Konya'da 'Anadolu Kartalı 3 tatbikatı' adı altında eğitim uçuşlarına başlıyor!&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Erdoğan, bir yandan İsrail'in Filistin'deki katliamlarına tepki gösterirken, öbür yandan İsrailli pilotların Konya'daki eğitimleri sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazze'yi bombalayarak binlerce kişiyi katleden İsrailli pilotlar yine Konya'da eğitim uçuşlarına başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filistin'in Gazze kentini bombalayarak kadın-yaşlı-çocuk demeden binlerce kişiyi katleden, Goldstone raporuna savaş suçu işledikleri yönüyle yansıyan İsrailli pilotlar Konya'da 'Anadolu Kartalı 3 tatbikatı' adı altında eğitim uçuşlarına başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Tayyip Erdoğan Davos'taki forumda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e 'one minute-Bir dakika' diyerek çıkışınca İsrail'in artık Türkiye'yi eskisi gibi kullanamayacağı yorumları yapılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan 3 Ekim'deki AKP 3. Olağan Kongresi'nde de İsrail'i Gazze'de yaptıklarından dolayı eleştirmeye devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; En son Eylül 2008'de Konya'da uçan İsrailli pilotlar yılsonunda başlayan 2009'da da süren Gazze işgali sırasında uçmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fosfor bombaları da kullanan pilotlar sivillere ait evleri, okulları bombalayarak binlerce kişinin ölmesine ve yaralanmasına neden olmuştu. Yılda 4 kez gerçekleşen Anadolu Kartalı tatbikatının ikincisi uluslararası katılıma açık olarak 8-19 Haziran'da yapılmıştı. Bu tatbikata daha önceden belirlendiği şekilde Türkiye, ABD, İngiltere, NATO, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün katılmıştı. Haziran tatbikatına katılmayan İsrail daha önceden planlandığı şekilde önümüzdeki hafta Anadolu Tatbikatı'nın üçüncüsünde yer alacak. İsrail ile beraber Türkiye, ABD, İtalya ve NATO tatbikata katılacak. Tatbikatının sonuncusu 2 -13 Kasım'da gerçekleşecek. Tatbikata yalnız Türkiye ve Pakistan hava kuvvetlerine ait pilotlar katılacak. İsrail Hava Kuvvetleri her seferinde ortalama 10 adet uçakla yılda bir periyot olmak üzere, 15 kez tatbikatlara katıldı. Önümüzdeki hafta bu sayı altıya yükselecek. Tatbikatta yer alan ülkeler ortak masraflara katılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1996 süreci&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrailli pilotların Türkiye'de eğitilmesine için veren anlaşman, 1996 tarihine dayanıyor. Türkiye ile İsrail arasında dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir tarafından 23 Şubat 1996 tarihinde, Bir'in bu ülkeye yaptığı ziyaret sırasında Güvenlik İşbirliği Anlaşması imzalandı. Söz konusu anlaşma kapsamında 8 İsrail pilotu ilk aşamada eğitim uçuşu yapmak üzere F�16 uçakları ile birlikte 16 Nisan 1996 tarihinde Türkiye'ye geldi. İsrail'in 2008 sonunda başlattığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009'un ilk ayı sona eren Dökme Kurşun opearsyonunda Gazze adeta yerle bir edilmişti. Binlerce kişi ölmüş ve yaralanmıştı. Bu saldırı sonrasında İsrail Hava Kuvvetleri'nin de eğitim gördüğü Konya'daki 3'üncü Ana Jet Üssü yeniden gündeme gelmişti. Çünkü operasyonda yer alan pilotların Konya'da eğitim gördükleri tartışmaları basında yer almıştı. O dönemde Türkiye'de yapılan İsrail karşıtı eylemlerde Ankara'ya seslenenler 'Konya semalarında eğitimini tamamlayıp, Gazze'yi cehenneme çeviren saldırıları yapan, İsrail savaş uçaklarının eğitim uçuşlarını yapan, İsrail savaş uçaklarının eğitim uçuşlarına son verin ve uçakları sınır dışı edin' gibi açıklamalar yapmıştı. AKP hükümeti ise 'Sadece İsrail değil 11 ülkenin askeri eğitiliyor' diye savunma yapmıştı. İsrail pilotlarının eğitim çalışmaları 1996 tarihli İsrail-Türkiye anlaşması çerçevesinde yapılıyor. Üste ilk tatbikat İlk tatbikat 18-29 Haziran 2001'de ve Türkiye-ABD-İsrail ortak tatbikatıyla başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Goldstone raporu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BM soruşturma Komisyonu Başkanı, Güney Afrika Anayasa Mahkemesi eski yargıcı, Lahey'deki Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi Başsavcısı Richard Goldstone, Gazze işgalini raporlaştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rapor eylül ayında açıklandı. Raporda, İsrail'in Gazze savaşı sırasında birden fazla uluslararası hukuk kuralını ve insan haklarını ihlal ettiği belirtilmişti. İsrail güçlerinin operasyon sırasında savaş suçu ve bazı durumlarda insanlığa karşı işlenmiş suç sayılabilecek eylemlerde bulunduğu kaydedilmişti. Raporda Hamas'ın sivil halka yönelik roket saldırıları da aynı şekilde savaş suçu ve insanlığa karşı işlenmiş suç niteliğinde olduğu da belirtilmişti. İsrail operasyonlarının kasten öldürme amacı taşıdığı için 4'üncü Cenevre Antlaşması'na aykırı olduğu belirtiliyordu. Rapor BM Güvenlik Konseyi'nin İsrail'in savaş taktikleriyle ilgili bir komisyonu görevlendirmesini tavsiye ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;habervakti.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-5339147678500601944?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/5339147678500601944/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/10/israilli-pilotlar-konyada.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5339147678500601944'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5339147678500601944'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/10/israilli-pilotlar-konyada.html' title='İsrail&apos;li Pilotlar Konya&apos;da !'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-3063958384913764743</id><published>2009-09-27T14:48:00.001+03:00</published><updated>2009-09-27T14:50:05.245+03:00</updated><title type='text'>Ne Kadar Özgüven O Kadar Başarı</title><content type='html'>Öz güven eksikliği, iş hayatında genellikle çekingenlik, risk alamama, büyük düşünememe, yetki verememe, sorumluluk alamama, kaygı, stres, kendini ifade edememe, gerginlik, topluluk karşısında konuşamama, ikna kabiliyetinin azlığı gibi sıkıntılara yol açar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz koyunu otlatabilecek özgüvene sahip bir çobana, on koyun verirseniz, o çoban on koyunu çoğaltarak yüz koyuna çıkarır, on koyun otlatabilecek bir çobana yüz koyun verirseniz o çoban gergin, stresli kaygılı olduğu gibi kaybede kaybede koyun sayısını ona indirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı bilgi ve beceriye sahip iki kişiye birer işletmenin yöneticiliğini teslim etseniz, öz güveni yüksek kişi, başarısını nasıl artıracağını, işini nasıl geliştireceğini, yeni olarak neler yapması ve ne gibi projeler üretmesi gerektiğini düşünür, yani kendisini geliştirmeye odaklanır, öz güveni yüksek olan kişi, içinde güçlü bir motivasyon, umut ve gelişimcilik duygusu hisseder, işinden ve hayattan zevk alır, dengeli bir şekilde işini geliştirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öz güveni eksik kişi ise, zarar vermeye odaklıdır, beyninde iflas ve zarar görüntüleri vardır, kaygılıdır, gergindir, streslidir, umutsuzdur, büyük düşünemez, yeni projeler üretemez, risk alamaz, cesur davranamaz, kişiye yetki veremez, çünkü kendisine güvenmediği için başkalarına da güvenemez detaylarda boğulur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öz güven, arabanın motoru gibidir, motor ne kadar güçlü ise verimde o kadar artar, kişide özgüven ne denli yüksekse, başarıda o ölçüde gelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insanın mükemmel bir özgüven güç potansiyeli vardır. Fakat bu potansiyel çocuklukta aşırı eleştiri, negatif tecrübeler, iflas, aldatılmalar, baskılar gibi sebeplerle özgüveni azaltır. Negatif telkin ve tecrübeler iç dünyamıza yerleştiği için kişi kendi kendine ne kadar çok “güvenmeliyim” dese, o kadarda kendisine güvenmesi çok zordur ve uzun zaman alır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş dünyasında sık karşılaştığımız özgüvenle yakından ilgili bir sıkıntı da, aşırı ego ve hırstır. Egosu kabarmış gururlu insan, hayata olaylara insanlara vs objektif bakamaz. Egosu kabarmış kişi: * işlerini usulüne uygun takip edemez.* İşlerde terslik olursa çözmek yerine bağırıp çağırmayı tercih eder* tabir-i caizse “çabuk gaza” gelir. Mantığıyla değil egosuyla karar verir, egoyla birlikte hırsta olursa, hesapsız işlere girer, etrafındaki insanların uyarılarını dikkate almaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırs yelkenliyi götüren rüzgara benzer; rüzgar az olursa yelkenliyi götürmez, çok olursa yelkenliyi devirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle hırsla motivasyonu karıştırırız, motive olmuş kişide mantık dengededir, kişi tatlı bir heyecan hisseder üretkendir, aşırı hırslı kişi ise gergindir objektif bakamaz alternatif düşünme becerisini zorlaştırır çok çalışır, az üretir, işin kötü yanı bu kişiler egolarının ve hırslarının farkında değillerdir ve kolay kolay kimse onlara egolarını göstermeye cesaret edemez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öz güven geliştirmek için neler yapmak gerekir ? &lt;br /&gt;Kendinizi sevmeniz kendinizle barışık olmanız kendi değerinizin farkında olmanız size güç verir, sizi motive eden açık net ve kesin hedeflerinizin olması size güç verir, geçmişteki hatalarınıza tecrübe ve eğitim gözüyle bakmanız size güç verir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimizi kendimizle ya da rakiplerimizle kıyaslamak yerine geçmişteki kendimizle kıyaslarsak yani ne kadar mesafe kat ettiğimize bakarsak kendimizi daha güçlü hissederiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi yeterince kendi ile barışamıyor, güçlü yönlerini göremiyor, zayıf yönlerini görmekten kaçıyor, hedef belirlemekten çekiniyor, geçmişteki kötü tecrübelerin etkisinden kurtulamıyor ve kendisini hep başkaları ile kıyaslıyorsa iç dünyasında sınırlamalar var demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir durumda sorun oldukça ilerlemiş demektir kişinin iç dünyasına girerek oradaki sorunları gidermek bir uzmanın işidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kisiselbasari.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-3063958384913764743?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/3063958384913764743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/ne-kadar-ozguven-o-kadar-basar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3063958384913764743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3063958384913764743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/ne-kadar-ozguven-o-kadar-basar.html' title='Ne Kadar Özgüven O Kadar Başarı'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-7003604446686267198</id><published>2009-09-27T14:30:00.000+03:00</published><updated>2009-09-27T14:31:34.963+03:00</updated><title type='text'>Kim Daha Cömert</title><content type='html'>Hz. Ali efendimizin ağabeyi Cafer b. Ebu Talib’in oğlu Abdullah, sıcak bir günde, bir kabilenin hurmalığına inmişti. Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta çalışan köleye, yemek vakti üç parça ekmek geldiğini gördü. Adam ekmeklerden birini ağzına götürmek üzereydi ki, birden önünde açlığı her halinden belli bir köpek belirdi. Köle elindeki ekmeği köpeğin önüne attı. Köpek ekmeği derhal yedi. Köle ekmeğin ikinci parçasını da attı. Köpek bunu da bir kerede sildi süpürdü. Köle bunun üzerine üçüncü parçayı da köpeğe verdi. Kalkıp, yeniden işine dönmek üzereydi ki, olup biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Ey köle, bugünkü yiyeceğin ne kadardı?” Köle sıkılarak cevap verdi: “İşte bu üç parça ekmek.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O halde neden kendine hiç ayırmadın?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Baktım ki, hayvan çok aç. O halde bırakmak istemedim.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Peki sen ne yiyeceksin şimdi?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Oruç tutacağım.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine, Abdullah b. Cafer, köleden sahibini, evinin nerede olduğunu sordu. Sonra da gidip adamdan bu hurmalığı içindeki köleyle birlikte satın aldı. Sonra döndü, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını söyledi ve ekledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Seni azad ediyorum. Bu hurmalığı da sana hediye ediyorum.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cömertliğiyle meşhur Abdullah b. Cafer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, bu olayı anlatır ve, “Ama o köpeğe topu topu üç parça ekmek vermiş; sense ona koskoca bir hurmalığı ve hürriyetini vermişsin.” dediklerinde, şu karşılığı verirdi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ama o elindeki her şeyi verdi; ben ise elimdekinin bir kısmını...”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-7003604446686267198?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/7003604446686267198/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/kim-daha-comert.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7003604446686267198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7003604446686267198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/kim-daha-comert.html' title='Kim Daha Cömert'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-1459393920766152628</id><published>2009-09-27T12:52:00.000+03:00</published><updated>2009-09-27T12:53:18.071+03:00</updated><title type='text'>Cezaevinden gelen namaz mektubu</title><content type='html'>Namaz kahramanlarından gelen mesajlara devam ediyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mektubu cezaevinden yazıyoruz. Sabah Namazına Nasıl Kalkılır? isimli kitabınız, dışarıda bulunan, sevdiğimiz bir kardeşimiz vasıtasıy-la elimize geçti. Doğrusu çok hoşumuza gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek Asr-ı Saadet zamanında Efendimiz (a.s.m.) ve değerli sahabîlerinin başından geçen olaylar, gerek onlardan sonra yaşayan değer-li din âlimleri hakkında vermiş olduğunuz örnekler, gerekse içinde yaşanılması en zor zaman olan ahirzamanda sizin ve çevrenizdekilerin başından geçenlerle beraber üslûbunuz çok hoşumuza gittiği için, kitabınızı birkaç günden beri elimizden düşürmüyoruz. Ve sonunda hem teşekkür amaçlı hem de bir konuda doğruluğunuza ve bilgilerinize güvenerek yardım isteme ihtiyacı duyduğumuz için bu mektubu size yazıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz defalarca nefsin ve şeytanın iş birliği yaparak bizleri sürükledikleri hırgürlü olaylara karıştığımız için buraları sık ziyaret eder olduk. İnşallah bu son olur, sonuç olarak da en hayırlısı olur. Sizler daha iyi bilirsiniz ya, Allah Bakara Suresi’nin 216. ayetinde, “Belki sevmediği-niz hakkınızda hayırlıdır. Bazen de sevdiğiniz bir şey sizin için şer olabilir” buyurmaktadır. Ümit ediyoruz ki bu son olay bizim için hayırla sonuçlanır ve bu güzel ayet de bizim üzerimizde tecelli etmiş olur. Biz de bu olaylara bir son vermiş oluruz inşallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek istediğimiz, bu olaylara son vererek hidayete ermeye çalışmaktır. Bu konuda bize yardım etmek isteyen nadir ve güzel birkaç insandan birisinin de siz olmanızı diliyoruz. Bazı kişiler ve bazı olaylar bizim kafa yapımızın değişmesine vesile oldu. Şu anda üç ayları oruçlu olarak geçiriyor, Kur’an-ı Kerim’i Arapça olarak okuyor ve beş vakit namaz kılıyoruz. Elimizden geldiği kadar ibadetlerimizi yapar-ken ihlâslı olmaya çalışıyor ve namaz kılarken de huşûu yakalamaya gayret ediyoruz. İşte bizim sorunumuz burada başlıyor, çünkü ne kadar çaba göstersek de tam anlamıyla huşûu yakalayamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim sizden ricamız, bize tam anlamıyla yardımcı olacak bir kaynak göndermeniz veya o kaynağın ismini yazmanız. Böylelikle, kurtuluşa ermeye çalışan iki kardeşinizin, Allah’ın (c.c.) izniyle kurtuluşlarında siz de bir pay sahibi olmuş olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine sizler daha iyi bilirsiniz, o büyük cengâver, o büyük âlim ve o bü-yük peygamber dostu Hz. Ali’nin (k.v.) ayağına saplanan okun, tam bir huşûyla kendinden geçerek namaza durduğunda çıkarılması gibi ve Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin yürekten gelen bir sesle tespih çekmesi gibi, bizler de Yüce Mevlâ tarafından kabul edilecek, ahiret yurdunda yüzümüze çarpılmayacak namazlar kılmak istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederiz. Yüce Rabbimiz, sizi, ailenizi ve sevdiğiniz insanları din gününde nimete erdirdiği kullarından eylesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Cezaevinden yazan iki mahkûm)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemil TOKPINAR&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-1459393920766152628?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/1459393920766152628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/cezaevinden-gelen-namaz-mektubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/1459393920766152628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/1459393920766152628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/cezaevinden-gelen-namaz-mektubu.html' title='Cezaevinden gelen namaz mektubu'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-4084736804144419632</id><published>2009-09-27T12:40:00.000+03:00</published><updated>2009-09-27T12:41:20.359+03:00</updated><title type='text'>“Son Osmanlı” dedelerinin yanında</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamit'in İstanbul'da böbrek ve solunum yetmezliği nedeniyle vefat eden torunu Ertuğrul Osman, son yolculuğuna uğurlanıdı. ''Osmanlı Hanedanının Reisi'' ve ''Son Osmanlı'' olarak da anılan Ertuğrul Osman için Sultanahmet Camisi'nde cenaze namazı kılındı.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertuğrul Osman için Sultanahmet Camisi'nde cenaze namazı kılındı. Cenazeye katılanlar, giriş kapılarında polisin yaptığı aramalardan sonra avluya alındı. Kabe'nin eski örtülerinden bir parçasıyla örtülen tabuta, bir vatandaş tarafından Türk Bayrağı serilmek istendi. Türk Bayrağı, çevredeki vatandaşların da yardımıyla toplu iğneyle tabuta tutturuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Törende, Ertuğrul Osman'ın eşi Zeynep Osman, Harun, Bülent, Kayıhan, Orhan ve Selim Osmanoğlu'nun da aralarında bulunduğu Osmanlı hanedanı mensupları ile taziyeleri kabul etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen de  cenazeye katılarak hanedan mensuplarına başsağlığı diledi.Cenaze namazına Mahmut Efendi Hazretliri de iştirak etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertuğrul Osman için öğle namazının ardından cenaze namazı kılındı. Sultanahmet Camisi Başimamı Emrullah Hatipoğlu tarafından kıldırılan namaza, çok sayıda vatandaş katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatipoğlu, cenaze töreninde yaptığı konuşmada, her doğanın bir gün öleceğini belirterek, ''Dünyada bulunuş gayemiz Allah'ın rızasına nail olabilmektir. Onun razı olduğu şekilde yine ona dönmek, en büyük mutluluktur'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Sen rabbinden razı olduğun, rabbin de senden razı olduğu halde rabbine dön'' fermanına herkesin boyun eğeceğini, teslim olacağını dile getiren Hatipoğlu, ''Kur'an-ı Kerim, Muhammed Mustafa'nın ümmetini şahit ümmet olarak tanıtıyor. Biz de bu topluluğun mensubuyuz. Caminin bahçesini dolduran kardeşlerimizin ortaya koyduğu manzarada, şehadeti makbul bir müminler topluluğu manzarasıdır'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatipoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:''Mensup olduğu Osmanlı Hanedanı, yaptıklarıyla tarih önünde, insanlık önünde onlar hakkında gerekli şehadeti yapıyor ve yapacaktır. Şu içinde bulunduğumuz Sultanahmet Camisi gibi eserleri bize bırakanlara o eserler şahitlik ediyor. Çünkü onlar toprakların büyüklükleriyle değil, o topraklar üzerindeki hak, adalet ve insanlık değerlerinin zirve seviyesine çıkarıldıklarına şahitlik edeceklerdir.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarşıkapı'daki türbenin haziresine defnedildi&lt;br /&gt;Ertuğrul Osman'ın cenazesi, burada kılınan namazın ardından vatandaşlar tarafından omuzlara alınarak cami avlusundan çıkartıldı ve cenaze aracına konuldu. Bu sırada Atalay, Çiçek, Yazıcı ve Günay da tabuta omuz verdi. Ertuğrul Osman efendi daha sonra İkinci Abdulhamid ve İkinci Mahmut'un medfun  bulunduğu  Çarşıkapı 'daki türbenin haziresine defnedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Gazete&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-4084736804144419632?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/4084736804144419632/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/son-osmanl-dedelerinin-yannda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4084736804144419632'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4084736804144419632'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/son-osmanl-dedelerinin-yannda.html' title='“Son Osmanlı” dedelerinin yanında'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-3266228400209737988</id><published>2009-09-27T12:36:00.000+03:00</published><updated>2009-09-27T12:37:08.413+03:00</updated><title type='text'>Din yalnızca İslam’dır!</title><content type='html'>Din, eskiyebilir mi?&lt;br /&gt;Allah'ın, kulları için razı olduğu, cennete girebilmelerinin şartı gördüğü din sadece İslam'dır. Allah'ın gönderdiği dinlerin sonuncusu ve en mütekâmili odur. İnsan eli değmemiş, vahyin berraklığını koruyan yegâne din odur. Her ne kadar önceki dinler Yahudilik ve Hıristiyanlık Allah'ın gönderdiği dinler ise de inananları emanete hıyanet edip, Allah'ın kitabına insan kalemi soktular. Allah'ın emir ve yasaklarını kendi zevk ve keyiflerine göre yönlendirmeye kalktılar. Akılları ve arzularını put edinip peşinden gittiler. Cebrail getirdi, onlar tahrif etti. Din Allah için ise O, hangisini beğendiyse ona "din" denir. O ise bize din olarak İslam'ı seçti. Onu cennetin yolu olarak bize gösterdi. Allah'tan daha merhametli olup O'nun cehenneme uygun gördüklerini cennetlik göremeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam her daim tazedir!&lt;br /&gt;İslam hep tazedir, her yer ve her zamanın dinidir. Çünkü onun ruhu olan Kur'an taptaze bir mucizedir. İndiği gün gibi koruna gelmiş, milyonlarca hafızı onu ebediyen koruyan mucizenin canlı şahidi olmuştur. Kuran'a açılan yol olan Sünnet eşsiz bir nurdur. Kur'an ona tutunanları dünya ve ahiret saadetine erdirdikçe o taptazedir. Onun Kur'an'ı bugün inmiş gibi bıkmadan usanmadan okundukça, hafızalara kaydedilip hayata geçirildikçe taptazedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam'ın dengi yoktur&lt;br /&gt;Aynı masayı paylaşacağı bir din yoktur. Ezanın benzeri çan değildir; onun gür sesinin muadili yoktur. Kur'an ile şimdiki İnciller ve Tevrat denk değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam, Yahudilik ve Hıristiyanlığın uzantısı veya aynı şartlarda gelmiş benzeri değildir. İslam, onları kaldırıp yerlerine gelmiş bir dindir. Peygamber katillerinin asırlar sonra, kimi siyasi maksatları için samimi dindarlar görünmeleri aldatmacadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dini sulandırma nasıl olur?&lt;br /&gt;Allah'ın kitabı Kur'an'ın şu veya bu şekilde değer kaybetmesiyle: Mezarlık kitabı veya geçim vesilesi haline getirilmesi gibi. Dini orijinalinden anlamanın en temel gereklerinden olan Arapça'yı toplumdan hatta din eğitimi görenlerden uzak tutarak. Yahudi ve Hıristiyanların yaptığı gibi, Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayarak... Dini sembollerin sulandırılmasıyla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam'ın iki kaynağı Kur'an ve Sünnet'i bilen-öğreten âlimlerin yıpratılmasıyla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir araç olması gereken dünyanın kıble haline getirilmesiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ın emri, kâfirlerden daha güçlü olmak, onlara karşı hazırlıklı olmakken, kâfirlerin önünde pasif ve boynu bükük kalmakla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dini yayıp duyurma, Allah'ın emir ve yasaklarını tebliğ etme görevini "din adamları"na havale etmekle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dine ait kavramları evirip çevirerek kullanmakla. Mümin yerine "inanan", kâfir yerine "gayr-i müslim" gibi asıl anlamı ifade etmeyen deyimleri kullanmak böyle bir sonucun başlangıcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslamiyet'i beğendim." [Maide, 5]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On dört asırdan beri, bizi de düştükleri bataklığa düşürmek için uğraşıyorlar! Bazen içimizden kendilerine maşalar bularak bazen de akla hayale gelmez hile ve zorbalıklarla Allah'ın emaneti olan dinimizi imha etmeye, onu beceremezlerse kendi dinleri gibi sulanmış bir din haline getirmeye çabalıyorlar. Kitabımızı kitaplarına, camilerimizi tapınaklarına, imamlarımızı papazlarına benzetmeye uğraşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlara imrenen hatta aşağılık hissine kapılan bir kitleyi oluşturmak için her şeyi harcayabilmekte, bir anlık benzeşme için yıllarca plan yapabilmektedirler. Ellerinden gelse ezanımızı çanla, seccademizi kiliselerindeki masalarla değiştireceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suçları basit değil!&lt;br /&gt;Yahudilik ve Hıristiyanlık kaldırılıp yerine İslamiyet getirilirken, öncekilerin suçları -dinlerinin kaldırılmasını gerektiren suçlar- kalemle çizilebilecek cinsten suçlar değildi. Kitabımız Kur'an onların kabarık suç dosyalarından söz ederken, binlerce peygamberi öldürmekten, Allah'a eş ve oğul isnat etmekten, din adamlarını ilahlık seviyesine yükseltmekten, Allah'ın helal dediğine haram, haram dediğine helal demekten, zulmü desteklemekten, hakkı yalnız bırakmaktan ve daha nice her biri helaki gerektiren suçlarından söz etmektedir. Başlı başına Allah'ın emanetine hıyanet edip onu ucuz bir menfaate satmaları en çirkin suçları idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On dört asırdan beri, bizi de düştükleri bataklığa düşürmek için uğraşıyorlar! Bazen içimizden kendilerine maşalar bularak bazen de akla hayale gelmez hile ve zorbalıklarla Allah'ın emaneti olan dinimizi imha etmeye, onu beceremezlerse kendi dinleri gibi sulanmış bir din haline getirmeye çabalıyorlar. Kitabımızı kitaplarına, camilerimizi tapınaklarına, imamlarımızı papazlarına benzetmeye uğraşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlara imrenen hatta aşağılık hissine kapılan bir kitleyi oluşturmak için her şeyi harcayabilmekte, bir anlık benzeşme için yıllarca plan yapabilmektedirler. Ellerinden gelse ezanımızı çanla, seccademizi kiliselerindeki masalarla değiştireceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç oruç tutmadıkları halde Müslümanların nasıl oruç tutmaları gerektiğini öğütlerler. Müslümanların zekâtlarını nasıl vermelerinin gerektiğini, kurbanı nerede kesmelerinin uygun olacağını, etini, derisini ne yapacaklarını emretmeye kalkarlar. Hac gibi bir ibadeti nasıl eda etmelerinin uygun olacağına hükmederler. Çocuklarına dinlerini nasıl öğretmelerinin daha samimi ve kalıcı olacağını onlar belirlemeye kalkarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam bidatsiz bir dindir&lt;br /&gt;Dine ilave yoktur. Yöresel ve coğrafi ibadetleri, uygulamaları yoktur. Arş'tan Mekke'ye oradan da tek bir insanın yaşadığı her yere aynı özelliklerde ve şartlarda gelmiştir. Sonradan uydurulmuş ve ibadet havasında yapılan şeyler Allah katında geçerli değildir. Peygamber aleyhisselam ve ashabının gittiği yol tek geçerli olan yoldur. Hele hele ona imanı olmayan düşmanları tarafından şekillenmiş bir din, Allah'ın kulları için razı olup beğendiği İslam değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O eskimez. Çünkü yenilenen hayatın her alanıyla yenilenen, tarihte eskiyip kalmayan bir şeriatı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlmi kendilerine ruh bilmiş binlerce müctehid âlimin gayretleri, Kuran'ın kurtaran billur ayetleri, kınayanın kınamasına aldırmadan "Rabbimin dini" diyerek canını dişine takıp çalışan, bütün insanlığı bağrına basacak geniş yürekli, sabır taşı müminleri, malını Allah yolunda harcamaktan kazanmak kadar haz duyan cömert zenginleri, etrafında kelebekler gibi milyonların döndüğü Kâbesi, feyiz saçan Ravzası bulunduğu sürece o eskimez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiyip yıpranan insanların düşünceleridir. Dinden, kendilerine göre küçük gördükleri tavizleri kopara kopara sonunda en ağır hükümlerini bile insani düzeyde tartışabilir, bir bölümünü beğenmeyebilir hale geldiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kaybeden kimdir? Şüphesiz insanlardır. Ellerindeki İslam nimetini zayi edenlerdir. Çünkü imtihan olan, Allah'ın dini değil kullarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam niçin her çağa hitap eder?&lt;br /&gt;İslam son dindir. İslâm dininden başka din gelmeyecek, kuralları kıyamete kadar devam edecektir. İslâm dinini getiren Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de son peygamberdir, ondan sonra başka peygamber gelmeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm evrensel bir dindir. Önceki peygamberlerin dinleri, belirli milletlere geldiği halde İslâm dini, bütün dünya milletlerine gönderilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm dini'nin kuralları bütün insanların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde mükemmeldir. Bu sebeple başka bir dine ihtiyaç kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm dini, kendinden önce Allah tarafından gönderilen peygamberleri ve ilâhi kitapları doğrular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm dini, önceki peygamberlerin getirdiği dinlerin kurallarını yürürlükten kaldırmıştır. Çünkü onlar, belirli milletlere sınırlı zamanlar için gönderilmişti. Hâlbuki İslâm dini, bütün milletlere gönderilen ve kıyamete kadar değişmeden devam edecek olan tek dindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din, Allah'ın kullarını yönlendirmesi içindir&lt;br /&gt;Kulların kendi kendilerini yönlendirmeleri veya yaşam şekillerini belirlemeleri -daha derin ve hayali anlamı ile- Allah'a öğretmeleri için değildir. Din insanların zevklerini tatmin etmek için değildir. Din zevkleri de akılları da Allah'a teslim etmektir. İman edenler Allah'ın ayetleri veya Nebisi'nin hadisleri okunduğunda "bana göre" ile başlayan ifadeler kullandıklarında dinin yıpranma süreci başlamış olur... Mümin erkek ve kadınların Allah'ın ayetleri önünde seçenekleri yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah ve Resûlü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." [Ahzab,36]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nureddin YILDIZ - Milli Gazete&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-3266228400209737988?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/3266228400209737988/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/din-yalnzca-islamdr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3266228400209737988'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3266228400209737988'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/din-yalnzca-islamdr.html' title='Din yalnızca İslam’dır!'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-7663275365123213547</id><published>2009-09-27T12:23:00.001+03:00</published><updated>2009-09-27T12:25:05.641+03:00</updated><title type='text'>Çürükler. Asıl Çürükler</title><content type='html'>Bazı insanların adını bir yolsuzluk çetesi bağlamında ilk kez duyduğumuzda, genellikle ihtiyatlı bir tutum alırız. Eğer o kişiye herhangi bir nedenden ötürü önyargı beslemiyorsak, haberin yanlış veya haksız da olabileceğini düşünürüz. Her ‘yabancı’ya borçlu olduğumuz bir nesnelliği elden kaçırmak istemeyiz. Derken söz konusu kişi ile ilgili başka bilgiler ortaya çıkmaya başlar ve o kişi bizler için bir yabancı olmaktan çıkar. Aniden o kişiyi ne denli iyi tanıdığımızı idrak ederiz. Daha sonra önümüze çıkan yeni bilgiler artık bizi şaşırtmaz, çünkü o insanı gerçek işleviyle birlikte kavramış durumdayız... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre önce Karargâh Evleri dosyasına el koyup soruşturmayı engellediği iddia edilen bir askerî savcı ile tanışmıştık. İlgili dosya İşçi Partisi’nin TSK içinde yapılandığını öne sürüyordu. Adı Ahmet Zeki Üçok olan albay rütbesindeki askerî savcı ise bu dosyaya ‘bilirkişi’ olarak İşçi Partisi’nden milletvekili adayı bir hukukçuyu atamıştı. Daha sonraları aynı savcının MİT’ten soruşturulmak üzere Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na gönderilen bir dosyayı da tam üç yıl beklettiği ortaya çıkmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçok soyadlı savcının bu tasarrufları ‘savunma’ ve ‘koruma’ amaçlı gözükmekteydi. Korunan şey ise TSK’nın içine nüfuz eden ve muhtemelen oradaki bazı yapılanmalarla da işbirliği içinde olan akçalı veya ideolojik yolsuzluklardı. Demokratik ve sivil denetime muhatap olan modern kurumlar açısından açıkça kabul edilemeyecek olan bu tür uygulamalar, anlaşılan TSK içinde yürütülebilmekteydi. Normalde her kurum kendi içindeki bu tür ‘çürükleri’ ayıklamayı seçerken, belli ki TSK söz konusu çürüklerin gizli kalmasına yol açabilecek bazı imkânlara sahipti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ‘koruma’ müessesesinin yeni bir şey olduğunu ileri sürmek pek kolay değil. Çürükleri barındırma ve kollamaya yönelik tutumun aslında Türkiye bürokrasisinin asli niteliklerinden biri olduğunu tarih okuyanlar bilirler. Bu gelenek kurumsal bir deneyim birikimi de üretmiştir tabii ki... Zaman içinde çürükleri tanıma ve kullanmaya yönelik bir alışkanlık, hatta disiplin bile doğmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla söz konusu askerî savcının son yolsuzluk haberi kimseyi şaşırtmamıştır. Bu seferki suçlamanın bir bölümü TSK’ya ait ‘satılamaz’ şerhli bir arsanın fahiş komisyon karşılığı satılması. Ama diğer suçlama bu kişinin profesyonel kariyeri açısından çok daha anlamlı: Üçok, aralarında bazı dizi oyuncularının da bulunduğu bir grup insana ‘çürük’ raporu sağlamış. Dizi oyuncuları doğru bir tercihte bulunmuşlar... ‘Çürük’ olmak isteyenlerin gidebileceği daha ‘sağlam’ bir adres herhalde zor bulunur. Hayatını bulunduğu kurumu çürütmeye veya zaten çürümeye istidatlı bir yapılanma içinde yükselmeye adamış birinden daha iyi ‘çürük’çü çıkar mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Çürük’çülük mesleğinin münferit bir durum olduğunu sanmayın. Ergenekon davası dosyasında yer alan ve 1. Ordu Komutanlığı tarafından hazırlanmış olan bir raporun, İstanbul Üniversitesi içindeki münafıkların listesini sunduğunu da yeni öğrendik. Rapor bu bilgileri nasıl derlediğini de belirtmiş... Görünen o ki, üniversite içinde ‘devlet sorumluluğu’ taşıyan bazı öğretim üyeleri, kendilerine sunulan ‘çürük’ tespiti fırsatını kaçırmamışlar. Bu tablo karşısında kendisine çete kuran askerî savcıyı yadırgamıyorsunuz. Çalıştığı kurum akademi dünyasını bile ideolojik çürük avına çıkarırken, kendisi de biraz şahsı için çürük avlamış, fazla mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir mesleğin popülerleşmesi, onun bir çekim alanı olmasını da ifade eder. Nitekim ‘çürükçülük’ böylesine makbulken, bazılarının kişisel hayallerini süslemesi çok doğal. Sevil Atasoy da bunlardan biri... Bildiğimiz gibi o da bir profesör ve doğrusu unvanına uygun davranıyor. Yeniden gündeme gelen bilgiler Atasoy’un 2005 yılında İstanbul’daki üç Adlî Tıp Kurumu’nun başındakilerin nasıl birer ‘çürük’ olduğunu TSK’ya raporladığını hatırlatıyor. Aynı kişinin 1998 Mısır Çarşısı patlamasında nasıl delilleri inkâr eden bir rapor hazırlayarak Pınar Selek’in mahkûm ettirilmesine hizmet ettiğini de biliyoruz. Çünkü Atasoy’un ideolojik bakışına göre Selek daha baştan bir ‘çürük’... Ne yaptığı değil, hayata bakış tarzı önemli ve devletimiz o bakıştan pek hoşlanmıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaşananlar uzmanlaşmanın kritik önemini bir kez daha bizlere hatırlatıyor: Eğer içimizdeki çürükleri ayıklamak istiyorsak, bu konuda en bilgili kuruma ve kişilere başvurmak gerekiyor. Çünkü onların kendisi çürük... Nitekim Sevil Atasoy da bir dönem Hürriyet’te yazmış ve galiba oraya ‘kendi branşında’ daha üst bir yerden tavsiye ile gelmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler bu çürük tartışmasını yaşarken, helikopter firması Sikorsky’nin üst düzey bazı askerî personele rüşvet verdiği iddiasının da Ergenekon soruşturmasının 3. iddianamesinde yer aldığını öğrendik. Sikorsky’nin bir yetkilisi ‘etik olmayan hiçbir davranışa müsamaha göstermeyeceklerini’ söyleyerek ‘bizden çürük çıkmaz’ demeye getirmiş ama her nedense bizim tarafa dokunmamış... Herhalde ‘iyi yetişmiş’ biri... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet geldik bu haftanın kişisine... DP’nin çiçeği burnunda genç genel başkanı Cindoruk, bayramlaşma töreninde Ergenekon tutuklularına sahip çıkmış. ‘Eğer demokrasi olsaydı, bunca kıymetli adam bir toplama kampına götürülmezdi’ mealinde bir şeyler söylemiş. Doğrusu yakışmış. Çünkü çürükçülük mesleğinin bir bölümü, kendinize benzemeyenlere çürük demekse, diğer bölümü de kendi çürüğünüze sahip çıkmak olmalı. Tevekkeli değil Cindoruk’a hep ‘devlet adamı’ derler... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cindoruk DP ile ANAP birleşmesinin de ‘önemli bir demokrasi hareketi’ olacağını belirtmiş. Demokrasiyi Ergenekon’un rafa kaldırılması olarak tasavvur eden biri için, bu iki partinin birleşmesinin gerçekten de acayip demokrasi yanlısı bir durum yaratacağı açık. Aslında parti birleşmelerinin demokrasiye bizatihi olağanüstü bir hizmet olduğunu da ekleyebiliriz. Keşke bütün çürük partilerimiz birleşebilse ve aynen o ilk günlerdeki gibi tek partili ‘tam’ bir demokrasimiz olsaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ethem MAHÇUPYAN - Taraf&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-7663275365123213547?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/7663275365123213547/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/curukler-asl-curukler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7663275365123213547'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7663275365123213547'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/curukler-asl-curukler.html' title='Çürükler. Asıl Çürükler'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-4559745100044182611</id><published>2009-09-08T23:36:00.001+03:00</published><updated>2009-09-08T23:36:30.741+03:00</updated><title type='text'>Bale ve yoga serbest Kuran yasak</title><content type='html'>Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, 'Bu topraklarda yaşayan herkesin, hangi nedenle olursa olsun, hiçbir şekilde kendisini ikinci sınıf insan, sözde vatandaş olarak görmeyeceği bir siyasal sistemin yapılanması zorunludur' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mazlum-Der Genel Başkanı Faruk Ünsal ve beraberindeki heyet, Kurtulmuş'u parti genel merkezinde ziyaret etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünsal, ziyarette yaptığı konuşmada, Kur'an kurslarındaki 12 yaş sınırlamasının kaldırılması için bir kampanya başlattıklarını belirterek, Kurtulmuş'tan destek istedi. Ünsal, 'Uzun süredir devam eden bu yanlışın kaldırılması için TBMM'de grubu bulunan partileri de ziyaret edeceğiz' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Numan Kurtulmuş da adalet kavramının önemine değinerek, adaletin olmadığı bir toplumda huzur içinde yaşamanın mümkün olmayacağına dikkati çekti. 'Bu topraklarda yaşayan herkesin, hangi nedenle olursa olsun hiçbir şekilde kendisini ikinci sınıf insan, sözde vatandaş olarak görmeyeceği bir siyasal sistemin yapılanması zorunludur' değerlendirmesinde bulunan Kurtulmuş, bunun yolunun da sivil ve demokratik bir anayasadan geçtiğini söyledi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ÇOCUĞUNUZA BALE, YOGA ÖĞRETEBİLİRSİNİZ AMA KURAN ÖĞRETEMEZSİNİZ"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de, insan hakları ihlalleri konusunda zaman zaman 'akıl tutulması' yaşandığı dönemler olduğunu ifade eden Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'28 Şubat post modern darbesinin akıl tutulması içinde, bu memleketin insanlarının kendi inançlarını öğrenmeleri, yaşamaları, başkalarına teklif edebilmeleri yönünde fevkalade ciddi engeller ortaya çıkmıştır. Bunlardan bir tanesi de insanların 12 yaşından küçük çocuklarına Kur'an öğretmesinin yasaklanmasıdır. Çocuğunuza bale, hatta yoga, hatta Uzak Doğu dinleri, hatta Hristiyanlığı öğretebilirsiniz ancak Müslümanlığın temel kitabı olan Kur'an-ı öğretemezsiniz. Bu memlekette yaşayan ve bu siyasal sisteme muhatap olan insanların yüzde 99'u da Müslüman olan bir çoğunluk.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu uygulamanın çok daha önce kaldırılmış olması gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, Mazlum-Der'in kampanyasını, imza vererek destekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;itibarhaber&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-4559745100044182611?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/4559745100044182611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/bale-ve-yoga-serbest-kuran-yasak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4559745100044182611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4559745100044182611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/bale-ve-yoga-serbest-kuran-yasak.html' title='Bale ve yoga serbest Kuran yasak'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-7293777239917448777</id><published>2009-09-07T22:56:00.002+03:00</published><updated>2009-09-07T22:56:54.893+03:00</updated><title type='text'>Geri Gel Ey Osmanlı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.hayatname.com/dergi/wp-content/themes/Hayatnamev1/phpThumb/phpThumb.php?src=http://www.iyidosya.com/public/2482/Osmanli_Armasi_Duvar_Kagidi_by_Mthan.jpg&amp;h=80&amp;w=80&amp;zc=1"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 80px; height: 80px;" src="http://www.hayatname.com/dergi/wp-content/themes/Hayatnamev1/phpThumb/phpThumb.php?src=http://www.iyidosya.com/public/2482/Osmanli_Armasi_Duvar_Kagidi_by_Mthan.jpg&amp;h=80&amp;w=80&amp;zc=1" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı adası’nın önce zihinlerimizdeki zincirlerinden kurtarılması gerek. Kabul edelim ki, bize sığmayan, fazla gelen, ateşteki tencere gibi kenarından taşan bir tarafı var bu adanın. Çapını 777 bin kilometrekare içerisinden algılamaya çalışmak, cüssesini Anadolu platosuna sıkıştırarak anlatmaya kalkmak, sırtına modern şablonlar giydirmek, efsanedeki zalim Prokrust gibi o görkemli tabloyu kırpıp fakir dolaplarımıza tıkmak anlamına gelir. Prokrust da, tıpkı bizim gibi, standart ebatlardaki yatağına, uzun gelenlerin bacaklarını kırarak, kısa gelenlerin de gövdelerini de uzatarak yatırmıyor muydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O engin ve zengin coğrafyanın bir paftasında yaşıyoruz. Yunanistan’dan Cezayir’e, Yemen’den Moldova’ya, Mısır’dan Gürcistan’a kadar onlarca devlet ve millet onun harita parçaları üzerinde ikamet etmesine rağmen beyinler, tasavvur kabiliyetleri, algı eşikleri, atlasın bütününü kavramaktan aciz hale getirilmiş. Bu yüzden o bütünü her anlama çabamızda ister istemez kendimize benzettiğimiz bir ‘karikatür’ fırlıyor masamıza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Osmanlı mucizesi” denilince, Macaristan’daki sarıklı kadıdan tutun da Somali’deki esmer fellaha, Cezayir’deki ak sakallı deniz gazisine, Adriyatik’teki tecrübeli Raguzalı tüccara, Selanik’teki bıyıkları yeni terlemiş Mevlevi müridine, Süleymaniye’de çalışan Kayserili taşçı ustasına ve mahyacı Abdüllatif Efendi’ye kadar yatay ve dikey dilimler halindeki milyonlarca isim ve resim ile onlarca neslin terlerinden dikilen muazzam bir elbiseyi kastediyoruz. Bu engin coğrafyada yaşayan rengarenk halklar hangi maharetle idare ediliyor, bu denli farklı soydan insan ve cemaat ne tür bir sihirli tutkalla tutturuluyor, hangi sırlı kazanda karıştırılıp onlardan bugün hayran kaldığımız ürünler çıkarılıyordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı, kendisini bir iddia ile kabul ettirdi. Neydi bu iddia? Osmanlı kendisini bir projeyle kabul ettirdi. Neydi bu proje? Osmanlı çağında tam da yapılması bekleneni yaptığı için başarılı oldu. Neydi o yapılması beklenen?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı’nın iddiası, Braudel’in Balkan fütuhatı için söylediği gibi, mevcut düzenden daha insanî, daha akılcı, daha gerçekçi olanı getirmekte yatıyordu. Mevcut çelişkilere önerdiği daha elverişli çözümdür Osmanlı’yı başarılı kılan. Çözümünün alternatiflerinden iyi olduğunu, kabulündeki coşkudan anlayabiliriz: Timur kuvvetleri Ankara Savaşı’nda Osmanlı ordusunu yenince toprakları eski sahiplerine dağıtmıştı. Bir yerde sayaç sıfırlanmış, yüz yıl öncesine dönülmüş oldu. Diğer beyliklere bir şans daha verilmişti. Ama Fetret Devri’nden birkaç yıl sonra görüldü ki, çözüm yine Osmanlılardadır. Diğerleri yine başarısız oldu, Osmanlı önerisi yine kabul gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da bize, Osmanlıların gayet planlı, programlı, uzun vadeli bir strateji izlediklerini gösteriyor. Bunun için Gazi Evrenos Bey’in adımlarını takip etmek yeterlidir. Kuzey Yunanistan’ı adım adım fethederken, arkasında çil çil hanlar, hamamlar, camiler, vakıflar bırakıyordu bu akıncı gazimiz. Böylece “şimşek hızıyla yayılma”nın sırrını da açıklamış oluyordu. Velhasıl, yalnız kılıçla değil, hayır eserleriyle de fethetmiştik Rumeli’yi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı bugün bir çıkış yolu olabilir mi? Bu soru ‘Hangi Osmanlı?’ konusunu gündeme getirir. Eğer Osmanlı’yı bitmiş bir hadise olarak telakki ediyorsanız, evet tarihe karışmıştır. Ondan ancak müzecilik anlamında yararlanabilirsiniz. Oysa benim gibi Osmanlı’nın bitmediğine inanıyorsanız, durum tamamen değişir. Osmanlı, insanlığın şafağından bugüne kadar uzanan “sonsuzluk kervanı”nın görkemli duraklarından biriydi. Bir mücadeleyi devraldı ve bayrağı, atom çağına kadar iyisiyle kötüsüyle getirmeyi başardı. Daha da önemlisi, sancağı ellerimize devretti ve gitti. Gitti mi gerçekten de? Aslında hayır, bir yere gitmedi. Aramıza karıştı. Osmanlı ruhu bizde yaşamaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘İnsanlığın Son Adası’na böyle bakarsanız, sular altında kaldığı için bir kıtayken bir adaya, Anadolu’ya büzülmüş görünen ve bu yüzden de gönül kasları bir yay gibi gerilmiş olan bizlere çok iş düşüyor. Suların çekileceği ve hatta kuruyacağı bir zaman mutlaka gelecektir. Kitabımız, zulüm ebediyen payidar olamayacaktır, demiyor mu? Dünyada zulüm devam ettikçe bir Osmanlı’ya her zaman ihtiyaç duyulacaktır. Buna inanıyorsak, bir zindana çevrilmiş bulunan beyinlerimizi temizlemek ve fıkrada Temel’in başını zindanın duvarlarına vurarak “Hatırla oni!” diye ağlaması örneğinden yola çıkarak, ne olduğumuzu hatırlama çabasına girmemiz gerekir. Bu muharref, bu felç edici, bu kötürüm bırakıcı tarihin zincirlerinden kurtulduktan sonradır ki, kurtuluş umudumuz yeniden filizlenecektir. Yani kurtuluş umudumuz aslında tarihte değil; bizde. Biz tarihte değil, tarih bizde kurtulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;300 yıldır gerileyen bir tarihin evlatları olduğumuz öğretildi bize. Bir başka gözlükle bakınca görüyoruz ki, bu 300 yıl, yükseliş dönemine parmak ısırtacak başarılarla, inceliklerle, adam gibi adam resimleriyle örülü. Karlofça bize bir utanç sayfası olarak okutuldu. Oysa şimdi anlıyoruz ki, Rami Mehmed Paşa’mız, Kutsal İttifak karşısında hiç de yenik bir devletin diplomatı gibi diz çökmemiş, Osmanlılık şeref ve namusunu sonuna kadar korumuştu. Öte yandan Lozan’ın zafer olduğundan övgüyle söz edilir. Oysa Yunanlılardan Anadolu’da zulümlerinin, yaktıkları kasaba ve şehirlerin tazminatını dahi almamış, böylece en azından onları tarihin gözünde suçlu bırakacak en değerli kozu elimizden kaçırmışızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenik düşmüş bir tarihin vârislerinin kalp ve beyinlerinin özgür ve kendine güveni tam olarak yetişmesini bekleyebilir misiniz? Umut, kendimizdedir dostlar. Tarihi yeniden ve farklı bir gözle okumak, karanlık sayfalarında şimşekler çaktırmak bunun için önemli. Onu bir masal kitabı gibi esneyerek okumanın faydası yok. Öğrensek ne olacak o tarihi? Hatta öğrenmesek daha iyi belki de. Önemli olan, bizi geçmişe değil, bugünün kördüğümlerinin üzerine, geleceğin ufuklarına itecek bir tarih okumak ve okutmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, umudumuz tarihte değil. Aksine, tarihin umudu bizde. Baksanıza, tarih, gövdesindeki donmuş enerjiyi boşaltacak yer arıyor ve ayçiçeğinin yüzünü güneşe dönmesi gibi, bize her fırsatta göz kırpıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalif Yahudi yazar İsrael Şamir’in başlıkta alıntıladığım çağrısını bunun için önemsiyorum: “Geri gel ey Osmanlı!” Asırların yirmi birincisi de senin gür sesini hasretle bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Armağan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-7293777239917448777?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/7293777239917448777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/geri-gel-ey-osmanl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7293777239917448777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7293777239917448777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/geri-gel-ey-osmanl.html' title='Geri Gel Ey Osmanlı'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-5491274447936936751</id><published>2009-09-04T23:43:00.001+03:00</published><updated>2009-09-04T23:43:34.648+03:00</updated><title type='text'>Eşref Ziya - Bir Gün Gelir</title><content type='html'>&lt;object width="425" height="355"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.markazislam.com/v/1k6b6v51s&amp;hl=en"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.markazislam.com/v/1k6b6v51s&amp;hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-5491274447936936751?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/5491274447936936751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/esref-ziya-bir-gun-gelir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5491274447936936751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5491274447936936751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/esref-ziya-bir-gun-gelir.html' title='Eşref Ziya - Bir Gün Gelir'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-2334920228776318133</id><published>2009-09-04T08:57:00.002+03:00</published><updated>2009-09-04T09:01:12.421+03:00</updated><title type='text'>İftar ve Türkiye Gerçeği</title><content type='html'>Pek çok insan sıla hasreti çeker gibi “ah eski ramazanlar” diye iç geçiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim geçtiğimiz günlerde gazeteci Can Dündar; “Ramazan, ne oldu sana?” başlıklı eski ramazanları aradığını yansıtan içli bir yazı yazdı.&lt;br /&gt;Ya sizler? Eski ramazanları mı arıyorsunuz, yoksa şimdikiler daha mı güzel? Gelin bu soruya cevap arayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir araya geldiklerinde ‘ah o eski ramazanlar’ diye öykünüp duranlar, herhalde 150–200 sene öncesinden söz etmiyorlar. Olsa olsa kendi yaşadıkları eski ramazanları kastediyor olmalılar. Ülkemizde pek çok insanın ortalama 10 yaş civarında oruç tutmaya başladığını varsayarsak, “ah eski ramazanlar” diye iç geçirilen süre bu nedenle en fazla 60–70 sene öncesini kapsıyor olmalı.&lt;br /&gt;Haydi hep birlikte yakın tarihimize bir bakalım, babalarımızın ya da bizim çocukluğumuzda eski ramazanlar nasıldı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin 60 sene önce (1949’da) bu ülkenin minarelerinde aylardan ramazan bile olsa “Allah’ü Ekber” diye ezan okunması yasaktı. Ezanlar “Tanrı uludur, Tanrı Uludur” diye tangır tungur okunurdu. Biri çıksa orijinal haliyle ezan okumaya kalksa cezası hapisti. Hatta Demokrat Parti hükümeti ezanın Arapça orijinal haliyle okunmasına imkan veren (TCK’ nın 526. Maddesinde) düzenleme yaptığında, yapılan iş sadece ezanın Türkçe dışında bir dilde okunmasına hapis ve para cezası getiren hükmü kaldırmak olmuştu. Ezan bile okunamayan bir ülkede ramazanın hangi güzelliğinden söz edeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahası da var. CHP’nin işbaşında olduğu tek parti döneminde sanki Ramazan ayı ile dalga geçer gibi, “Var ol İnönü” yazılmış mahyalar asılırdı minarelere...&lt;br /&gt;O kadar uzağa gitmeyelim. 30 sene öncesinde bu ülkede 3–5 kişi bir araya gelip dini sohbet yapmaya kalksa ayin yapıyorlar diye şikâyet konusu olur, derdest edilip götürülürlerdi. Bu ülkede bunların hepsi oldu. Canlı tanıkları hala hayatta.&lt;br /&gt;Biri azarladı biri ağırladı...&lt;br /&gt;12 Eylül darbesini gerçekleştiren G. Kurmay Başkanı Org. Kenan Evren daha sonra cumhurbaşkanı oldu. Sadece 20 sene önce, dönemin TOBB Başkanı Ali Coşkun, üyelere iftar verdi diye Çankaya Köşkü’nde Kenan Evren tarafından azarlandı. Şimdilerde ise bizzat Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ yanına kuvvet komutanlarını da alarak iftar yemekleri veriyor. Çankaya Köşkü’nde iftarların ardı arkası kesilmiyor. Türkiye devletiyle milletiyle ramazanın tadına varıyor.&lt;br /&gt;Biraz daha yakına gelelim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 yıl önce bu ülkenin meydanlarında öyle iftar çadırları diye bir adet yoktu. Halka açık Ramazan etkinlikleri yapılmazdı. Şimdi bırakın İstanbul gibi büyük şehirleri, 3–5 bin nüfuslu kasabalarda bile iftar çadırları kuruluyor. Her çadır birer konferans salonu gibi çok farklı ramazan etkinliklerine kucak açıyor. Yoksul vatandaşlarımızın kapılarına yardım paketleri bırakılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son 10 yılda, başta Eyüp Sultan, Sultanahmet olmak üzere Selâtin Camilerinin avluları birer Medine siluetine bürünüyor. Binlerce insan cami avlularının ruhani ikliminde hep birlikte iftar açıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın zamana kadar İslami yayınlarda bu kadar çeşitlilik yokken, şimdilerde fuar alanları kitap sevdalıların beğenisine sunulmuş binlerce eserle hizmet veriyor. Üstelik teknolojinin sunduğu imkanlar eşliğinde görsel malzeme çeşitliliği ile...&lt;br /&gt;Kur’an saklanırdı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedelerinizden dinlemişsinizdir. Bir zamanlar kimse görmesin, başlarına birşey gelmesin diye Kur’an toprağa gömülürdü bu ülkede. Şimdilerde Kur’an’ın indiği ay olan mübarek ramazanda, başta ülkenin 70 bin camisinde olmak üzere, her mahallede çok sayıda evde mukabele düzenleniyor. Yüz binlerce hatm-i şerif indiriliyor. Yollarda, duraklarda, otobüslerde, iş yerlerinde, ellerinde Kur’an, hatm-i şeriflerini tamamlamak isteyen insanlar görüyorum. Ülke boydan boya Kur’an’laşıyor, Ramazanlaşıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakmayın kimi eski toprak sanatçıların ramazan denildiğinde Şehzadebaşı ve Direklerarası etkinliklerinden söz etmelerine… O zaman nispeten seçkinci sınıfa hitap eden o tür etkinliklerin yerine, şimdilerde Anadolu’nun dört bir yanına yayılmış, her kesimden insana hitap eden programlar icra ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel televizyonlarla ilgili kanal çeşitliliği ise ayrı bir şans. Muhafazakârlığıyla öne çıkan kanallarda yayınlanan ramazan programları manevi iklimden esintiler sunuyor, bilgilendiriyor... TRT’nin soğuk savaş dönemini andıran soğuk yüzünden bile artık herkesi kucaklayan, herkese seslenen Mevlana esintileri yayılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkenin on binlerce insanı son yıllarda Ramazan umreleri için kutsal topraklara sel gibi akıyor ve oralardan ülkemize dualar gönderiyor. Hatta o kadar ki, ‘aaa, oda mı umreye gitmiş” denilen çok sayıda tanınmış isim Beytullah’a koşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece Türkiye mi? Dünyanın her yanında ramazanlar artık daha farklı bir coşkuyla yaşanıyor. Bu coşkuyu paylaşmak için Haber7’ye uzaklardan yazan yazar dostları da okumanızı öneriyorum. Örneğin Azerbaycan’dan yazan Lamiya Adilgızı, Azeri diyanet yetkililerin bile bir zamanlar namazdan habersiz olduğu ülkede, şimdilerde ramazanın ülkeyi nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz  aslında neyi arıyoruz?&lt;br /&gt;Ramazanın kendisinde bir değişiklik yok. Aslında biz eski ramazanları değil, ‘eski bizi’ arıyoruz. Özlenen eski ramazanlar değil, bizim o eski samimi duygularımız…&lt;br /&gt;Değişen biziz, yani insan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ah eski ramazanlar” diyenler aslında çocukluk günlerinin ramazanlarını özlüyorlar… Yani, duygularının henüz dünya malı ihtirasıyla kirlenmediği, siyaset ya da ekonomi gündemiyle iğdiş olmadığı, geçim kaygısıyla gölgelenmediği ya da refah seviyesinin getirdiği tüketme yoğunlaşmasıyla perdelenmediği günleri…&lt;br /&gt;Ama bir gerçek var ki, Ramazanlar her geçen yıl daha bir coşkuyla ihya ediliyor bu ülkede. Önemli olan, ne kadar bir coşku ve sarmalanma duygusuyla karşılık verdiğimizdir bu mübarek gün ve gecelere… Ne kadar istifade edebildiğimizdir.&lt;br /&gt;Biz bu iklimin neresindeyiz sorusu, “ah eski ramazanlar” dillendirmesinden daha gerçekçidir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Osman ÖZSOY&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-2334920228776318133?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/2334920228776318133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/iftar-ve-turkiye-gercegi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2334920228776318133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2334920228776318133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/iftar-ve-turkiye-gercegi.html' title='İftar ve Türkiye Gerçeği'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-1006155016876707118</id><published>2009-09-03T23:05:00.001+03:00</published><updated>2009-09-03T23:06:51.275+03:00</updated><title type='text'>Şu hayat denen sofrada...</title><content type='html'>Bir ay kadar önceydi...&lt;br /&gt;Bir şirketin kantininde arkadaşlarla laflıyorduk.&lt;br /&gt;İçeri gözterişli bir genç kadın ve yakışıklı bir genç adam girdi.&lt;br /&gt;Birbirlerinden hoşlandıkları ve daha yakından tanımaya çalıştıkları anlaşılıyordu. Heyecanları onları daha da güzelleştiriyordu.&lt;br /&gt;Gözüm takıldı ister istemez.&lt;br /&gt;Kadın salata, erkek sandviç aldı tabağına. Sonra yanı başımızdaki masaya oturdular.&lt;br /&gt;O sırada fark ettim ki, genç kadının yüzü birdenbire değişti.&lt;br /&gt;Önce "dereotundan nefret ederim" dediğini işittim. "Dereotu" derken insanlardan söz eder gibiydi!&lt;br /&gt;Tek tek ayıkladı dereotlarını. Uzun ve meşakkatli bir operasyondu doğrusu...&lt;br /&gt;Derken sıra maydanoz yapraklarına geldi. Ardından taze soğanlar ayrıldı. Domatesin tattı, yüzünü buruşturdu ve onları da yandaki boş tabağa çıkardı. Önündekilerle sıkıntılı, mutsuz, umutsuz bir kavga içindeydi. Tabağındaki salata daha yemeden yarı yarıya azalmıştı.&lt;br /&gt;Dünyayı, hazları, coşkuyu, neşeyi bir bir eksiltiyordu sanki genç kadın!&lt;br /&gt;Karşısındaki genç adama baktım. Şaşkındı. İçinde birikmiş ilgi ve arzunun bir anda solup sarardığı nasıl da belli oluyordu.&lt;br /&gt;O gün tanık olduğum bu sahne zihnime yapışıp kaldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zihnime yapışıp kalan bir başka sahneye gelince...&lt;br /&gt;Yaz başlarıydı...&lt;br /&gt;Otoyoldan sapmış, kasabalar arsında yol alırken çay kahve içilecek bir yer arıyordum. Buldum.&lt;br /&gt;Yan yana dizilmiş dört masadan birine oturdum, sade kahvemi söyledim.&lt;br /&gt;Az sonra sıska motosikletiyle toza toprağa bulanmış bir delikanlı çıka geldi.&lt;br /&gt;Selamlaştık. Yan masaya oturdu.&lt;br /&gt;Elindeki naylon torbayı açtı. İçinden evden çıkarken alelacele paketlendiği belli iki plastik kap çıkardı. Birinde zeytinler ve domates dilimleri, ötekinde kuru sigara börekleri vardı.&lt;br /&gt;Yanılmadıysam, önce şükrünü mırıldandı, sonra bana birlikte yemeyi teklif etti mahçup bir tavırla...&lt;br /&gt;Teşekkür edip onu kendi haline bıraktım.&lt;br /&gt;Ama çaktırmadan izlemekten de kendimi alamadım.&lt;br /&gt;O kuru böreklerde nasıl bir lezzet varsa, delikanlının yüzünde güller açıyordu.&lt;br /&gt;Her lokmasında dünya çoğalıyor, büyüyor, bereketleniyordu sanki... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya toz pembe değil.&lt;br /&gt;Bunu iyi biliyoruz.&lt;br /&gt;Ama güzelliklerle; bu dünyanın nimetleriyle boğuşmak; dertlerimizin acısını onlardan çıkarmaya kalkışmak niye?&lt;br /&gt;Yukarıda anlattığım sahnelerde yemek var; tat var. Ama bunlar birer sembol! Asıl kastettiğim hayatın tadı!&lt;br /&gt;Hayat bir sofra...&lt;br /&gt;Acısı tatlısı, ekşisi, tuzlusuyla bir sofra...&lt;br /&gt;Biz oraya mum istiyoruz, çiçek istiyoruz, şık bir atmosfer olsun, hatta müzik eşlik etsin istiyoruz!&lt;br /&gt;İstiyoruz da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada sofranın varoluşundaki güzelliği ve anlamı unutmuşuz, haberimiz yok!&lt;br /&gt;Sofradaki tadı da yavaş yavaş alamaz oluyoruz.&lt;br /&gt;Sonra ne mi oluyor?&lt;br /&gt;Mesela şu...&lt;br /&gt;Mutluluk ayağımıza kadar geldiğinde...&lt;br /&gt;İçindeki "dereotlarını" ayıklayacağım diye helak olup sıkıntıyla oradan sıvışıyoruz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haşmet BABAOĞLU&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-1006155016876707118?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/1006155016876707118/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/su-hayat-denen-sofrada.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/1006155016876707118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/1006155016876707118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/09/su-hayat-denen-sofrada.html' title='Şu hayat denen sofrada...'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-5829081386172450628</id><published>2009-08-29T10:57:00.001+03:00</published><updated>2009-08-29T11:00:08.827+03:00</updated><title type='text'>Misafirin getirdiği rızık</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Misafirperverliğiyle ünlü bir sahabi vardı. Hanımı ise her gün kocasının, yanında birkaç misafirle gelmesine artık tahammül edemez olmuştu. Birkaç defa kocasına: "Sen her gün birkaç misafirle geliyorsun, gelen misafirler, çocuklarımızın rızıklarını yiyorlar" diyorsa da kocası, her gün yanında birkaç misafir getirmekte ısrar ediyordu. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın sahabi dayanamayıp, Resûlullah'a şikâyete karar verdi. Resulullah'ın huzuruna çıkıp: "Ey Allah'ın Resulü! Kocam her akşam eve birkaç misafir getiriyor, kocamın kazandıkları hep misafirlere gidiyor. Bir gün hastalanıverse, açlıktan ölmekten korkuyorum" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz (sav) kadının kocasını, huzuruna çağırttı. Adam: "Ben misafirsiz edemem! Soframda misafir olması, bana neşe ve bereket veriyor" diyor ve diretiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kez Peygamberimiz (sav) kadına, bundan sonra fazla değil, bir misafire razı olup olmadığını sordu. Kadın buna da razı değildi: "Ben çocuklarımın rızkını başkalarının yemesine rıza gösteremem" diyordu.&lt;br /&gt;Kadın sinirlenmişti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam hiç olmazsa bir misafirde ısrar edince; kadın boşanmaktansa, bir misafire razı oldu. Fakat o akşam üzeri beyinin, yine eve iki misafirle geldiğini gördü. Kadın sinirlenmişti, içi rahat değildi. Yemek hazırlamak için mutfağa girdi, üç kişilik yemek hazırlayıp tepsiyi kocasına verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz sonra da, misafirlerden birinin çıkıp gittiğini gördü. Hazırlanan yemeklerden biri yenmemişti. Kadın kocasına: "Misafirin biri niçin yemek yemeden çıkıp gitti? diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam, ikinci misafirin farkında değildi: "Sen hangi misafirden bahsediyorsun. Ben bir misafirle geldim, o da içerde işte, diye cevap verdi. Kadın çok iyi görmüştü. Misafirin birisi yemek yemeden çıkmıştı. Bu münakaşanın içinden çıkamayacaklarını anlayan karı-koca, hemen Allah Resulüne müracaata gittiler ve durumu anlattılar.&lt;br /&gt;Misafirin biri rızıktı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onları dinleyen Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Evet! Eve iki misafir gelmişti. Fakat bunlardan birisi insan değil, insan suretine giren rızıktı. Allah Teâlâ, hanımını akıllandırmak için rızkı insan kılığına sokmuştu. Hanımın ise, yine misafirler için bir miktar rızkı gözden çıkarıp hazırladı, ama o rızık, eksilmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu iyi bilesiniz ki, her misafir kendi rızkı ile gelir. Ve kimse, kimsenin rızkını yiyemez, eksiltemez. Hatta misafir, bir evin bereketini artırır ve o evin rızkında artma olur" buyurdular. Tabii ki kadın, bu hadiseden sonra itiraz edecek durumda değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanın Ebu Hanife'si&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul fetih edildikten sonra Ayasofya Müderrisliği, Molla Hüsrev Hazretleri'ne verilmişti. Zamanının insanları ona o kadar değer verirler, hürmet ederlerdi ki, her sabah talebeleri ve halk evinin önünde toplanır, Molla Hüsrev atına biner, talebeleri ve eve gelen esnaf da atının önünde medreseye kadar götürürler, akşam olunca da aynı vaziyette medreseden alıp evine getirirlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuma namazını mutlaka Ayasofya Camii'nde kılan Molla Hüsrev, camiye geldiği zaman bütün cemaat ayağa kalkar ve ta en öndeki yerine varıncaya kadar oturmayıp onun oturmasını beklerlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir defasında Hazreti Fatih de cemaatin Molla Hüsrev Hazretleri'ne bu hürmeti gösterdiklerini ve caminin içinde bile kendisine yol verip ayağa kalktıklarını görünce vezirlerine dönerek manzarayı göstermiş ve: "Molla Hüsrev zamanımızın Ebu Hanife'sidir" diyerek memnuniyetini belirtmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Molla Hüsrev Hazretleri o kadar mütevazı hayat yaşardı ki, birkaç tane cariyesi ve hizmetçisi olduğu halde, kendi çalışma odasını kendisi süpürür, temizler ve kandilini dahi kendisi yakardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Molla Hüsrev Hazretleri 1480 yılında bir Cuma günü ahirete irtihal etmiştir. Allah ondan razı olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Günlük geçiminiz nasıldır?'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şakik bin İbrahim El-Belhî Hazretleri, İbrahim Ethem Hazretleri ile sohbet etmiştir. Zamanın manevi erleri arasındaki o sohbetin nasıl geçtiği insan zekâsının anlayabileceği bir şey değildir. Ne var ki aşağıya aldığımız bir kıssa onların ne kadar Hakk'a teslim olduklarını beyan hakkında küçük bir misaldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün Şakik Belhî Hazretleri ile İbrahim Ethem Hazretleri sohbet ederlerken Hz. Şakik:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Günlük yaşayışınızı teminde nasıl hareket edersiniz' diye İbrahim Ethem Hazretleri'ne sormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim Ethem Hazretleri ona şu cevabı verdi: 'Bir şey bulursak şükrederiz, bulamadığımız zaman da sabrederiz' diye yanıtlamış, Şakik'in sorusunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazreti Şakik'in bu söze cevabı şöyle olmuş: Ya Ethem! Horasan'ın köpekleri bile böyle yapar! Onlar da bulunca yer bulamayınca beklerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim Ethem Hazretleri, Şakik'in bu ilginç yanıtına şaşırarak: 'Öyleyse siz nasıl yaparsınız?' diye sormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şakik Belhî Hazretleri: 'Biz bulduğumuz zaman dağıtır, bulamadığımız zaman da şükrederiz' diye cevap verince, İbrahim Ethem Hazretleri onu alnından öperek: 'Üstad sensin' demiş. [Cevapların tam tersi şekliyle olduğu rivayetler de vardır]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;milligazete&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-5829081386172450628?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/5829081386172450628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/misafirin-getirdigi-rzk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5829081386172450628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5829081386172450628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/misafirin-getirdigi-rzk.html' title='Misafirin getirdiği rızık'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-8205076667914899328</id><published>2009-08-29T10:51:00.003+03:00</published><updated>2009-08-29T10:56:24.224+03:00</updated><title type='text'>İnfak et ki infak olunasın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.milligazete.com.tr/dosyalar/haberler/2009/08/28/136940/infak-et-ki-infak-olunasin-medium-0.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 254px; height: 171px;" src="http://www.milligazete.com.tr/dosyalar/haberler/2009/08/28/136940/infak-et-ki-infak-olunasin-medium-0.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Cömertlik; Hz. Peygamber (sav)'ın ahlakının önemli cüzlerinden biridir. Kendisine gelip isteyen hiç kimseyi boş çevirmeyen Allah Resulü, ümmetine de çok önemli bir işaret göstermiştir. Oruç ve sadaka, cennet yolunun Burak'larıdır. Ramazan ayının sadakayla bereketlendirilmesi konusunda Allah Resulünün, bütün müminlere sayısız müjdeleri vardır.&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ibadetin karşılığının bire bin olduğu, bereket mevsimi Ramazan, Allah yolunda maddi-manevi fedakârlıklarda bulunma ayıdır. Yoksulu, yetimi, yolda kalmışı ve tüm yardıma muhtaçları hatırlama ayıdır Ramazan. Rahmet yağmurlarının mümin kalplere sağanak sağanak yağdığı bir aydır.&lt;br /&gt;"Resulullah, insanların en cömerdiydi!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnfak etme (Allah yolunda harcama) bu ayda yapılacak en güzel işlerdendir. Allah Resulü (sav), bu bereketli ayda infak etmenin en güzel örnekleri bizlere göstermiştir. Kimseyi geri çevirmeyen Hz. Peygamber; İbn Abbas'ın ifadesiyle: ""Resûlullah Efendimiz, insanların en cömerdiydi. Bilhassa Ramazan'da, Cibrîl'le karşılaşınca, önüne kattığı her şeyi sürükleyip götüren bir rüzgâr gibi cömert kesilirdi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Teâlâ: "Doğrusu ahiret, dünya hayatından daha hayırlıdır" buyurmaktadır. Şu halde akıl eden müminler, bu mübarek ay içerisinde, Efendimizin en büyük örneklik teşkil ettiği ihsan ruhuna ve cömertlik anlayışına sahip olmak zorundadır.&lt;br /&gt;Sevdiğiniz şeylerden infak edin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazan ayını fırsat bilip, infakta bulunmak isteyenler için hem Allah Resulünün hayatında hem de Kur'an-i Kerim'de çok açık örnekler bulunmaktadır. Bir rivayete göre, 'bire yetmiş,' bir rivayete göre, 'bire bin' verilen Ramazan ayında, sevdiğimiz ve değer verdiğimiz şeylerden infakta bulunmamız gerekmektedir. Âl-i İmran ve İbrahim surelerinde şöyle buyrulmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir." [Âl-i İmran, 92]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İman etmiş kullarıma söyle: Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler." [İbrahim Suresi, 31]&lt;br /&gt;Allah dilediğine kat kat verir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakirleşme korkusu yaşamanın hiçbir anlamı yok! Allah'a ve indirdiği 'Kitab'a kayıtsız şartsız inanan müminler için mesele oldukça açıktır. Allah, verene verecektir. İnfak edene infakta bulunacaktır. "Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak verip her birinde yüz tane bulunan bir başağın hâline benzer. Allah dilediğine kat kat fazlasını da verir." [Bakara, 261]  Zira bu ay, zamanların en şereflisi ve sevapların katlandığı aydır. Hadiste: "Her Ramazan gecesinde bir melek: Ey hayır isteyen adam, hele kalk şöyle geri gel ve ey şer isteyen adam, hele biraz şerlerden uzak dur, diye nida eder. Ramazan'ın her gecesinde Allah'ın cehennemden azat ettiği bazı kulları vardır" buyrulmuştur. [Tirmizi]&lt;br /&gt;Hz. Peygamber, asla 'Hayır' demezdi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber, kendisini tanıma şerefine nail olmuş tüm insanların ifadesiyle 'insanların en cömerdi' idi. Cömertlik O'nun eşsiz ahlakının en önemli parçalarından biriydi. Cabir (ra) şöyle demiştir: "Resulullah, kendisinden istenen her ne olursa olsun mutlaka verir, asla 'hayır' demezdi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir adam geldi. Allah Resûlü ona, bir vadi dolusu koyun verdi. Bu adam, sonra kavmine döndü: "Ey kavmim! Derhal Müslüman olun. Muhammed öyle veriyor öyle veriyor ki, vallahi asla fakirlikten korkmuyor." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu söyleyen kişi, o sıralarda sadece dünyayı arzuluyor idi. Ancak kısa bir zaman sonra, Allah ve Resulü, o kişiye dünyadaki her şeyden daha sevimli gelmeye başlamış ve sonunda o da İslam'la şereflenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safvan bin Ümeyye der ki: "Allah Resûlü bana verdi de verdi... Bundan önce insanlardan en kızdığım O idi. Bana verir vermez birden gözümde değişti ve insanların en sevimlisi hâline geldi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Cennetteki odalar kimindir?'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz (sav) bir gün: "Cennette birtakım odalar vardır. Dışı içinden, içi dışından gözükür" buyurunca, bir kişi kalktı ve "Kimindir o odalar?" diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâinatın Efendisi de: "Güzel şeyler konuşan, yemek yediren, oruca devam eden ve geceleyin insanlar uykudayken namaz kılan kimselerindir." buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kim bir oruçluya (iftar vaktinde) iftar ettirirse o oruçlunun sevabını aynen o da alır. Hem de oruçlunun ecrinden hiçbir şey eksilmez." [Tirmizi]&lt;br /&gt;Ramazan bir fırsat ayıdır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde bulunduğumuz bu bereketli ve mübarek ayı fırsat bilmek zorundayız. Kendi ahiretimiz için bir fırsat... Bu mübarek ayı, kültürel faaliyetlerle ve eğlencelerle geçirmek yerine daha çok tefekkür ve daha çok infak ile geçirmek durumundayız. Allah'ın bize verdiğinden infak edersek, Allah da bize daha çok verecektir. Denklem oldukça açıktır. Fakir kalma korkusu, Allah'a imanın zayıflığının işaretidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakara Suresinin 262. ayetinde Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." [Bakara, 262]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;milligazete&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-8205076667914899328?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/8205076667914899328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/infak-et-ki-infak-olunasn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/8205076667914899328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/8205076667914899328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/infak-et-ki-infak-olunasn.html' title='İnfak et ki infak olunasın'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-6493520300654984664</id><published>2009-08-29T10:45:00.002+03:00</published><updated>2009-08-29T10:46:59.244+03:00</updated><title type='text'>Allah emrettiği için oruç tutarız!</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Ekranlarını ve sayfalarını hararetle Ramazan programlarına ayıranlar, eğer gerçekten Oruç ayını önemsiyor olsaydılar, orucun farz olduğunu söyleyebilirlerdi. Ama onlar orucun farz olduğunu söyleyemiyorlar, zira orucun farz olduğunu hatırlatmış olsalar, bu farziyet onları başka farzların da olduğu hakikatine ulaştıracaktır. Bu da tamamının uykularını kaçıracaktır. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla Ramazan'ı geleneksel bir kültür havası içinde geçiştirmeye çalışıyorlar. Müslümanlar olarak bu tuzağa düşmememiz gerekiyor. Ramazan ayında her şeyden önce orucun farz olduğu hatırlatılmalı ve oruç ile ilgili bütün cümlelerimizde orucun farz olduğu işlenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar oruç tutarlar çünkü Allah Müslümanlara oruç tutmalarını emretmiştir. Müslümanlar tıpkı Allah'ın diğer emirleri gibi, 'Oruç' emrini de yerine getirirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazan para kapısı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazan ayının gelmesiyle, bütün gazeteler ve bütün televizyon kanalları sayfalarını ve ekranlarını Ramazan ayına ayırmaya başladılar. Yıl boyunca her türlü ahlaksızlığın bayraktarlığını yapanlar bile Ramazanla birlikte bir manevi havaya girmeye başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların gerçekten Ramazan ayından bir hisse almaya çalıştıklarını düşünmek fazla saflık olacaktır. Onların derdi çoğunlukla, Ramazan ayında dinin satılabildiği gerçeğidir. Bu günlerde en karlı ticaret; oruç, iftar, sahur ve namaz üzerinden işlediği için sadece para kazanma derdindeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orucu tüm bedenimizle tutarız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yerde yazılıyor, her yerde söyleniyor; Oruç yalnızca bedenin aç bırakılma hadisesi değildir. Her şeyden önce nefsin zincirlenmesidir. Oruç, insan ruhuna yüksek hassasiyet aşılayan bir devrim eyleminin adıdır. Tam anlamıyla zihinsel bir yenilenme ve hatırlayıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oruç, bedenimizden önce belki ruhumuzu ilgilendiren bir ibadettir. Bize iyilik yapmayı, yumuşak huylu olmayı, yoksullara bakmayı, alçak gönüllü olmayı, acziyetinin farkına varmayı, yetimi korumayı ve ahireti düşünmeyi öğreten bir eylemdir oruç. Kötülükten kaçınmayı ve kötülüğü yasaklamayı, iyiliğe koşmayı ve iyiliği emretmemizi gerektiren bir ibadettir. Bütün yıl unuttuğumuz birçok hakikati tekrar hatırlayabilmemiz için Allah tarafından bize verilen bir fırsat ayıdır Ramazan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'İslam beş esas üzerine bina edilmiştir'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ömer'in oğlu Abdullah (ra) Peygamber (sav)'ın şöyle buyurduğunu işittim demiştir: "İslam beş esas üzerine bina edilmiştir. Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek (Kelime-i şehadet) namaz kılmak, oruç tutmak, Kâbe'yi haccetmek, Ramazan orucu tutmak." [Buhari, Müslim]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cibril soruyor, Peygamber cevaplıyor!&lt;br /&gt;Hz. Ömer'in oğlu Abdullah diyor ki: "Babam Ömer İbn Hattab bana şunu anlattı: 'Ben Hz. Peygamber (sav)'ın yanında oturuyordum. Derken elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam yanımıza çıka geldi. Üzerinde, yolculuğa delalet eder hiçbir belirti yoktu. Üstelik içimizden kimse onu tanımıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelip Hz. Peygamber (sav)'ın önüne oturup dizlerini dizlerine dayadı. Ellerini bacaklarının üstüne koyduktan sonra sormaya başladı: 'Ey Muhammed (sav) bana İslam hakkında bilgi ver?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (sav) açıkladı: İslam, Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmen, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan orucu tutman, gücün yettiği takdirde Beytullah'ı haccetmendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancı, doğru söyledin diye tasdik etti. Biz hem sorup hem de söyleneni tasdik etmesine hayret ettik. Sonra tekrar sordu: Bana iman hakkında bilgi ver? Hz. Peygamber (sav) açıkladı: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanmandır. Kadere yani hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmandır. Yabancı yine, 'doğru söyledin' diye tasdik etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu söz üzerine yabancı çıktı gitti. Ben epeyce bir müddet kaldım. Hz. Peygamber (sav): Ey Ömer sual soran zatın kim olduğunu biliyor musun? dedi. Ben: 'Allah ve Resulü daha iyi bilir', deyince şu açıklamayı yaptı: 'Bu Cebrail Aleyhisselam'dı. Size dininizi öğretmeye geldi.' [Buhari, Müslim]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber'in iftar duası&lt;br /&gt;Muaz ibni Zühre (ra) anlatıyor: Bana ulaştı ki, Resulullah (sav) iftar ettiği zaman şu duayı okurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Allah'ım, Senin rızan için oruç tuttum ve Senin rızkınla orucumu açıyorum. [Ebu Davud, Savm: 22]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;milligazete&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-6493520300654984664?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/6493520300654984664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/allah-emrettigi-icin-oruc-tutarz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6493520300654984664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6493520300654984664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/allah-emrettigi-icin-oruc-tutarz.html' title='Allah emrettiği için oruç tutarız!'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-7215192513699462565</id><published>2009-08-29T10:39:00.001+03:00</published><updated>2009-08-29T10:39:46.468+03:00</updated><title type='text'>Sünnet olmak Amerika'da zorunlu oluyor!</title><content type='html'>AIDS virüsü ile mücadelede çaresiz kalan Amerikan Sağlık Bakanlığı radikal bir karara imza atmak üzere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Sağlık Bakanlığı, AIDS'in yayılmasını durdurmak için ülkede doğan tüm erkek bebeklere sünneti zorunlu hale getirmeyi planlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'de yayınlanan New York Times gazetesinin haberine göre Kenya, Güney Afrika ve Uganda'da yürütülen araştırmalarda sünnet edilen erkeklerde AIDS'e yol açabilen HIV virüsünün bulaşma riskinin yüzde 60'lara kadar azaltıldığı belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Sağlık Bakanlığı'na bağlı olarak çalışan Salgın ve Hastalık Önleme Merkezi ise bu çalışmaları dikkate alarak bu yılın sonunda yayınlayacağı bir raporla sünnetin ABD'de dünyaya gelen tüm erkek bebekler için zorunlu hale getirilmesini tavsiye edecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Bülteni&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-7215192513699462565?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/7215192513699462565/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/sunnet-olmak-amerikada-zorunlu-oluyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7215192513699462565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7215192513699462565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/sunnet-olmak-amerikada-zorunlu-oluyor.html' title='Sünnet olmak Amerika&apos;da zorunlu oluyor!'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-845268551827703180</id><published>2009-08-29T10:36:00.001+03:00</published><updated>2009-08-29T10:36:58.273+03:00</updated><title type='text'>Oruçluyu iftar ettirmenin sevabı</title><content type='html'>Resul-i Ekrem Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Kim bir Müslüman kardeşine iftar vakti yemek yedirirse, onun sevabı kadar da kendisine sevap yazılır. Yemek yedirdiği kimselerin sevabından da hiçbir şey eksilmez." [Tirmizi, İbn Mâce]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davette mükellef sofraya gerek var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazan ayının başlamasıyla iftar davetleri, misafirlikler ve yoksulu koruyup gözetme hassasiyeti daha da artar. İnsanlar eş, dost ve akrabalarının davetlerine gider, onları davet eder hep birlikte Ramazan bereketinden nasiplenmek ümidiyle iftar edilir. Misafirlik, hem insanların birbirlerine yaklaşmalarını sağlar, hem de yardımlaşma ve cömertlik duygularını canlandırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ın Resulü, sofralarımızda yetimlere, yoksullara ve salihlere yer açmamızı tavsiye ediyor bize. Bereketten faydalanmamız için soframızda salihlere yer vermek durumundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak davet deyince, hemen akla çok çeşitli ve mükellef bir sofra gelir. Bu hem Allah Resulünün sünnetine aykırı bir yaklaşım hem de yanlış bir düşüncedir. Eş ve dostlarına davette bulunan bir mümin, mükellef bir sofra kurmak için imkânlarını zorlar ve çoğu kez bütçesini aşan masraflara girişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maddi durumu iyi olanlar için, misafire ikram edilen yiyeceklerin çok ve çeşitli olması rahmettendir ancak maddi durumu uygun olmayanlar için aynı husus uygun olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkramın abartılması da hem davet eden hem de davet edilen için sıkıntı olacaktır. Çünkü mükellef bir sofra hazırlığına girişmek her zaman ve her davette mümkün olmayacağı için, farz olan dost ve akraba ziyaretlerine engel teşkil edecektir.&lt;br /&gt;"Yemeğinizi iyi insanlar yesin"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kardeşimizin iftar davetine gidip, yiyip içtikten sonra ona dua etmek de bir sünnettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim Abdullah İbn Zübeyr (ra)'nın anlattığına göre, Resul-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, Sa'd İbn Muaz (ra)'nın evinde iftar yapmış ve onlara şöyle dua etmişti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yanınızda hep oruçlular iftar etsin. Yemeğinizi iyi insanlar yesin. Melekler de size dua ve istiğfarda bulunsun." [Müsned]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İftar verene meleklerin duası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Ramazan ayında kim helal kazancından bir oruçluyu iftar ettirirse, Ramazan'ın bütün gecelerinde melekler ona dua eder ve Kadir Gecesinde Cebrail (as) onunla musafaha eder (tokalaşır). Cebrail (as) kiminle musafaha ederse, onun kalbi incelir ve gözlerinin yaşı çoğalır." Ravi der ki: "Ya Resûlullah! Oruçluyu iftar ettirecek bir şeyi yoksa ne yapacak? Bana bildir" dediğimde: "Bir avuç yiyecek de yeterlidir" buyurdu. Ben, "Bir lokma ekmek de bulamazsa?" deyince: "Birazcık su ile karıştırılmış süt ikram eder" buyurdu. Ben, "Yanında o da yoksa?" deyince. Allah Resulü: "Bir içim su" buyurdu. Ramazan ayı girince meleklerin oruç tutanlara dua ettikleri konusunda Hz. Ali (ra) şu hadisi rivayet eder: Ramazan ayı girdiğinde Yüce Allah, Arş'ın taşıyıcısı olan meleklere şu emri verir: "Haydi kendi tespihlerinizi bırakın artık, Muhammed ümmeti için istiğfarda bulunun!" [Râmuzu'l-Ehâdîs]&lt;br /&gt;Oruçlunun duası kabul olur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Hureyre (ra) rivayet ediyor: Peygamber (sav) Efendimiz buyurdular ki: "Üç kişi vardır ki; duaları reddedilmez (mutlaka kabul edilir); Oruçlunun iftar vakti yaptığı dua, Adaletle hükmeden hükümdarın duası ve mazlumun duası (bedduası). Allah mazlumun duasını hemen katına yükseltir. Ona sema kapıları açılır. Allah Teâlâ o mazluma hitabederek: "İzzetim hakkı için vakit uzasa da, sana yardım (duanı mutlaka kabul) edeceğim." Buyurur. [Tirmizi, İbn Mace]&lt;br /&gt;Allah'ın rahmetinde gölgelenecek yedi kimse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi kimse var ki, Allah onları hiçbir gölgenin (sığınağın) olmadığı kıyamet gününde kendi (rahmet) gölgesinde gölgelendirir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Adaletle hükmeden hükümdar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Allah'a ibadet işinde yetişen genç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Kalbi mescide (camiye) bağlı olan kimse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Allah için birbirlerini seven, O'nun için bir araya gelip, O'nun için ayrılan iki kişi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Güzel ve içtimai mevkie sahip bir kadın tarafından davet edildiğinde, "Ben Allah'tan korkarım" deyip o daveti kabul etmeyen kimse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Sadakayı öyle gizli veren, sol eli sağ elinin ne verdiğini bilmeyen kimse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Kimselerin bulunmadığı, tek başına Allah'ı zikrederken gözlerinden yaş boşanan kimse. (Sahih-i Buhari)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;itibarhaber&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-845268551827703180?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/845268551827703180/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/orucluyu-iftar-ettirmenin-sevab.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/845268551827703180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/845268551827703180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/orucluyu-iftar-ettirmenin-sevab.html' title='Oruçluyu iftar ettirmenin sevabı'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-6441915152481897968</id><published>2009-08-26T23:51:00.000+03:00</published><updated>2009-08-26T23:52:17.232+03:00</updated><title type='text'>Ramazan'da yapılan 14 genel hata</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://image.samanyoluhaber.com/Images/News/2009825/83355.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 296px; height: 220px;" src="http://image.samanyoluhaber.com/Images/News/2009825/83355.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ramazan'ın havasına uymayan ve Ramazan boyunca en çok yapılan ortak hatalardan bazılarının "bütün gün uyumak, aşırı televizyon seyretmek ve orucu sigarayla açmak olduğu" bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dubai İslami İşler ve Hayır Faaliyetleri departmanı tarafından internet sitesinde yayınlanan özel Ramazan dosyasında dünyada birçok müslümanin evinde kutsal ay boyunca görülen 14 ortak davranış ele alındı. Aşırı süslenmiş ve israfa kaçılmış iftar sofraları ile kadınların bu hazırlıklar için harcadığı zaman listenin en başında sayıldı. Orta halli ailelerin bile iftar sofralarını pahalı ve çeşitli yiyeceklerle donatmaya çalıştığı ve ev kadınlarının tüm günlerini ibadet ve manevi işlerle geçirmek yerine mutfakta yemek hazırlamakla harcadığı belirtildi. Kadınların sıkça yaptığı hatalar arasında dua ve ibadetlere yeteri kadar zaman ayırmama ve aşırı parfüm ve makyaj yaparak erkeklerin de bulunduğu camilere gitme sayıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetkililer, Müslüman ailelerin televizyon başında özellikle popüler Ramazan programları ve dizileri takip ederek tüm akşamlarını harcadıklarını ve oruçtan kazandıkları sevabı neredeyse kaybettiklerini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara ile orucun açılmasına şiddetle karşı çıkan departman yetkilileri bunun çok büyük bir hata olduğunu belirtti ve Ramazan'ın bu kötü huyu bırakmak için fırsat olarak değerlendirilmesini istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı İslam alimlerinin sağlığa zararlı olduğundan dolayı sigara içmenin tamamen yasak olduğunu söylediği ve geçen yıl resmi makamların kamuya ait alanlarda başkalarına da zarar verdiği için sigara içmeyi yasakladığı hatırlatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Listedeki diğer hatalar arasında oruçlu iken Müslümanların yeme ve içmeden uzak durup gıybet, dedikodu, iftira ve kötü söz söyleme gibi huylardan vazgeçmemesi sayıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle Ramazan'ın son 10 gününün iyi değerlendirilmesini hatırlatan yetkililer, Müslümanların vakitlerini hayırlı işlerle geçirme yerine alışverişe çıktığını ve gereksiz harcamalarda bulunduğunu kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cihan haber&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-6441915152481897968?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/6441915152481897968/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/ramazanda-yaplan-14-genel-hata.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6441915152481897968'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6441915152481897968'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/ramazanda-yaplan-14-genel-hata.html' title='Ramazan&apos;da yapılan 14 genel hata'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-529798200951526893</id><published>2009-08-24T23:56:00.002+03:00</published><updated>2009-08-24T23:57:06.843+03:00</updated><title type='text'>İstiklal Marşı'nı değiştirmek istemişler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.timeturk.com/images/news/200820092116145149427_2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 314px; height: 209px;" src="http://www.timeturk.com/images/news/200820092116145149427_2.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İstiklal Marşı kabul edildikten sonra, batıyı çok fazla yerdiği ve marşta Atatürk’ten bahsedilmediği için 1925 yılında bir marş yarışması daha yapıldığı ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmen Kasım Kocabaş’ın eski yazma ve matbu eserlere duyduğu merak İstiklal Marşı yarışmasının sadece bir sefer düzenlenmediğini ortaya çıkardı. 1921 yılında kabul edilen ve Mehmet Akif Ersoy’a ait olan İstiklal Marşı’nın batıyı çok fazla eleştirdiği ve Atatürk’ten bahsetmediği gerekçesiyle yeni bir ulusal marş için 1925’te tekrar bir yarışma düzenlendi. Yarışmaya 50 civarında başvuru oldu ancak İstiklal Marşı’nın millet tarafından benimsenmesi sebebiyle İstiklal Marşı’nda bir değişiklik olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESKİ ESERLERE MERAKLIYIM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski yazma ve matbu eserlere çok meraklı olduğu dile getiren Kasım Kocabaş, bu tür belgeleri hem kütüphanelerden hem de internetten sürekli takip ettiğini dile getirdi. İstiklal Marşı’nın kabulünden sonra yapılan bu diğer yarışmayla ilgili olan bilgiye internet üzerinde araştırma yaparken ulaştığını söyleyen Kocabaş, “Ben 6-7 yıldır internet üzerinden yazma eserler alarak bu Konya Yazma Eserler Kütüphanesi’ne getiriyordum. Buraya 100’ün üzerinde eser kazandırdım. Ben bu yarışmanın olduğunu ve bu yarışmadan kalan el yazması eserlerin olduğu bir alışveriş sitesinde öğrendim ve hemen bunları satan kişiyle irtibata geçtim. Ankara sahaflık yaptığını öğrendim ve bu eserleri hemen satın aldım” diye konuştu. Belgeler eline ulaştıktan sonra bunların üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapan Kocabaş, böyle bir yarışma yapıldığının bilgisine ulaştığını ve bunu TBMM’ye sorduğunu ve böyle bir yarışmadan haberdar olmadıklarının cevabını aldığını dile getirdi. Kocabaş, bu eserlerin çok önemli olduğunu söyleyerek, “Ben yaptığım araştırmalar neticesinde ikinci bir marş yarışmasının yapıldığını anlayınca bu belgelerin hemen bir örneğini aldım. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Kültür (Hars) Müdürlüğü tarafından düzenlendiğini ve 57 başvurunun yapıldığını tespit ettim” dedi. Bu yazma eserleri bulmasının kendisi için hiçbir çıkar sağlamadığını dile getiren Kocabaş bu işi tamamen sevdiği ve böyle şeyleri merak ettiği için yaptığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÜLTÜRE YAPILMIŞ BİR HİZMET&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasım Kocabaş’ın böyle bir durumun varlığının ortaya çıkarmasının ve hiç vakit kaybetmeden eline geçirdiği yazma eserleri kütüphaneye teslim etmesinin kültüre yapılmış bir hizmet olduğunu dile getiren Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü Bekir Şahin, “Biz bu eserler elimize geçtikten sonra, korunmadığından yıprandığını gördük ve hemen sterilizasyon çalışmasını başlattık. Daha sonra tamirat işlemine geçtik. Bu tamiratın bir yıl sürmesini bekliyoruz. Eserlerde çürümüş olan yerler var. Bunlara gerekli olan eklemeleri yapacağız. Bunun düzenlemesini Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Caner Arabacı ile birlikte yapacağız. Kütüphanemiz yazma eserlerin, nadir ve önemli bilgilerin bulunun bir yer. Bu belgelerin kütüphanemize kazandırılmasıyla birlikte, arşivimiz daha da zenginleşti. Öğretmen maaşıyla artırdığı parayla böyle eserleri kazanmamıza vesile olan Kasım Kocabaş’a çok teşekkür ediyorum” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEDEN BİR YARIŞMA DAHA YAPILDI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklal Marşının 1921’de meclis kararıyla kabul edildikten sonra neden tekrar bir yarışmaya gidildiğinin sorgulanması gerektiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Caner Arabacı, “İstiklal Marşı, batı medeniyetlerine ‘tek dişi kalmış canavar’ benzetmesini yapması nedeniyle her tarafta beğenilmiyor. Atatürk bu marşın kabulünden sonra marşı meclisin en ön sırasında ve ayakta dinliyor. Bunların kültür tarihimiz açısından önemli bir yeri vardır. Türkiye yazılan ilk İstiklal Marşı’nı benimsedi ve daha sonra kültürel değişim konusunda önemli adımlar atıldı. Her şeyden önce bir marş düzenlenmesine gidilmek istendi ama milletimiz İstiklal Marşı’nı öyle çok benimsedi ve maaşımızda bir değişiklik olmadı” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;timetürk.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-529798200951526893?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/529798200951526893/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/istiklal-marsn-degistirmek-istemisler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/529798200951526893'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/529798200951526893'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/istiklal-marsn-degistirmek-istemisler.html' title='İstiklal Marşı&apos;nı değiştirmek istemişler'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-1396203239470766006</id><published>2009-08-24T23:51:00.004+03:00</published><updated>2009-08-24T23:53:14.415+03:00</updated><title type='text'>Hürriyet'ten iftara şaraplı pilav</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://image.samanyoluhaber.com/Images/News/2009823/83249.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 296px; height: 220px;" src="http://image.samanyoluhaber.com/Images/News/2009823/83249.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Doğan Grubu'nun gazetelerinden Hürriyet'in Kelebek ekinde imza atılan bir skandal “pes” dedirtti.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yıl olduğu gibi bu yıl da Ramazan ayı nedeniyle okurlarına kupon karşılığında Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Meali'ni veren Hürriyet, diğer yandan da okurlarına şaraplı pilav tavsiyesinde bulundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir Yemek Masalı” başlıklı köşede verilen yemek tarifinde tam anlamıyla bir skandala imza atıldı. Hürriyet gazetesi, mübarek Ramazan ayında “Kaş yapayım derken göz çıkarttı” ve verdiği yemek tarifinin içine şarabı da kattı. Hürriyet gazetesinin Kelebek ekinde geçtiğimiz Cuma günü Sahrap Soysal'ın köşesinde verdiği yemek tarifi görenleri adeta şaşkına çevirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazısında, “Ramazan ayı bizim için kutsal bir aydır” diyen Soysal, kutsala saygıyı aynı yazısında verdiği yemek tarifinde gösteremedi. Yazısında öncelikle Osmanlı dönemindeki iftar sofralarından bahseden Soysal, köşesinin sağ kısmında ise ‘etli pilav' tarifi verdi. Yemeğin içine katılması gereken malzemeleri bir liste halinde veren Soysal, yemeğe 2 bardak şarap atılması gerektiğini ve markasının da önemli olmadığını ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;itibarhaber.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-1396203239470766006?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/1396203239470766006/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/hurriyetten-iftara-sarapl-pilav.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/1396203239470766006'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/1396203239470766006'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/hurriyetten-iftara-sarapl-pilav.html' title='Hürriyet&apos;ten iftara şaraplı pilav'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-6504012894236029654</id><published>2009-08-16T12:36:00.002+03:00</published><updated>2009-08-16T12:39:24.000+03:00</updated><title type='text'>Başarısız olmanız için tavsiyeler</title><content type='html'>Hayatı yaşamak yerine ıskalamak, bir de “sevimsiz” ve de “başarısız” olmak istiyorsanız, aşağıdaki önerileri uygulamalısınız...&lt;br /&gt;* İnanmanız gerekenden, kuşkulanın!..&lt;br /&gt;* Güvenmeniz gerekirken, sorgulayın!..&lt;br /&gt;* Emin olmanız gerektiğinde ise daima tereddüt gösterin!..&lt;br /&gt;* Sevginizi açığa vuracağınıza, etrafınıza kin saçın!..&lt;br /&gt;* Cesaret göstermeniz gerektiği an kaçın!..&lt;br /&gt;* Risk üstlenmeniz gerekirse, bekleyin: Gün doğmadan neler doğar!..&lt;br /&gt;* Kendinizi garantiye almadan adım atmayın...&lt;br /&gt;* Duygularınıza boş verip mantığınızla övünmeyi sürdürün!.. (Bu arada duyguların da bir mantığı var).&lt;br /&gt;* Erkekseniz, “Erkekler ağlamaz” sözünü olur olmaz tekrarlayın; kadınsanız, “Her başarılı erkeğin arkasında başarılı bir kadın var” sözünde teselli aramaya devam edin!..&lt;br /&gt;* Umutlarınızı, beklentilerinizi ve kararlarınızı sürekli erteleyin: “Sabah ola hayrola” deyin, akşam yapmanız gerekeni, “sabah ola hayrola” deyip yarına bırakın! Her ortamda “şimdi”yi, “sonra”ya erteleyin!..&lt;br /&gt;* Konuşun, ancak harekete geçmeyin. Kaplumbağa gibi kabuğunuzun içinden çıkmayın!..&lt;br /&gt;* Beklenmedik her olay karşısında paniğe kapılın. Sık sık yakın çevrenize ne kadar şanssız ve talihsiz olduğunuzu anlatıp sızlanın!..&lt;br /&gt;* Çözümü değil, sorunları konuşun. Çözüme kilitlenmeniz gerektiğinde, soruna kilitlenin!..&lt;br /&gt;* Her küçük sorunu “büyük sorun” olarak görün ve uykularınızı kaçırın!..&lt;br /&gt;* Geçmişte yaşadığınız mutsuzlukları düşünüp mutsuz olun ve bunları çevrenizle de paylaşın!.. &lt;br /&gt;* Kendi eşinizden, çocuklarınızdan ve en yakınlarınızdan başlayarak tanıdığınız tanımadığınız tüm insanlara kaba davranın!..&lt;br /&gt;* Sürekli olarak kapalı alanlarda yaşayın, ilkbahar, hatta yaz da gelse fark etmez görünün!.. &lt;br /&gt;* Hiçbir sorununuzu paylaşmayın, kimseyle konuşmayın!..&lt;br /&gt;* Eve daima geç gelin, evden hep erken çıkmaya çalışın!.. &lt;br /&gt;* Kitap filan okuyup çocuklarınızla oynayarak zaman kaybedeceğinize (!) zamanınızı televizyon seyrederek değerlendirin!..&lt;br /&gt;* Eve her gelişinizde bağırıp çağırın ki, geldiğinizi herkes fark etsin!..&lt;br /&gt;* Otoriter olun, yeri geldiğinde yumruğunuzu masaya vurmayı bilin!.. (Bir başka yumruk gözünüzde patlayana kadar bu yöntem işe yarar)&lt;br /&gt;* Birlikte çalıştığınız, ya da birlikte yaşadığınız insanlara sert davranın ki, sizi “şef-müdür-âmir-patron-ana-baba-koca-karı” olarak görüp çekinsinler. Bunlar yüz vermeye gelmez; yüz verirseniz alimallah tepenize çıkarlar!..&lt;br /&gt;* Sürekli övünün. Çevrenize sık sık hayatta yakaladığınız fırsat ve imkanları anlatın. Servetinizden söz edin!..&lt;br /&gt;* İnsanlar anlaşılmazdır! Bu yüzden onları anlamaya değil, düzeltmeye ve kullanmaya bakın!..&lt;br /&gt;* Çocuklarınıza, “Ben sizin yaşınızda iken...” diye başlayan nutuklar atın!..&lt;br /&gt;* Sizden beklentileri olan insanların beklentilerini boşa çıkarın!..&lt;br /&gt;* Yakınlarınız hakkında dedikodu yapın, herkesi çekiştirin!..&lt;br /&gt;* Hayatta kolaycı olun: Hiçbir konuda kafa patlatmayın, hadiseleri analiz etmeyin; ya kabul edin, ya da reddedin!.. &lt;br /&gt;* Evinizi ve işyerinizi kullanmadığınız eşyalarla tıka basa doldurun: Belki bir gün lazım olur!..&lt;br /&gt;* Muhtaçlara sırt çevirin, mal varlığınızı bencilce salt kendinize harcayın!..&lt;br /&gt;* Özür dilemeniz gerekse bile, başta eşiniz olmak üzere, kimseden özür dilemeyin! &lt;br /&gt;* Her konuda haklı olduğunuza, haksız olsanız bile size hak verilmesi gerektiğine inanın!..&lt;br /&gt;* Asla hayal kurmayın. “Ben gerçekçiyim, realistim” sözünü sık sık kullanın!..&lt;br /&gt;* Sevmeyi, hele de bunu göstermeyi aklınızdan bile geçirmeyin! Bunlar zayıf insanlara göredir! Hatta sevmekten ve sevilmekten, ölümden korkar gibi korkun. &lt;br /&gt;* Sorunları aşmada sık sık kaba kuvvete başvurun!..&lt;br /&gt;* Tesadüfen yaptığınız birkaç iyiliği sürekli olarak anlatın!..&lt;br /&gt;* Hayattan ders almayın, değişmeyin, hep aynı kalın!..&lt;br /&gt;* Her söze “ben.. ben” diye başlayın, herkesin sözünü kesin, gururlanın!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kafada devam ettiğiniz taktirde, bin yıl yaşasanız bile ne yaşamayı öğrenebilirsiniz, ne de mutlu olmayı başarabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama tabii hayat sizin: Siz bilirsiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavuz BAHADIROĞLU&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-6504012894236029654?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/6504012894236029654/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/basarsz-olmanz-icin-tavsiyeler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6504012894236029654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6504012894236029654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/basarsz-olmanz-icin-tavsiyeler.html' title='Başarısız olmanız için tavsiyeler'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-7344543792581216605</id><published>2009-08-16T11:36:00.001+03:00</published><updated>2009-08-16T11:37:26.286+03:00</updated><title type='text'>Bilimsel olarak İslam en doğru din</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.internethaber.com/images/news/71886.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 190px;" src="http://www.internethaber.com/images/news/71886.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Japon bilimadamı İslam üzerine bir araştırma yaptı. Kuran okunurken moleküllerin en doğru dizilime kavuştuğunu gördü!&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam'ın en mükemmel ve doğru din olduğu "moleküler" olarak saptandı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japon bilim adamı Masaru Emoto, su molekülleri üzerine yaptığı araştırmalarda Kuran okurken veya hoca ezan okurken, sudaki moleküller meydana gelen titreşimle mükemmel bir altıgen dizilime ulaştığını saptadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emo kısa bir süre önce Mısır'a giderek Kahire Üniversitesi'nde yaptığı araştırmanın sonuçlarını meslektaşları ile paylaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İSLAM EN DOĞRU DİN"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır devlet televizyonunda Japon bilim adamının elde ettiği bulgular profesörler tarafından tartışmaya açıldı. Kuran okunurken suyun nasıl değiştiğini tartışan bilim adamları, insan vücudunun yüzde 70'inin sudan oluştuğundan yola çıkarak İslam'ın en doğru din olduğu sonucuna vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Kuran okuyan ve Allah'a duan eden insanların huzur ve mutluluk duymasının sebebinin de bu olduğu öne sürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda daha fazla araştırmalar yapılması gerektiğine işaret eden Mısırlı akademisyenler, Kuran sesinin su moleküllerini değiştirmesi ile ibadet edenlerin şiddetten uzak durması arasında da bir bağlantı olduğunu savundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;internethaber.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-7344543792581216605?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/7344543792581216605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/bilimsel-olarak-islam-en-dogru-din.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7344543792581216605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7344543792581216605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/bilimsel-olarak-islam-en-dogru-din.html' title='Bilimsel olarak İslam en doğru din'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-417010062586303136</id><published>2009-08-15T14:52:00.001+03:00</published><updated>2009-08-15T14:52:40.924+03:00</updated><title type='text'>Ömer KARAOĞLU - Şehit Türküsü</title><content type='html'>&lt;embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-9176829750111759606&amp;hl=tr&amp;fs=true" style="width:400px;height:326px" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" type="application/x-shockwave-flash"&gt; &lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-417010062586303136?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/417010062586303136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/omer-karaoglu-sehit-turkusu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/417010062586303136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/417010062586303136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/omer-karaoglu-sehit-turkusu.html' title='Ömer KARAOĞLU - Şehit Türküsü'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-1469302108261658384</id><published>2009-08-15T14:48:00.001+03:00</published><updated>2009-08-15T14:48:20.287+03:00</updated><title type='text'>Bu kıssadan hisse almalısınız</title><content type='html'>Kur'ân okuyanlar Hz.Zülkarneyn'in ismine orada rastlarlar.Allah'ın bu sevgili dostunun peygamber olup olmadığı net beyan edilmemiş Kur'ân-ı Kerîm'de. Ama O'nun veli/Allah'ın dostu olduğu kesin. Önemli olan da burası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rivayetlere göre Hz.Zülkarneyn hükümranlık ve zenginlik nimetleriyle mükâfatlandırılmış bir dost.Tabii tutulduğu imtihanı başarıyla vermiş bir kahraman.Hakiki Müslümanlık en büyük kahramanlık; öyle değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz.Zülkarneyn aleyhimüsselam vefatı yaklaştığını anlayınca yakınlarına şu vasiyette bulunmuş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ben ölünce beni tabutuma koyduğunuzda kollarımın ikisini de taputun dışına çıkarın. Avuçlarımdan birine altın, gümüş, elmas ve çeşitli mücevheratlardan birer tane koyun. Öbür avucum boş olsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakınları sormuşlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Böyle olmasını istemenizin sebebi nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz.Zülkarneyn vasiyetinin sebebini/gerekçesini şöyle açıklamış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Benim cenazemde bulunanlar, dolu avucuma bakıp düşünsünler ve şu neticeye varsınlar: "Ey Zülkarneyn, geldin bu dünyaya mevkin oldu, mansıp sahibi oldun.Servet kazandın, sayısız mala mülke sahip oldun."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra boş avucuma baksınlar. Bu defa da: "Ya Zülkarneyn! İşte dünya böyle. Bak bu servetinden, mevkiinden hiç birini ahirete götüremiyorsun. Geride bıraktıklarına ne büyük ibret oldun..." diye düşünüp akledebilsinler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar için bu kıssadan alınabilecek çok büyük dersler var. Neden Müslümanlar dedim? Çünkü Müslüman, aklını imanının emrine verip, onu kurtuluşu için kullanabilen, iyiyi kötüden ayıredebilen kârını-zararını düşünebilen insan demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüman mal sahibi, mülk sahibi olacak; lâkin, hani bunun ilk sahibi esprisini asla unutmayacak. Dünyaya ait imkanlara kalbini kaptırmayıp onları avucunda tutmasını, olması gerektiği gibi kullanmasını bilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümana miskinlik zinhar/katiyyen yakışmaz.Onun dünyası, olması gerektiği gibi olacak. Ahiret de dünyada kazanılacağından herşeyi buna vesile olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaflet de Müslümana uygun düşmez. Gafletin sonu dalâlet/sapıklıktır. Bu hususta şu kıssa insana ne büyük hisse aldırır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamın biri Sahabe'den Ebu'd-Derda'ya gelir. Der ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İyi insan olmak arzusundayım.Lâkin kalbimde maraz/hastalık var. Bana Hz. Muhammed'in eczanesinden ilâç, Kur'ân'dan bir şifa tavsiye et!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu'd-Derda der ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hastahaneleri dolaş, cenaze namazı kıl, kabirleri ziyaret et.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu adam denilenleri yapar, fakat deva bulamaz. Tekrar gelir halini bu güzel insana arz eder. Bu defa Ebu'd-Derda (RA) der ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hastaneleri dolaşmışsın, hastaların feryadını kulakların duymuş ama kalbin duymamış,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Cenaze namazı için cenazenin önüne durmuşsun ama onların çığlıklarını işitmemişszin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kabirleri ziyaret etmişsin ama onların kabirdeki hallerini görememişsin. Senin kalbindeki hastalık gaflettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah (CC) herkesi hab-ı gafletten/gaflet uykusundan uyandırsın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlüt ÖZCAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-1469302108261658384?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/1469302108261658384/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/bu-kssadan-hisse-almalsnz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/1469302108261658384'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/1469302108261658384'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/bu-kssadan-hisse-almalsnz.html' title='Bu kıssadan hisse almalısınız'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-2623453609842842954</id><published>2009-08-15T14:46:00.001+03:00</published><updated>2009-08-15T14:46:58.263+03:00</updated><title type='text'>Sesimiz neden ulaşmıyor?</title><content type='html'>İnsan kalbine ulaşmanın ana ilkeleri&lt;br /&gt;Al-i İmran suresi 159. ayetinde Rabbimiz, Peygamberine hitap ederek, yirmi üç yılda büyük bir insan kitlesini etrafında toplamasındaki başarının sırrını açıklamış ve bize, insan kalbine ulaşmanın ana ilkelerini öğretmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumuşak davranmak; Sert ve katı kalpli insanlar, dilediklerini yapabilirler; ama etraflarında onları seven sayan insan bulamazlar. Güçleri ile esir ettikleri gönülsüz köleler bulabilirler. Merhamet ve sevginin gücü, silah ve paranın gücünden az değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışlamak esastır. Geçmiş hataları silemeyen insanlar yeni güzellikler oluşturamayabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'a yalvarmak, hep dua ile yaşamak gerekir. O'nun yardımı ile ancak sarp kayalar aşılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyin en iyisini bilme kanaati yanlıştır. İnsanların, çocuk bile olsalar düşüncelerini itibara almak, onların da bizi itibara almasının zeminini oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayağını yere basarak yürümek gerekir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Usulüne uygun olarak karar verildikten sonra yola devam edilmelidir.  Yalpalanmak, ikide bir geri bakmak yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İz bırakan sözlerin sahibi olmak için;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz ve üslubun en güzelini seçmelisiniz. Her şeyin iyisi ve adisi olduğu gibi, sözün de iyisi ve adisi vardır. İnsanları mesela Kuran'a davet edecekseniz, Kur'an üslubuna uygun bir dil ve metot kullanmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortak konular varken, tartışmalı ve nefisleri azdıracak konulardan başlamayınız. Kolaydan zora doğru bir liste ile başlayınız. Kolay anlaşabileceğiniz konuları aranızda köprü yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah'tan gelen merhamet sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer sert, katı kalpli biri olsaydın, kuşkusuz çevrenden uzaklaşırlardı. Onları bağışla, kendileri için Allah'tan af dile, yapacağın işler hakkında onların görüşlerini al; ama karar verince artık Allah'a dayan. Hiç kuşkusuz Allah kendisine dayananları sever."  [A. İmran, 159]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhakkak bir danışma halkanız olsun&lt;br /&gt;El elden üstündür&lt;br /&gt;İki kulağı ve bir dili olan insan az konuşup çok dinlemelidir. Devamlı konuşan biri, iki dilli ve bir kulaklı ucube gibi görülebilir. Dinlemesini bilenler dinlenmeyi hak ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağır da engellidir, dilsiz de!&lt;br /&gt;Yerli yerinde ve zamanında konuşmak gerekir. Kendi kendine konuşan bir insanla, uygunsuz yer ve zamanda konuşanın ortak noktaları, söz ve enerji israfıdır. İnsanlar çocuk bile olsalar senin önünde durmak zorunda olabilirler; ama kalp kulaklarını sana açmazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinleyenlerin dikkatlerini sınırsız bir vakitle ele geçirdiğini zannetmemelisin. Fırsatı en verimli şekilde kullanmanın yollarını dene. Mesela, en önemlileri, önceliklileri, iki zarardan birini tercih gerektiğinde en hafif olanını tercih etmek gibi prensiplerden taviz verme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tenkit edilmekten korkma, tenkit edene teşekkür et. Nefsinle baş başa kaldığında kendini değerlendir. Hz. Ömer diyor ki: "Bana ayıplarımı hediye edenden Allah razı olsun." Muhataplarının arasında ayrım yapma. Büyüğe de çocuğa da aynı ciddiyetle; ama seviyelerine göre konuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tohum bir günde bitmez&lt;br /&gt;Her konuşmanın ardından bir değişim bekleme. Sözünün anlaşılıp anlaşılmadığını araştır. Dünyada bütün problemler ilk insan kadar eski ve köklüdür. Hiçbir problem anında hallolmaz. Sözün eğer, bir tohum gibi öz ihtiva ediyorsa bekleyedur. O bir gün yeşerir. Sabırsız insanlar kendi ektikleri fidanları bile fark etmeden ezebilirler. Kişisel kanaatlerini ayet-hadis gibi tartışılamaz belgeler olarak görme. Güneş gibi en güçlü enerjinin sahibi olmak istiyorsan, güneş gibi randevularına sadık kal. Dakikaları hatta saniyeleri hesapla. Gelip geçen bir rüzgâr olma. Söylediklerinin peşinde ol. Çınar gibi fikirlerin sahibi ol.  Basının gündemini gündem yapma. Ezeli ve ebedi bir davaya uygun şeyler konuş. Gerekiyorsa, seni anlamalarına engel olan engellerle uğraş. Muhatabınızın çok özen gösterdiği ilgilerini direkt hedef alma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek olmak hatip olmaktan evladır&lt;br /&gt;Bir kişinin güzel hareketi bin kişiyi etkiler de, bin kişinin sözü bir kişiyi etkilemeyebilir. Söyledikleri ile çelişen bir insanın dinlenecek nesi olabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sempatik bir insan olman gerekir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar, dara düştüklerinde seni yanlarında görmelidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlulukları ve acıları paylaşan birisi olmalısın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fildişi kulelerinde oturma. İnsanlarla iç içe ama sulanmamış bir kişiliğin olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hediye vermesini bil. İhsan sahibi ol. Ödül ver. Üstteki el senin elin olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşekkürü çok kullan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görünümün temiz ve heybetli olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölçüsüz dostluklar ve düşmanlıklar ihdas etme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve... Asla kızma!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başarmak ve kazanmak istiyorsan 'doktor' gibi ol. Hastanın hastalığı arttıkça senin, doktorluk çaban da artsın. Gerginliğini içine göm; ama mizacını değiştirme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ın yardımı seninle olsun istiyorsan, Allah'ın rızasını katıksız bir şekilde hesaba kat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhlâslı ol. Kalpler Allah'ın elindedir. Dilediği yöne yöneltmektedir. Peygamberler bile dilediklerini yapamadılar. Ama Allah'ın rızasını elde ettiler. Biz görevimizi yapmanın huzurunu yaşamak istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçlar Allah'ın elindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nureddin YILDIZ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-2623453609842842954?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/2623453609842842954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/sesimiz-neden-ulasmyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2623453609842842954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2623453609842842954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/sesimiz-neden-ulasmyor.html' title='Sesimiz neden ulaşmıyor?'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-5924416294683191774</id><published>2009-08-15T14:45:00.001+03:00</published><updated>2009-08-15T14:45:22.985+03:00</updated><title type='text'>Ramazan’ı gerektiği gibi yaşayalım</title><content type='html'>Umarım, bu yıl da geçen yıllarda olduğu gibi belediyelerin öncülük ettiği Ramazan eğlence çadırlarında icra edilen bir tek kantocusu eksik mahut programların Müslüman halka dayatılmasına şahit olmayız... Ünlü Alman şairi Şiller'in "Hayat ciddi, sanat şen'dir" sözünü, biz Ramazan'ı hem ciddi hem de gönüllerimizi şenlendiren cami içi ve cemiyet içi saadetinin paylaşıldığı uhrevi zamanlar olarak idrak eder, algılarız. Yoksa aynı medeniyet içerisinde aynı suda yaşayan balıklar gibi nimetten istifade edemeyen varlıklardan olmamalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'un büyük selatin camilerinden birinin avlusuna çadır kurulmuş, içine sahne yapılmış ve mübarek ayın her gecesinde vur patlasın, çal oynasın. "Ramazan etkinlikleri ve şenlikleri" yapılıyormuş. Ben görmedim, gören bir dostum anlattı; hem öfkelendim, hem üzüldüm, hem de iğrenerek acıdım. Bunu kimler yapıyor? Dinsizler, densizler, donsuzlar değil, sözüm ona Müslümanlar yapıyor. Rezaletin böylesi şimdiye kadar görülmemişti. Kimbilir daha neler göreceğiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebsizliğin adını Ramazan Eğlenceleri koymuşlar. Ramazan eğlence ayı değildir, ibadet ve hayır hasenat ayıdır. İslâm'da eğlenmek yok mudur? Vardır ama dine uygun olmak şartıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen Ramazan ayı eğlenceleri diyerek kadın-erkek herkesi karmakarışık halde bir mekana dolduracaksın ve orada bir sürü fısk ve fücur irtikâb edeceksin, böyle şey olur mu? Başına Ramazan kelimesini getirmekle fısk ve fücurun meşru hale geleceğini mi sanıyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehrin merkezî bir yerinde çarşı kurmuşlar, birtakım adamlar, daha doğrusu "adamları" yerleri 9 milyardan alıp 12 milyara devr etmişler ve bu çarşıda Ramazan güpegündüzünde alenen, açıkça oruc bozuyorlar. Bu adamlar İslâm'la, Müslümanlarla alay mı ediyorlar? Bu gibi densizlikleri terbiyeli gayr-i müslimler bile yapmaz. Kırk elli sene öncesini hatırlıyorum, nice gayr-i müslim vatandaşımız, işlettikleri meyhaneleri bir ay kapatırlar, kapısına veya vitrinine "Mübarek Ramazan ayı boyunca dükkanımız kapalıdır" diye bir yafta asarlardı. Şimdiki bazı Ahmetler Mehmetler dünkü Apostollar, Yorgiler, Anastaslar kadar efendi ve vicdanlı değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birtakım densizler bundan yüz sene önceki Şehzadebaşı Direklerarası fısk ve fücurlarını "Nostaljik Eski Ramazan Eğlenceleri" diye canlandırmak istiyor. Neymiş o eski eğlenceler? Direkler arasında salaş tiyatrolar varmış. O zaman Müslüman kadınlar sahnelere çıkıp şarkı söyleyemez, göbek atamazmış; Kantocu Şamram'lar, Virgini'ler, Viktorya'lar teganni edermiş, ucuz orkestralar çalarmış, dinden uzaklaşmış tabaka da keyf çatarmış... Bunların kutsal Ramazan ayı ile o zaman da alakası yoktu, bugün de yoktur. Dinin kesin bir şekilde yasak ve haram kılmış olduğu şeylerin "Ramazan Eğlence ve Etkinlikleri" denilerek yapılmasına bir Müslüman olarak itiraz ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendiler! Biraz ciddî, biraz kaliteli olunuz. Fıskın ve fücurun bile kalitelisi olur. Nitekim fahişenin bile kibarı mevcuttur. Bugünkü Ramazan eğlenceleri son derece kalitesiz, bayağı, pespâyedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultanahmet'ten geceleri zaman zaman gökgürültüsü gibi sesler duyulur ve sonra sema aydınlanır, rengârenk ışıklar salkım saçak yere iner. Neymiş, bir takım adamlar maytap eğlenceleri ile zevklenip keyifleniyormuş. Her maytap kimbilir kaç liradır. Memlekette açlıktan kıvranan bunca fakir varken maytaba çuval dolusu para harcanır mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet TALU&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-5924416294683191774?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/5924416294683191774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/ramazan-gerektigi-gibi-yasayalm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5924416294683191774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5924416294683191774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/08/ramazan-gerektigi-gibi-yasayalm.html' title='Ramazan’ı gerektiği gibi yaşayalım'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-2315753509770488735</id><published>2009-07-27T16:08:00.006+03:00</published><updated>2009-07-27T16:14:28.678+03:00</updated><title type='text'>İş arayan kıza 'mahalle baskısı</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mahalle baskısı tartışmaları sürerken, iş başvurusunda bulunan başörtülü bir bayana verilen cevap psikolojik baskının ve dışlanmanın boyutlarını gözler önüne seriyor...&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başörtüsü ile iş arayan bir genç kız ağza alınmayacak hakaretlere maruz kaldı. Amacı sadece bir iş bulmak olan Şeyma Engin bu doğrultuda iş başvurularında bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 Sütun.com'un haberine göre bu başvurulardan biri de Çilek Grup adıyla faaliyet gösteren bir organizasyon şirketi oldu. Çilek Grup adı altında Çilek Organizasyon, Çilek Müzik &amp; Menajerlik, Çilek Ajans &amp; Casting ve Çilek Reklam şirketlerini tek bir şemsiye altında toplayan Çilek Grup'tan gelen cevap ise toplumsal ayrımcılığın boyutlarını göstermesi açısından manidardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şirketten gelen mail Şeyma Engin'i şok etti. Laiklik ve çağdaşlıktan dem vuran mail sahibi Emir Onur Çilek iş başvurusu yapan genç bayana ağaza alınmayacak hakaretlerde bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç kızın başındaki örtüye "Bez parçası" diye hakaret eden Çilek, iş başvurusu yapan bayana ise nerelerde iş bulması gerektiğini bile söyledi. Gelen mailde başörtülü bayana "Fatih Bölgesi'nde iş bulmalısınız" önerilerinde bulunan Çilek'in hakaretleri bununlada sınırlı kalmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşısındaki bayanı 'Din üzerinden ticaret yapmak' ile suçlayan iş veren, din sömürüsü yapanları bünyelerinde barındıramayacaklarını mailde yazdı. Ancak Emir Onur Çilek'in iş başvurusu yapan bayanla bir kez dahi görüşmediği ortaya çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İŞTE GENÇ KIZA GÖNDERİLEN O ŞOK MAİL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyma Hanım; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başvurunuzu inceledik. Üzgünüz.&lt;br /&gt;Laik Atatürk Türkiye’sinde yaşayan, cumhuriyet çocukları ve muhafızlarından oluşan bir kurum olarak sizin gibi başörtüsü, türban, tesettür şeklindeki bez parçalarını dini inançlar ile hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen bu şekilde gösteren, tamamen siyasi amaç güden, din üzerinden ticaret, din üzerinden siyaset yaparak din sömürüsü yapan insanları bünyemizde barındırmıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayınız; Demokrasi gericiliğin önünü açmak değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş arayışınızda başarılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih bölgesini denemenizi şiddetle tavsiye ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi Çalışmalar.. Emir Onur Çilek Çilek Grup (info@cilekgrup.com) Gönderme tarihi: 22 Temmuz 2009 Çarşamba 19:24:35 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çilek Grup'un resmi web adresi: www.cilekgrup.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşe alınmayan o kız konuştu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O işyeri sahibinin düşüncelerini bilerek mi başvurdunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yeni mezun bir bayanım. Devamlı Googele'dan iş başvuruları yapıyorum. Ben mimari-restorasyon mezunuyum. İnternetten devamlı mimarlık bürolarına giriyorum. Bana o hakareti yapan şirketin şöyle bir duyuruları vardı; " Yeni mezunları alıp yetiştiriyoruz." Bende bu bilgi yazısına bakıp başvurdum. Ben o kurumun görüşlerini bilmiyordum. Birde ben onlara sadece CV yolladım. Ben bu CV'yi birçok şirkete yolladım. Böyle bir cevapla ilk defa karşılaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maili açınca neler hissettiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben maili açınca, "Başvurunuzu inceledik. Üzgünüz." yazısını gördüm. Ama aşağı indikçe hakaretler başladı. Başörtüme bez parçası. Yok efendim git sen Fatih'te iş bul. Bir anda şok oldum. Ağlamaya başladım. Düşündüm böyle bir mail atmaya nasıl cesaret ettiler. 2009 Türkiye'sinde hala böyle insanlar var mı dedim. Kendi kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mail bana özgüven getirdi. Ben bu işi daha fazla istiyorum. Ve iş arayacağım. Bunu eskisinden daha çok istiyorum. Ben o kuruma tekrar mesaj attım. Mesajda onlara, "Teşekkür ederim. Beni dinime ve işime daha da bağladınız" dedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ne yapacaksınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yeni mezun bir bayanım. Mimari çizimler yapıyorum. Bilgisayarda tasarımlar yapıyorum. Ben bu mesleği yapacağım. Şimdi kriz olmasından dolayı bazı işverenler geri çeviriyor. Ancak bu süreç geçecek. Şunu söylemek isterim bir çok yere başvurdum hakaret içerikli başka bir mail gelmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;timetürk&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-2315753509770488735?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/2315753509770488735/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/is-arayan-kza-mahalle-basks.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2315753509770488735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2315753509770488735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/is-arayan-kza-mahalle-basks.html' title='İş arayan kıza &apos;mahalle baskısı'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-7705913261497832496</id><published>2009-07-26T23:21:00.000+03:00</published><updated>2009-07-26T23:22:19.318+03:00</updated><title type='text'>Şaraplı Konser Rezaleti</title><content type='html'>OLAY Ecevit iktidarı zamanında cereyan etmişti. Ayasofya ile Topkapı Sarayı arasında bulunan Aya İrini kilisesinde Yılbaşı eğlenceleri yapılmıştı. Hınca hınç bir kalabalık. Sabahlara kadar zil zurna içmişler, dut gibi sarhoş olmuşlar, akıllarınca iyice eğlenmişlerdi. İçki müdrirdir (idrarı çoğaltır ve söktürür), hele bira. İçen helalara koşuyor. O sarhoş kalabalığa hela mı yeter? Bir müddet sonra helalar taşıyor. Lavabolara koşup kusanlar da az değil. Helalar bir müddet sonra taşıyor, idrarlar, kazuratlar, kusmuklar birbirine karışıyor. Pislik pislik ama nasıl pislik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aya İrini bir kilise. İçinde asırlar boyunca (Hıristiyanca da olsa) Allah'a ibadet edilmiş. Şimdi kilise değil ama böyle bir mekanda böyle rezil eğlenceler, yılbaşı kutlamaları yapılır mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rezalete isyan etmek için insanın şu veya bu dine mensup olması, dindar olması gerekmez. Vasıflı bir ateist bile böyle bir rezalete, kepazeliğe yeşil ışık yakmaz. Medenî, insaflı, görgülü bir vatandaş böyle rezaletleri kaliteli bir şekilde, medenîce protesto eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O tarihte bu rezalet aleyhinde epey yazmıştım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan yıllar geçti ve buna benzer bir rezalet yine o mekanda sahnelendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şarap firmasının sponsorluğunda bir konser verildi. Kamyon kamyon şarap getirildi. Vatandaşlara minderlerinizi, sandalyalarınızı alıp gelin, şarap bedava, için konser dinleyin denildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle rezalet, böyle bayağılık nerede görülmüştür? Fransa'da sudan çok şarap içilir ama Versailles sarayının bahçesinde böyle rezalet sergilenmez. İngiltere'de Buckingham sarayının bahçesinde böyle şeyler yapılabilir mi? İspanya'da Escurial'de bu gibi kepazelikler olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aya İrini eski bir kilise, bir mâbet, Topkapı sarayında Mukaddes Emanetler var. O emanetlerin yanında hafızlar günde 24 saat aralıksız Kur'ân okuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konserde İdil Biret piyano çalacakmış. Konuyu çarpıtmasınlar. Mesele, eski bir kilise ile içinde Kutsal Emanetlerin bulunduğu Topkapı sarayı arasındaki mekanda şaraplı konser yapılması rezaletidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rezalete dayanamayan bir grup Müslüman genç, protesto ettiler diye çağdaşlar kızılca kıyamet koparttılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdil Biret'in kocası, bu yapılan Cumhuriyet'e karşıdır diye haykırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Protesto etmek, yürüyüş ve miting yapmak temel insan haklarındandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar provokasyon (kışkırtma) yapmışmış... Yok canım... Asıl provokasyonu saygısız çağdaşlar yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konser verecekseniz, şarap dağıtacaksanız başka mekan bulamadınız mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnfiale kapılan Müslüman gençlerin protestoları vasıflı olmuş mudur, burası tartışılabilir ama esasta haklıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topkapı Sarayı kutsal bir mekan değilmiş... Bu, vatandaşın inancına göre değişen bir şeydir. Bana göre, içinde Emânât-ı Mukaddese bulunduğu için mecazî mânada kutsal bir mekandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şayet bu ülkede Topkapı Sarayı'nın kutsal bir mekan olduğunu düşünen vatandaşlar varsa (ki çoğunluk böyle düşünüyordur) orada şaraplı bir konser verilmemesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durup dururken fitne ve fesat niçin çıkartılıyor? Şaraplı konseri başka bir yerde verdirseniz, fitne çıkmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin Ergenekoncu, çağdaş yaşamcı, laikçi zihniyet "Parmağım kör gözüne" diyerek halkı kışkırtır, böyle üzücü olaylara sebebiyet verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah saklasın, protesto esnasında üzücü olaylar cereyan etseydi, saygısız provokatörler "İkinci Sivas Olayları..." diye bağırıp feryat edeceklerdi. Üzüntülerinden mi? Hayır, sevinç içinde bağıracaklardı. Yeter ki, ülkemizdeki sosyal barış ve uzlaşma dinamitlensin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivas'ta da böyle yapmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanları kışkırtmak için mel'un Salman Rüşdi'nin iğrenç kitabını Türkçe'ye çevirtip yayınlamaya başlamışlardı. Sivas'ta yapılacak Pir Sultan Abdal etkinliklerini Salman Rüşdi ile birleştirip özdeşleştirmişlerdi. Her yıl, yakındaki bir köyde yapılan şenlikleri kasden, planlı olarak Sivas'ın içine almışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenekoncular mı, başkaları mı, kimlerse orada çok kirli, çok hain, çok rezil bir senaryoyu sahneye koymuşlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleketi büsbütün allak bullak etmek için üç gün sonra da Erzincan'ın Başbağlar köyüne özel ve seçme terör müfrezeleri gönderip camiden çıkan, hiçbir suçu olmayan, tamamen bîgünah ve mâsum 33 Müslüman köylüyü feci şekilde katl etmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivas'ta Madımak Oteli'nde iki Sünnî vatandaşın, kimliği bilinen fakat açıklanmayan bir kişi tarafından tabanca ile öldürüldüğünü de biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu meşhur, mâhut, mâlum, uğursuz 31 Mart vak'asını da Ergenekoncuların dedeleri tezgahlamıştır. Türk ve Müslüman düşmanı Bulgar haydudu Sandanski'nin arkadaşları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'da, tarihimizin kutsal mekanlarından Rumeli Hisarı içinde tarihî bir cami harabesi vardı. Bu cami de yarı restore edilerek tiyatro haline getirilmiştir. Minaresinin bir kısmı duruyor. Yunanistan'ın Mora yarımadasında Anabolu şehrine gitmiştim. Yunan isyanının ilk patlak verdiği yer. Orada eski hisar içinde bir Osmanlı camii duruyor. Harap türap ama hiç olmazsa tiyatro yapmamışlar... Yunanlılar bizdekiler kadar saygısız değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir İslâm mabedini tiyatro yapmak, Müslümanlara çok ağır bir hakarettir. Çok ağır bir provokasyondur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, çoğunluğa mensup bir Müslüman vatandaş olarak Rumeli Hisarı'ndaki caminin tiyatro yapılmasına hiçbir zaman razı olmayacağım, böyle bir hakareti hiçbir zaman sineye çekmeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Bakanımız solcu olabilir. Bu onun tercihidir. Lakin, Topkapı sarayında içkili alafranga konser verdirmeye hakkı yoktur. Bilgece hareket ederek buna mâni olması gerekirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdil Biret dünyaca ünlü bir müzisyen olabilir. Bizim konumuz o değildir. Konumuz Mukaddes Emanetlerin bulunduğu, günde 24 saat Kur'ân okunan Topkapı Saray-ı Hümayununda içkili konser verilmesidir. İdil Biret ünlü ve değerli bir müzisyendir, o halde biz canımızın istediği her şeyi yapabiliriz zihniyetini bıraksınlar artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Empati deyip duruyorlar ama Müslümanları anlamak istemiyorlar. Böyle provokasyonlar Ak Parti iktidarına büyük zarar verir. Eminim ki, Başbakanın Topkapı Sarayı'ndaki içkili konserden haberi olmamıştır. Olsaydı engellerdi, başka bir yer bulun derdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topkapı Sarayı'nda Mukaddes Emanetlerin yanında içkili konser verilmesini protesto eden vatandaşlar gericiymiş, çağ dışıymış, zavallıymış... Lütfen böyle ucuz ve kolay itirazları bırakalım. İşin doğrusu neydi? Topkapı Sarayı'nda içkili konser verdirtmemek, dolayısıyla bu gibi üzücü hadiselere yol açmamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birileri böyle yaparsa, parmağım kör gözüne derse, AK Partisi çok oy kaybeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem İdil Biret konseri verilsin, ne zıkkım içilirse içilsin, hem de çoğunluğu oluşturan Müslüman kesimde sızıltıya meydan verilmesin. Bunu yapacak akılları ve hikmetleri yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topkapı sarayı kimsenin babasının çiftliği değildir.Bir tarihin kalbi atar orada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutsal Emanetlerin yanı başında içki içirtmek provokasyondur, beyinsizliktir, Müslüman çoğunluğa saygısızlıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mühür bizde, istediğimizi yaparız... Yaparsınız ama başınız işte böyle çok ağrır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Topkapı Sarayı Başkanı Muhterem Üstad Prof. İlber Ortaylı beyefendiyi tenzih ederim. Ya izindedir, ya haberi olmamıştır, yahut farkına varmamıştır. Bilge bir münevverdir, onun vicdanı böyle şeylere razı olmaz...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKKAT!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZERRE kadar şüpheniz olmasın ki, onlar yeni provokasyonlar peşindedir. Onlar yeni Sivas faciaları sahnelemek istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivas faciası ne Sünnîlerin, ne Alevîlerin işidir. O facia bir senaryodur, bir tezgahtır. Dikkatle, planlı bir şekilde, kasden, müteammiden hazırlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlarda insaf ve merhamet yoktur. Uğur Mumcu'yu nasıl öldürdüler? Sonra da nasıl timsah gözyaşları döktüler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların hedefleri şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Türklerle Kürtler birbirine düşsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Sünnî Müslümanlarla Alevî Müslümanlar birbirine düşsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Sağcılarla solcular çatışsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Dincilerle laikler gırtlaklaşsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk birbiriyle çekişip tepişirken onlar da bu memleketi güzelce idare edip rant yesinler, safalar sürsünler, keyiflerine baksınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim bilir ne fitne ve fesat planları hazırlıyorlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların yapmayacakları hainlik yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlar!.. Bu hainlerin tuzaklarına düşmeyiniz, oyunlarına gelmeyiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgelere danışmadan, istişare etmeden bir iş yapmayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öfkeyle kalkan zararla otururmuş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların mekir, hile, hud'alarına karşı çok dikkatli, çok ihtiyatlı olalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah sabırlılarla beraberdir. İnşaallah kazdıkları kuyulara kendileri düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Şevket EYGİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-7705913261497832496?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/7705913261497832496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/sarapl-konser-rezaleti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7705913261497832496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7705913261497832496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/sarapl-konser-rezaleti.html' title='Şaraplı Konser Rezaleti'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-8130198261449328185</id><published>2009-07-22T10:09:00.002+03:00</published><updated>2009-07-22T10:10:06.420+03:00</updated><title type='text'>İngilizler şeriat mahkemesine koşuyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/812020090722074716853.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 272px; height: 204px;" src="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/812020090722074716853.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İngiltere’de giderek artan sayıda İngilizin, resmi mahkemelerin hantallığı nedeniyle ihtilaflarını çözmek için şeriat mahkemelerine başvurdukları ortaya çıktı&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz basınında yer alan habere göre resmi hukuk sisteminin hantallığı ve mevzuattaki karmaşıklık nedeniyle gayrı müslimler de, ihtilaflarını daha kısa sürede çözebildikleri şeriat mahkemelerine yöneliyor. İngiltere’de gönüllülük esasına göre çalışan ancak verdiği hükümler yürürlükteki sistem nezdinde de bağlayıcı olan Müslüman Tahkim Mahkemesi (MAT), bakılan davaların yüzde 5’inin gayrımüslimlerle ilgili olduğunu, yılbaşından bu yana İngilizlerle ilgili 20 davaya bakıldığını belirtti. MAT Sözcüsü Freed Chedie, İngiliz mahkemelerinin aksine şifahi anlaşmalara ağırlık vermelerinin de tercih nedeni olduğuna dikkat çekti.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜSLÜMAN ORTAĞA CEZA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen ay Müslüman olmayan bir İngilizin, araç filosunun kârıyla ilgili ihtilaf nedeniyle Müslüman ortağını mahkemeye şikayet ettiğini anlatan Chedie, müştekinin daha önce yaptıkları sözlü anlaşmaya dayanan iddialarını mahkemenin haklı bulduğunu ve Müslüman ortağı 48 bin sterlin tazminata mahkum ettiğini belirtti. Daha önce evlilik ve aileyle ilgili davalara bakan mahkemelerin, artık ticari ihtilafları da ele almaya başladığına dikkat çekiliyor.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAHKEMELERİN SAYISI ARTACAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’de 1996 tarihli Tahkim Yasası kapsamında hukuki statüsü bulunan MAT, Londra, Bradford, Birmingham, Coventry ve Manchester’da faaliyet gösteriyor. Talep üzerine 10 kentte daha mahkeme açmayı planlayan MAT yetkililerinin, gayrıresmi faaliyet gösteren diğer ‘şeriat mahkemelerine’ uzanarak, dava süreci ve hükümlerle ilgili bütünlük sağlamayı amaçladığı belirtiliyor. Civitas adlı kurumun araştırmasına göre camilerdekiler de dahil olmak üzere İngiltere’de halen 85 şeriat mahkemesi faaliyet gösteriyor. Resmi kurumlar, İngiliz yasalarına aykırı olmadıkça, ihtilafların mahkeme dışında hakemler aracılığıyla çözülmesine ses çıkarmıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Star)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-8130198261449328185?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/8130198261449328185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/ingilizler-seriat-mahkemesine-kosuyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/8130198261449328185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/8130198261449328185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/ingilizler-seriat-mahkemesine-kosuyor.html' title='İngilizler şeriat mahkemesine koşuyor'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-8992478256909018810</id><published>2009-07-22T00:29:00.000+03:00</published><updated>2009-07-22T00:30:25.844+03:00</updated><title type='text'>Başörtüsü modelleri</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Müslüman hanımın başındaki başörtüsü, bedenini örten kıyafeti tesettür içindir. Tesettür ise korunmaya yöneliktir. Müslüman kadından tesettüre bürünmesinin istenmesi, gözlerden korunmasını sağlamaya yöneliktir. Gözlere açılan bir tesettür için tesettür deyimini kullanmak yerinde bir deyim olmayacaktır. Bu zaviyeden bakıldığında, Müslüman kadının başındaki baştan daha cazip bir başörtüsü, başı örtmüş olsa da maksadı tahakkuk ettirmiş olmaz. Müslüman kadının dış kıyafetinin ziynete dönüşmesi, moda ürünü olarak kullanılması İslam'ın tesettürü emretmesindeki maksatlar açısından nasıl benimsenebilir?&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başörtüsü kadar Müslüman hanımların diğer dış kıyafetleri için de aynı şeyleri sorgulayabiliriz. Bedeni teşhir eden dar veya ince bir kıyafet, 'bak bana!' diyen renkler, dikkat çeken yürüyüş ve oturuş tarzları, ağır parfüm tesettürü yabancılaştıran etkenlerdendir. Namazı, eğilip kalkma haline getiren anlayışı neden reddediyoruz? Çünkü namaz, eğilip kalkmaktan çok, bir anlayışın ve kulluğun simgesidir. O anlayış, hayata yansımıyor olduktan sonra, seccade başında namaz hareketlerinin tekrarlanmasını yeterli bulmuyoruz; böyle bir namazın sahibini de kınıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şey bayanın tesettürü için de geçerlidir. Eğer tesettür, bayanı daha cazip hale getirmek içinse söylenebilecek bir söz yoktur. Hayır, tesettür bayanı mahremlerinin dışındakiler için cazip olmaktan korumak içinse o zaman neyin tesettür olduğunu iyi tahlil etmemiz gerekmektedir. Zira tesettür, Müslüman kadının önünde mubahlardan bir mubah değildir. Bilakis ibadettir. İbadet ise şeklini kulun belirlediği eylemin adı değildir. Nasıl namazı biz, yaşadığımız çağın şartlarına göre şekillendiremiyorsak, namaz gibi bir farz olan tesettürü de zihinlerimizi şekillendiren anlayışların etkisinde bırakamayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tesettür neyi örter?&lt;br /&gt;Bugün geldiğimiz noktada Müslüman kadınların kıyafetlerini, farz bir ibadeti eda etme anlayışının dışına taşırıp, zevklerini ve ihtiraslarını tatmin edecekleri bir anlayışla belirliyor olmaları esef vericidir. Bir yandan başörtüsü için yıllara yayılmış bir mücadele verilirken diğer yandan bizzat başörtüsünün, başı örten ama sefih zihniyeti teşhir eden seviyeye düşmesi, emirlerle zevkler arasındaki farkı yakalayamadığımızı göstermektedir. Başörtüsü, başka bir başörtüsü ile örtülmesi gerekecek halde olmamalıdır. Kıyafete kıyafet giydirmek durumunda kalmamalıyız. Başlar kapanır, kafalar dışarı açılırsa kaybeden biz oluruz. İslam şekilci bir din değildir elbette; kalplerdeki idrak önemlidir. Renklere ve santimlere de kilitlenmiyor dinimiz; ihlâs ve samimiyet yeterlidir. Ama Müslüman kadınların üzerlerine giydikleri 'tesettür kıyafetleri' yabancıların kıyafetlerinden daha cazip, daha kamaştırıcı ise neyi örtüp neyi açtığımızı, neyi alıp neyi kaybettiğimizi muhasebe etmemiz gerekiyor demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta ne var altta ne var?&lt;br /&gt;Müslüman hanımın başını örtme arzusu, onun Allah korkusu taşıdığını gösterir. Allah'tan korkup başını örten bir Müslüman, Allah korkusunu sadece başın örtülmesi ile daraltırsa, o korkunun kendisinden beklenen korku olmadığı ortaya çıkar. Zira başı örtülü bir kadının, baş dışındaki bedenine uygun gördüğü kıyafet, baştaki örtüyü yalanlar mahiyette ise bu bir çelişki olur. Müslüman kadınların, kaliteli giyinmeleri, kıyafetlerine özenmeleri en tabi haklarındandır. Hatta Müslüman bir kadın becerebildiği ve imkânları dâhilinde olan en güzeli, en çekiciyi giymelidir; bedenini ve Allah'ın ona verdiği güzelliği köhneleştirmemelidir. Fakat bu, onun nikâhlı eşine karşı olmalıdır. Mahremi olmayanların onun bedeni ve güzelliği hakkında bilgi sahibi olması ne kadar tesettür mefhumu ile bağdaşabilir? Kadınlarımızın bu ince çizgiyi ayırmaları git gide zorlaşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tesettür Allah yolunda cihaddır&lt;br /&gt;Kadınların kendi çaplarında, bütün asırlarda ifa ettikleri en büyük cihad uygulamalarından biridir. Onların tesettürleri sadece onları temsil etmiyor. Bütün Müslümanların, yeryüzünde İslam adına yapmak istedikleri şeylerin özünü ihtiva eden bir eylem onların tesettüre bürünmeleri ile tezahür eder. Erkek mücahitlerin, kadınların tesettürleri uğruna cihad etmeleri neyi ifade ederse, Müslüman kadınların da tesettüre sahip olmaları o ifadenin içini doldurma olarak yerini alır. Bu nedenle, Müslüman kadınların başlarının açılması veya tesettürden uzaklaşmaları bir sorun olarak düşündürdüğü gibi, başörtüsünün farzı eda etmekten çok zevkleri tatmin etmeye dönüşmesi de düşündürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüman kadının tesettürü konusunda karşımıza farklı modeller çıkmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci model: Anneden babadan görülen şekliyle kullanılan başörtüsü veya tesettür vardır. Bu tesettürde ibadet heyecanı yoktur. Allah rızası da gözetilmemektedir. Yöresellik, ekonomik şartlar, aile baskısı, vücut tipi gibi nedenler kıyafet tercihini etkilemiştir. Güneşten korunmak, tarlada çalışırken topraktan, tozdan kaçınmak için başa konmuş bir örtü, giyilmiş bir şalvar, dinle bağlantılı bir kavramı ifade etmemektedir. Şüphesiz böyle bir kıyafetin -şekli benzemiş olsa bile- İslamîliğini iddia edemeyiz. Hıristiyan rahibeleri de benzer kıyafetler giymiş olabiliyorlar. Ne onlar ne de bunlar için çizilecek daire İslam dairesidir. Yine namaz örneğinden hareket ederek yapacağımız bir benzetme meseleyi daha iyi anlamamıza yardım edecektir: Bir spor hareketinin namazdaki secdeye benzemesi, o hareketin secde anlamını taşımasını ne kadar temin edebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci model: Ahir zaman tesettürü: İmam Müslim'in Sahih'inde rivayet ettiği (Libas,34; 5547) bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu ahir zaman tesettürünü haber vermiştir. Bizzat hadiste bu kıyafet sahipleri için 'Giyinmiş Çıplaklar!' denmektedir. Giyinmiş çıplakların nasıl olabileceğini yaşadığımız bu asırda çok açık bir şekilde gördük. Söz konusu bu hadisi şerifte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, giyinmiş çıplaklar dediği kadınların, yürüyüşleri, kıyafetleri ile erkeklerin dikkatlerini üzerlerine çekeceklerini haber vermektedir. Mucizevî hadislerden biri olarak gördüğümüz bu hadiste, bu tür kadınların oluşturacağı tehlikeye işaret edilmiş olmaktadır. (Hadisi şerif oldukça yaygındır. İbni Hibban, Mavsılî, Beyhakî, Ahmed, İmam Malik gibi meşhurlar tarafından da rivayet edilmektedir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlit törenlerinde, kandil gecelerinde başa konan göstermelik tüller herhalde başörtüsü olarak benimsenmiş bezler değildir. Ya da yaz kurslarına giden genç kızların, annelerinin başörtülerini, eteklerini kullanıp, komik bir şekilde camilere gitmeleri de tesettür değildir. İstanbul'da saçının telini göstermediği halde, hacc için bulunduğu Mekke veya Medine'de kendisini kardeşlerinin arasında güvende hissedip, entarisiyle dolaşan hacı teyzelerin ev kıyafetiyle dolaştıkları Mekke sokaklarındaki tavırları da tartışılır anlayışları yansıtır. Çay bahçelerinde, ebeveynlerinin rızası, hatta bilgisi olmadan okuldan edindiği arkadaşlarıyla muhabbet eden genç kızların başlarındaki bezin adı da 'baş örtüsü' değildir. Ona illa bir ad verilecekse onun adı 'ahir zaman tesettürü' olabilir. Kudüs topraklarındaki kargaşa ne ise erkek veya kadınların kıyafetlerindeki kargaşa da odur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı Müslüman yazarçizerlerin, Müslüman kadınları Paris menşeli tesettüre davet etmeleri ise olsa olsa tuz olur biber olur yaramıza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü Model: Allah rızası gözetilerek başa konan veya bedene giydirilen kıyafettir. Bu kıyafet kalitelidir, temizdir, vakurdur. Ama gösteriş için değildir, teşhir etmez, gözleri davet etmez. Bedenin tamamını örter. Kıyafetin kendisi bir ziynet değildir; onu da bir kıyafetle örtmeye gerek bırakmaz. Bedene yapışık değildir. Çizgileri belirtecek kadar ince değildir. İlk bakışta küfrün simgelerini anımsatacak nitelikte değildir. Erkeklere mahsus bir kıyafet değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu model kıyafetin sahibi kadının seccadesi vardır, tesettürü vardır. Tesettürü seccadesidir, seccadesi tesettürüdür. Ayıplayanların ayıplamasına aldırmaz, çağı ve çağdaşı taklit etmez. Vakurdur, kibirli değildir. Ciddidir; ciddiyeti gereği kıyafetini tartışmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu modelin sahipleri, evlendikleri gün için farklı bir kıyafet düşünmezler. 'Evlilik bir defadır!' gibi bir safsataya kapılmaz. Zaten evlilik bir defa olduğu için, o imtihanı kazanmam lazım, diye düşünürler. Onların başörtüleri, dış kıyafetleri bu ümmetin onurudur; onlar ümmetin sokaklarda yürüyen mücahideleridirler. Allah onlardan razı olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarşaf ve tesettür&lt;br /&gt;Tesettürün, ibadet olduğunu kabul etmekle, yöresel olduğunu kabul etmek arasındaki açı oldukça geniştir. Tesettür ne Arap kültürüdür ne de Osmanlı kültürüdür. Tesettür, İslam'ın kadın için takdir ettiği tarzın adıdır. Ve tesettürün amacı, avreti gözlerin cazibesi olmaktan uzaklaştırmaktır. Şu veya bu nedenle tesettür bu ana çizginin dışına taştığında, dönülmesi gereken yanlış bir yola girilmiş olmaktadır. Tesettürün ilk bakışta çarşaf adlı kıyafeti hatırlatması da doğru değildir. Çarşaf, Kur'an'ın beyan ettiği kıyafete en yakın kıyafet olabilir. Bizden önceki neslin anlayışı da bu tarzda olmuştur. Ancak çarşaf bile, tesettürdeki maksat kollanmadığında 'İslamî' olma özelliğinden uzaklaşabilmektedir. Bir Müslüman hanımın üzerindeki çarşaf, hafif bir rüzgârda bedenini şekillendirecek kadar ince ve desteksiz giyilmiş ise o kıyafetin adının çarşaf olması, renginin siyahlığı, Allah'ın emrini ne kadar tahakkuk ettirecektir?  Renklere ve şekillere takılmadan maksadı yakalamak zorundayız. Nasıl, namaz diyip geçiştiremiyor, onun ayrıntılarını da dikkate alarak 'namaz' ibadetinin hakkını verebiliyorsak, emirlerden bir emir olan tesettürün de aynı dikkate tabi olarak uygulanması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Gazete&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-8992478256909018810?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/8992478256909018810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/basortusu-modelleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/8992478256909018810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/8992478256909018810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/basortusu-modelleri.html' title='Başörtüsü modelleri'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-4950905988790106898</id><published>2009-07-19T15:23:00.002+03:00</published><updated>2009-07-19T15:23:52.794+03:00</updated><title type='text'>Türk Adaletine Güveniyorum (Osmanlı Zamanındaki Tabiki)</title><content type='html'>İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed Han bütün mahkumleri serbest bırakmıştı. Fakat bu mahkumların içinden 2(iki) papaz zindandan çıkmak istemediklerini söyleyerek dışarı çıkmadılar. Papazlar Bizans imparatorunun halka yaptığı zülüm ve işkence karşısında ona adalet tavsiye ettikleri için hapse atılmışlardı. Onlar da bir daha hapisten çıkmamaya yemin etmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum Fatih’e bildirildi. O, asker göndererek, papazları huzuruna davet etti. Papazlar hapisten niçin çıkmak istemediklerini Fatih’e de anlattılar. Fatih o dünyaya kahreden 2(iki) papaza şöyle hitap etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sizlere şöyle bir teklifim var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sizler İslam adaletinin tatbik edildiği ülkemi geziniz,mahkemelere gidip müslüman hakimlerin davalarını dinleyiniz.Sizdeki gibi bizde de bir adaletsizlik ve zulüm görürseniz, hemen gelip bana bildiriniz.Sizler de evvelki kararınız gereğince uzlete,bir köşeye çekilerek hâlâ küsmekte haklı olduğunu isbat ediniz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih’in bu teklifi papazlar için çok cazip gelmişti. Hemen Padişahtan aldıkları tezkere ile İslam beldelerine seyahate çıktılar. İlk vardıkları yerlerden biri Bursa idi… Bursa’da şöyle bir hadiseyle karşılaştılar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Müslüman bir yahudiden bir at satın almış, fakat hiçbir kusuru yok diye satılan at hasta imiş. Müslümanın ahırına gelen atın hasta olduğu daha ilk akşamdan anlaşılmış. Müslüman sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemiş, sabah olunca da erkenden atını alıp kadının yolunu tutmuş. Fakat olacak ya, o saatte de kadı henüz dairesine gelmemiş olduğundan bir müddet bekledikten sonra adam kadının gelmeyeceğine hükmederek atını alıp ahırına götürmüş. Atını alıp götürmüş ama at da o gece ölmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadiseyi daha sonra öğrenen kadı, atı alan müslümanı çağırtıp meseleyi şu şekilde halletmiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Siz ilk geldiğinizde ben makamımda bulunsa idim, sağlam diye satılan atı sahibine iade eder, paranızı alırdım. Fakat ben zamanında makamımda,görevimde bulunamadığımdan,madem ki hadisenin bu şekilde gelişmesine ben sebep oldum, atın ölümünden doğan zararı benim ödemem lazım, deyip atın parasını müslümana vermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papazlar islam adaletinin bu derece ince olduğunu görünce parmaklarını ısırmışlar ve hiç zorlanmadan bir kimsenin kendi cebinden mal tazmin etmesi karşısında hayret etmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemeden çıkan papazların yolu İznik’e uğramış. Papazlar orada şöyle bir mahkeme ile karşılaşmışlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir müslüman diğer bir müslümandan bir tarla satın alarak ekin zamanı tarlayı sürmeye başlar. Kara sabanla tarlayı sürmeye çalışan çiftçinin sabanına biraz sonra ağzına kadar dolu bir küp altın takılmaz mı? Hiç heyecan bile duymayan Müslüman bu altınları küpüyle tarlayı satın aldığı öbür müslümana götürüp teslim etmek ister;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kardeşim ben senden tarlanın üstünü satın aldım, altını değil. Eğer sen tarlanın içinde bu kadar altın olduğunu bilseydin herhalde bu fiata bana satmazdın. Al şu altınlarını, der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarlanın ilk sahibi ise daha başka düşünmektedir. O da şöyle söyler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kardeşim yanlış düşünüyorsun. Ben sana tarlayı olduğu gibi, taşı ile toprağı ile beraber sattım. İçini de dışını da bu satışla beraber sana verdiğimden, içinden çıkan altınları almaya hiçbir hakkım yoktur. Bu altınlar senindir dilediğini yap, der. Tarlayı alanla satan anlaşamayınca mesele kadıya, yani mahkemeye intikal eder. Her iki taraf iddialarını kadının huzurunda da tekrarlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadı, her iki şahısa çocukları olup olmadığını sorar. Onlardan birinin kızı diğerinin de oğlunun olduğunu öğrenir ve oğlanla kızı nikahlayarak altını çehiz olarak verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papazlar daha fazla gezmelerinin lüzumsuz olduğunu anlayıp doğru İstanbul’a Fatih’in huzuruna gelirler ve şahit oldukları iki hadiseyi de aynen nakledip şöyle derler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bizler, bu kadar adalet ve birbirinin hakkına saygının ancak İslam dininde olduğuna inandık. Böyle bir dinin salikleri,inananları başka dinden olanlara bile bir kötülük yapamazlar. Dolayısıyla biz zindana dönme fikrimizden vazgeçtik, sizin idarenizde hiç kimsenin zulme uğramayacağına inanmış bulunuyoruz.” derler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-4950905988790106898?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/4950905988790106898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/turk-adaletine-guveniyorum-osmanl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4950905988790106898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4950905988790106898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/turk-adaletine-guveniyorum-osmanl.html' title='Türk Adaletine Güveniyorum (Osmanlı Zamanındaki Tabiki)'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-5163767453459353063</id><published>2009-07-19T15:17:00.001+03:00</published><updated>2009-07-19T15:18:35.196+03:00</updated><title type='text'>Mesnevi’yi okuyanlar depresyondan kurtuluyor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://image.ajans5.com/photos/485932461.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 272px; height: 204px;" src="http://image.ajans5.com/photos/485932461.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hayata hep umutlu, iyi kalp ve gözlerle bakmak ister misiniz? Peki ya geceleri huzur dolu bir uyku ile uyumaya ne kadar ihtiyacınız var? Sinirlenmeden yaşamak ne güzel olurdu değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayata hep umutlu, iyi kalp ve gözlerle bakmak ister misiniz? Peki ya geceleri huzur dolu bir uyku ile uyumaya ne kadar ihtiyacınız var? Sinirlenmeden yaşamak ne güzel olurdu değil mi? Yaradan’ın varlığına ve birliğine inanarak, maddi manevi yönden huzurlu bir insan olarak yaşamak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlana’nın 735. Vuslat Yıl Dönümü kapsamında Mesnevi’den seçilen 11 eserle ruhsal terapi yapılıyor. Dr. Faik Özdengönül “Antidepresan ilaç almadan uyuyamadıklarını söyleyenler Mesnevi’den birkaç hikaye okuduktan sonra rahatlıkla uyuyabiliyorlar” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Faik Özdengönül, Mesnevi Öğretisiyle Ruhsal Terapi yapıyor. Özdengönül, Mevlana’nın ünlü eseri Mesnevi’nin baştan başa insanları olgunlaştıran problemlere dayanıklı kılan bir kitap olduğunu kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikolji ile örtüşüyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özdengönül, psikoloji ile uğraşan doktorların Menevi’yi çok iyi bilmesi gerektiğini ifade ederek, “Ben 9 yıldır psikoterapi alanında kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalında doktora yaptım. Yeditepe Üniversitesi’nde hipnoz ve psikoterapi kurslara katıldım, Psikoterapi Enstitüsü’nde 3 yıl bütüncü psikoterapi eğitimi gördüm” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;800 çeşit terapi var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada 800 çeşit terapi tekniği olduğunu, ancak davranışçı, bilişsel, dinamik ve varoluşçu terapiler olmak üzere 4 ana gruba indirgenebildiğini belirten Özdengönül, Mesnevi’nin hepsini kapsayan bütüncü yaklaşım sergilediğini ve Mesnevi’de bu ekollerin her birisinin örneklerini görmenin mümkün olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özdengönül, Mesnevi’nin bir psikoterapi kitabı gibi okunabileceğini de vurgulayarak, şöyle devam etti: “ Mesnevi okuduktan sonra her şeye pozitif bakıyorsunuz. İyiliğini gözeten, her şeyi düzenleyen bir yaratıcı var. Sıkıntıda olsanız bile bu sizin için iyi bir durum olabilir. Baba, bazen çocuğuna onun iyiliği için kızar. Mesnevi her şeyi öyle güzel anlatıyor ki olumsuz düşünecek bir şey kalmıyor. Sorunlar kendiliğinden gidiyor. Biz terapide bunları anlatıyoruz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi depresyonunu, fobini bırak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özdengül, dünyaca ünlü terapist Milton Erickson’un terapi yöntemleri ileMesnevi’de anlatılan hikayelerin bire bir örtüştüğünü vurgulayarak, şunları kaydetti:”Erickson, Amerikan hikayeleri anlatarak insanları tedavi ediyor. Hastaile terapist arasında bir direnç bulunması gerekiyor. Bir insana ‘hadi pencereyi kapat’ dediğimizde kapatır, ancak ‘hadi depresyonunu, fobini bırak’ dediğimizde ise aynı şey olmaz. İşte hikayeler insandaki bu direnci ortadan kaldırıyor. İnsanın rahatsızlığını gidermek için bilinç dışı düzeyde telkin vermek gerekiyor.Bunu hikayeler, anekdotlar, atasözleri rahatlıkla yapıyor. Aradaki direnci kaldırıp kişiyi transa sokuyor ve telkinleri daha kolay yapabiliyorsunuz. Mesnevideki hikayeler de bunu yapıyor.”Etkinlikler süresince toplam 11 program yapacaklarını, Mesnevi’deki 180civarındaki hikaye arasından seçecekleri farklı hikayelerle terapi yapacaklarınıdile getiren Özdengül, burada bütüncü bir psikoterapi yöntemi kullandıklarını belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEVLANA’NIN OLMAZSA OLMAZI DUADIR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özdengül, terapiye katılanlardan olumlu tepkiler aldıklarını ifade ederek, “programın sonunda niyaz (yalvarma) bölümü koyduk. Mesnevi’de, Mevlana’nın olmazsa olmazı niyazdır, duadır ve yakarıştır. Katılımcılarla birlikte niyaz ediyoruz. Çok iyi geldiğini ve rahatladıklarını söyleyenler oluyor. Antidepresan ilaç almadan uyuyamadıklarını söyleyenler şimdi Mesnevi’den birkaç hikaye okuduktan sonra rahatlıkla uyuyabildiklerini söylüyorlar” dedi. Hedefinin “bir hazinenin üzerinde uyuduğumuzu insanlara fark ettirmekolduğunu kaydeden” Özdengül, Mesnevi’nin rahatlıkla okunabilecek ve üzerinemedeniyet inşa edilebilecek bir kitap olduğunu herkese göstermek istediğini sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aktüel psikoloji&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-5163767453459353063?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/5163767453459353063/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/mesneviyi-okuyanlar-depresyondan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5163767453459353063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5163767453459353063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/mesneviyi-okuyanlar-depresyondan.html' title='Mesnevi’yi okuyanlar depresyondan kurtuluyor'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-7208356302517889674</id><published>2009-07-19T15:06:00.001+03:00</published><updated>2009-07-19T15:07:43.214+03:00</updated><title type='text'>“Lüks hayat” değil “sade hayat oh ne rahat!”</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.hayatname.com/dergi/wp-content/themes/Hayatnamev1/phpThumb/phpThumb.php?src=http://www.hayatname.com/dergi/wp-content/uploads/sadelikzenginlik-150x150.jpg&amp;h=80&amp;w=80&amp;zc=1"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 80px; height: 80px;" src="http://www.hayatname.com/dergi/wp-content/themes/Hayatnamev1/phpThumb/phpThumb.php?src=http://www.hayatname.com/dergi/wp-content/uploads/sadelikzenginlik-150x150.jpg&amp;h=80&amp;w=80&amp;zc=1" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son yılların belki en çok kullanılan kavramlarından birisidir “Tüketim”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tüketim Bağımlılığı,” “Tüketim Hastalığı” ve “Tüketim Çılgınlığı” gibi nitelemeler, ferdî sınırları çoktan aştı. Toplumları, kitleleri, hattâ ülke ve kıtaları tıpkı bir virüs gibi sardı. Beyinleri ve hisleri hakimiyeti altına alan bu hastalık, artık bütün dünya insanlığını; hattâ dünya üzerinde yer alan canlı-cansız tüm varlıkları tehdit edecek; ekolojik dengeyi bozacak boyutlara ulaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketim bağımlılığı ve hastalığının kaynağı aslında belli. Tıpkı saçayağını gibi üç temel unsur, tüketimi sürekli körüklüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan ilki medya organları. Medyanın elebaşısı ise televizyon. Şimdilerde onu internet aracılığıyla hızla yayılmakta olan sanal marketler takip ediyor. Reklamlarla, yaldızlı hayat hikayeleriyle insanlar, bilmedikleri, tanımadıkları ve yabancısı oldukları hayatı yaşamaya zorlanıyor. Üstelik kendi irade ve isteklerini kullandırmak suretiyle bunu gerçekleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci ayağı bankalar meydana getiriyor. Tüketim kredileri, kredi kartları gibi her an patlamaya hazır tuzaklarla, insanlar tüketim ve alışveriş yarışına sokuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü ayak ise, alışveriş mekanları. Mahalle bakkallarını bir silindir gibi ezip geçen süpermarketler, ardından hipermarketler ve ardından gelen “Mall”lar. Dev alışveriş merkezlerinde karınca kadar küçük kalan insanlar, neredeyse tüm ürünleri omuzlayıp çıkacak kadar bonkör davranıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık çoğu insan, gezmek, dinlenmek, şöyle bir rahatlamak için alışverişe çıkıyor. Bir kutu kibrit almak için markete giren, dışarıya iki eli poşetlerle dolu çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ve benzeri tablolar, özellikle büyük şehirlerimizde çok daha net görülebiliyor. Belki, bu tabloda bizim yerimiz de bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm dünya geneline baktığımız zaman, ülke ve toplum olarak bizi rahatlatacak bir durumdan bahsedebiliriz. Çünkü, tüketim çılgınlığının en fazla yaşandığı ülkelerin başında ABD geliyor. Onu da diğer Batı ülkeleri takip ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bu noktada, dikkatleri üzerinde toplayan bir gelişme, bir kıpırdanma söz konusu. Tüketim girdabında kıvranan insanlar, çözüm arayışı içindeler. Tek başlarına bu dertten kurtulamayacağını anlayanlar ise, “birlikten kuvvet doğar” kaidesine riayet edip, birlik olup, bazı organizasyonlara imza atıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı toplumlarında, tüketim çılgınlığı ve alışveriş bağımlılığına bir tepki olarak ortaya çıkan ve son 20 yıl içinde hızla yayılan bir hareket bulunuyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sade Hayat” hareketi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yöndeki teşebbüsler içinde, en etkili ve en çok taraftar toplayan hareket ise “Gönüllü Sadelik” ismini taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hareketin öncülüğünü, aynı zamanda bir sosyolog olan Duane Elgin üstlenmiş durumda. 1981 yılında Voluntary Simplicity (Gönüllü Sadelik) ismiyle yayınlanan kitabında, Duane Elgin, insanların hayatlarını sadeleştirmelerine yönelik uygulamaları sistematik bir şekilde ortaya koymakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitap kısa zamanda, tüketim hastalığından kurtulma arayışındaki milyonlarca Amerikalı için adetâ bir can simidi olarak algılandı. Adından da vurgulandığı gibi, Sosyolog Elgin’in kitabını okuyan herkes, “Gönüllü” olarak sade bir hayatı tercih etme ve hayatını sadeleştirme arayışına girdiler. Küçük gruplar halinde biraraya gelip, sade hayata geçişte birbirlerine destek olmaya çalıştılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönüllü Sadelik çalışma grupları veya halkalarının en belirgi özelliği, sayıları üç-beş aileden oluşan küçük gruplardan meydana gelmesi. Bu gruplar, sırayla evlerde toplanıyorlar. Her toplantının ana gündemi ise, hayatlarını daha sade hale getirebilmenin yolları oluşturuyor. Yaptıkları araştırmalar neticesinde, buldukları çözüm yollarını beraberce uygulamaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sade hayatı benimseyen kişilerin faaliyetleri sadece bundan ibaret değil elbette. Kimileri, uzun yıllar boyunca sadeliği yaşama ve insanlara anlatma kaygısına düşüyor. Kimisi ise, bu yöndeki faaliyetlerini daha organizeli hale getiriyor; hattâ akademik çalışmalarda bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;New York menkul kıymetler borsası Wall Street’te bir süre finansal analist olarak çalışan Joe Dominguez’in hayat hikayesi, bu yöndeki gelişmeleri en dikkat çekici örneklerinden birisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesleğinde çok başarılı olan ve henüz 31 yaşındayken çok yüksek gelirler elde eden Dominguez, hayatını kökten değiştirecek bir karar alıp, emekli oldu. Aldığı bu radikal kararın ardından geri dönmedi ve maaşlı bir işte çalışmadı. Son derece mütevazi bir hayat yaşamaya başladı. Ekonomik kaygılardan arınmış, para, lüks tüketim ve gösteriş gibi kavramların çok uzağında bir hayatı öngören “New Road Map for Money” (Para İçin Yeni Yol Haritası) projesini geliştirdi. Bu proje, günlük hayattaki paranın hakimiyetini ortadan kaldırmayı esas almaktaydı. Bütün zamanını, enerjisini ve maddî-manevî bütün birikimlerini bu projeyi hayata geçirmeye ayırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı Dominguez gibi, Vicki Robin de, Brown Üniversitesinden yüksek bir dereceyle mezun olmuştu. Ardından, New York’ta, tiyatro ve film alanında çalışmalar yapmaktaydı. Bu esnada Joe Dominguez ile tanıştı ve onun projesine büyük ilgi duydu. Bu ilgisi onu tıpkı Joe gibi, henüz 30 yaşındayken emekli olmasına ve hayatının geri kalan kısmında paraya karşı bağımsızlık bayrağını açmasına sebep oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine iki dost, bu projelerini vakıf çatısı altında kurumsallaştırdılar. Projelerinden hareketle vakıflarının ismini “New Road Map Foundation” (Yeni Yol Haritası Vakfı) koydular. Bu vakfın amacını “daha bilinçli, daha sade, daha sağlıklı ve daha düzenli bir hayat tarzını öğrenmeyi ciddî olarak isteyen herkese uygun malzemeleri sağlama” şeklinde ifade ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sade hayatı ortak yaşamaya yönelik olarak Batıda yaygınlaşan ve bizim kültürümüzdeki yardımlaşma örneklerini andıran örnek uygulamalar bulunuyor. Meselâ, belli bir bölgede yaşayan insanlar gönüllü olarak bir araya geliyorlar ve ihtiyaçları olan gıda maddelerini topluca alıyorlar. Böylelikle ihtiyaçlar hem en kaliteli ürünlerle giderilmiş, hem de çok ucuz fiyatlarla temin edilmiş oluyor. Basit bir satın alma maksadıyla dahi olsa, bu yolla insanlar arasında önemli bir bağın ve toplum ruhunun oluşması sağlanıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sade hayatı tercih edenler çok ilginç eylemler de gerçekleştiriyor. 1992 yılından beri dünyanın 13 ülkesinde Kasım ayının üçüncü Cuma günü “Buy Nothing Day,” yani Satın Almama Günü olarak kutlanıyor. Bu günde yine dünyanın değişik yerlerinde tüketim alışkanlıklarını eleştiren ilginç eylemler yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sade hayat merkezli ortak eylemlere bir başka ilginç örnek ise “TV-Turn Off Week,” yani Televizyonu Kapatma Haftası. 1995 yılında başlanan bu özel faaliyet, Nisanın son haftası kutlanıyor. Tıpkı, geçtiğimiz 25 Nisan-1 Mayıs 2005 tarihlerinde gerçekleştirildiği gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SADE HAYAT VE BİZ&lt;br /&gt;Sade hayat akımının doğuşuna yol açan sebepler, Batıda gelişmiş de olsa, bize hiç yabancı gelmiyor. Çünkü orada olup bitenler, Batı ülkelerinin sınırları içinde kalmadı. Hattâ henüz sanayileşmemiş, millî geliri çok düşük seviyelerde olan ülkelere kadar yayılmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemiz insanı da, bu yaygın hastalığın maalesef pençeleri arasında bulunuyor. “Başımı sokacak bir evim olsun” temennileri bir süre sonra yerini daha geniş bir daire arayışına bırakabiliyor. Ardından araba, ardından villa ve ardı arkası kesilmeyen istekler, hedefler takip edebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para kazanmak için harcanan zamanın, enerjinin ve gayretin pek azı, gerçekten mutlu edecek şeylere ayırılmıyor. Bu yüzden, her geçen gün mutsuzluk tablolarına yenileri ekleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kompleks, karmakarışık; alabildiğine dağınık bir hayat tarzı giderek daha da yaygınlaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evli olanlar, ailesine yeteri kadar zaman ayıramıyor. Özellikle çalışan eşler, hem kendilerine, hem de çocuklarına karşı görevlerini ve sorumluluklarını yerine getiremiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostlara, komşulara ve akrabalara yeterince zaman ayırılmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece ve gündüz kavramları, sadece mesai saatlerini çağrıştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevsimlerin değişmesiyle tüm dünya değişiyor. Ama mevsim isimleri, zihinlerde sadece mevsimlik alışverişleri canlandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başımızı ellerimizin arasına alıp, biraz düşünelim. Yaşadığımız böyle bir hayattan haz alabiliyor muyuz? Mutlu muyuz? Mutlu olabilmek için başvurduğumuz çarelerin kaçta kaçı bizi ve insanımızı hedefine ulaştırdı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa, mutluluğu gerçekten elde edebilecek bir hayat tarzını, Batı insanı gibi bütün yolları deneyerek mi bulacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı insanı aradığı mutluluğu sade hayatta buldu. Hem de tüketim hastalığının bütün benliklerini kapladığı bir zeminde. Bizim için sade hayat daha kolay. Çünkü, tarihimizle, kültürümüzle; hattâ pek çok âdet, gelenek ve göreneğimizle sade hayat bize çok yakın. Yapacağımız tek şey, önemli bir karar almak. Gerisi çok daha kolay olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Veli Sırım- Genç Yaklaşım Dergisi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-7208356302517889674?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/7208356302517889674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/luks-hayat-degil-sade-hayat-oh-ne-rahat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7208356302517889674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7208356302517889674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/luks-hayat-degil-sade-hayat-oh-ne-rahat.html' title='“Lüks hayat” değil “sade hayat oh ne rahat!”'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-2242937333269376062</id><published>2009-07-18T23:17:00.001+03:00</published><updated>2009-07-18T23:19:29.599+03:00</updated><title type='text'>Ayşe kadın!örtününce hürriyetin fasülyesi olur</title><content type='html'>Başını değil çeneni kapa, açığını değil ayıbını ÖRT!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feride, gazetesinde AÇIK ARTTIRMAYLA kapanmış, Müslüman mahallesinde kendi kurduğu senaryosuyla ilaçlanmış ve rantsızlıktan pembe sinek avlamış iki cami arasına köşe açıp yazılarını içerden, başlıklarını çöplükten atmaya başlamış sarışın gazeteciye gülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okurumu iki cümle daha fazla eğlendireceğim diye açık hava gazeteciliğine soyunan bu zihniyetin ucuz haber selektörlerini yakıp yolunda giden insanları tebdil- i sarışın hareketlerle dalgaya alması ve kendisini kapattıkça ortaya çıkan AÇIK YARASINA gerekli gocunma talebi gelmeyince kendini köşesine zor atması kalemini yanlış yerde SAĞA çektiğini gösteriyor diyordu feride. Ne oldu şimdi? İki cami arasına röportaj tezgahı açıp  cemaat dedektifliği yapmanıza değer bir haber bombası çıktı mı Ayşe Kadın. Fasulyenin kilosuna denk tespitleriniz İslamcılığı pazara dönüştürenlerin işine yaradı bizim değil. Kalemimle KAFA yapacağım diye mahalle arasında bir kuaföre dalıp haber yoldurmak gazetecinin değil kuaför çırağının işidir. Haşemasıyla, örtüsüyle, modasıyla dalga geçtiğiniz  kitlenin içinden İslamcı yazarları seçip her hafta birisiyle röportaj yapmayı  gazetecilik farzı haline getiren siz değil misiniz? Neden aynı cüreti o örtülülerle röportaj yaparken göstermediniz. Neden kaz gelecek haberden Ninja Kaplumbağayı esirgemeyen üslubunuzu örtüsüz Ayşe Kadın olarak dürüstçe sergilemediniz. Siz yılda bir kez haşemasıyla ya da pijamasıyla ya da kimonosuyla denize girenlerin gayet özgür oldukları eylemlerinin kalıplarını gırgırla çizmekle bize asıl her gün o gazeteye İzmir marşıyla girip Çarşamba senfonisiyle çıkan kalemi haşemalı gazetecinin kim olduğunu gösterdiniz. Teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dürüstlük, dalgasıyla dümen yumurtladığınız insanların asıl mağduriyetinin ne olduğunu yazabilmektir. Yani ağızları kapatılıp, ders zili çalana kadar örtüleri sıvanan ve onurları delik deşik edilip bir sıkımlık yasakları bir çırpıda içmeye zorlanan, Allahın ikna olmayın diye emrettiklerini birkaç saniye içinde ikna paketi haline getirenler karşısında o ucuz odalarda fabrikasyon dayatmalara maruz bırakılan ve diploması çarmıha gerilip haklarını ateşe verenleri HAKKA cayır cayır havale eden kızları yazabilmektir Ayşe Kadın. Gazetecilik Müslüman mahallesinde salyangoz anatomisini yazıp karikatüristlere malzeme vermekten geçiyorsa siz buyurun devam edin.  Bir dirhem protez örtünüz bu yaptığınız bin gazetecilik ayıbını örtmeye yetmez. Siz mahalle arası küçük maçlara devam edin bizim savaşımız anlamayacağınız kadar kutsal! Biz meleklerin diğer âlemdeki röportajı adına yaşıyoruz. Onların soruları o kadar SAĞLAM Kİ!  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esra ELÖNÜ - Haber7&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-2242937333269376062?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/2242937333269376062/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/ayse-kadnortununce-hurriyetin-fasulyesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2242937333269376062'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2242937333269376062'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/ayse-kadnortununce-hurriyetin-fasulyesi.html' title='Ayşe kadın!örtününce hürriyetin fasülyesi olur'/><author><name>ZEYNEP YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00400372745196039701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-4590405914701603452</id><published>2009-07-17T23:00:00.001+03:00</published><updated>2009-07-17T23:00:33.214+03:00</updated><title type='text'>Dinimizi nasıl öğrenelim?</title><content type='html'>Sevgili kardeşim... Din konusundaki tartışmalar ve çekişmeler bitmek tükenmek bilmez. Kaç kuşaktır sürer gider bunlar. Ömür biter münakaşalar bitmez. Kıyamet'e kadar sürer çekişmeler. Hesap Günü her şey aydınlığa kavuşur; kimin doğru yolda, kimin hatâlı olduğu anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Türkiyeliyiz, anadilimiz Arapça değildir. Din lisanını bilenler vardır ama sayıları azdır. İyi bilenler ise enderdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın tarihimizde büyük ârızalar oldu, milletçe ağır kazalara uğradık. Güçlü din eğitimi görmemiş nice kuşaklar yetişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1909'a kadar, ülkenin en modern lisesi olan Galatasaray'da bile günlük namazları, okul imamının arkasında okul camisinde kılmak bütün Müslüman talebe için mecburî idi. Nereden nereye geldik. Şu anda laik rejimin İmam-Hatip okullarında bile öğrencilerin hepsi namaz kılmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din düşmanları İslâm'ı mihraptan yıkmak için gizli planlar yaptılar, nice hile ve desiseye başvurdular. Halkın ve gençliğin kafası karıştı. Dışarıdan bir yığın farklı İslâm ithal edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din konusunda kaos ve anarşi çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Petro-dolarların gücüyle, 18'inci asırda zuhur etmiş bir bid'at fırkası gerçek ve saf İslâm olarak tanıtıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvufa şirk ve küfür, evliyaullaha -hâşâ- evliyauşşeytan denildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edille-i erbaanın dördüncüsü olan kıyas-ı fukahanın sapıklık olduğu iddia edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müteşabih ayet ve hadîslere lügavî manalar verilerek zamandan, mekandan ve noksan sıfatlardan münezzeh olan Yüce Allah'a yakışmayan sıfatlar izafe edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygambere (salat ve selam olsun ona) saygısızlık edildi. Türbesi yıkılmalıdır, mezarı başka yere taşınmalı ve düzlenmelidir denildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevessül ve istigase inkâr edildi. Yapanlara şirk damgası vuruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fitne ve fesatların listesini yapmaya kalksam büyük bir kitap olur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir kaos, bu hercümerç içinde imanımızı, dinimizi, ebedî saadetimizi korumak için ne yapmalıyız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Peygamberimiz "Ümmetim içinde tefrika baş gösterirse siz Sevad-ı Azam içinde olunuz" buyuruyor. Sevad-ı Azam büyük karaltı, büyük topluluktur. Bu da Ehl-i Sünnet ve Cemaat topluluğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu topluluğun itikad, bilgi ve hükümlerinde iki imamı (din önderi) vardır. İmamı Eş'arî ve İmamı Mâturidî. Fıkıh, muamelat konusunda da hepimizin bildiği dört imamı bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim vazifemiz, itikatta, ibadet hükümlerinde, muamelatta, ahlakta, ahkam-ı sultaniyede, velhasıl bütün din işlerinde bu imamlara tabi olmaktır. Bunların hepsi usûlde, temellerde, esasta ittifak halindedir. Teferruata ait bazı meselelerde küçük farklılıklar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm'ın cadde-i kübrası bunların yoludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi niyet, salah, takva, zühd, vera, aşk, şevk, mânevî neş'e, nuraniyet, ruhaniyet bu yoldadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güler yüzlü İslâm'ı bu yolda yürüyen Müslümanlar temsil eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yol Ashab'ın, Tâbiîn'in, Tebe-i Tâbiîn'in, Selef-i Sâlihîn'in, sonra kuşaktan kuşağa, asırdan asıra gelip geçen büyük ulemanın, büyük mürşidlerin yoludur. Bu yol Evliyaullah'ın yoludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yolu bırakıp da dar ve çıkmaz bid'at patikalarına sapanlara şaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evliyaullah'ın büyüklerine şeytan evliyası, müşrik, kafir diyen zalimlerin peşlerinden gitmeyelim, onların hile ve desiselerine aldanmayalım, tuzaklarına düşmeyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinimizi öğrenmek için şu yolu takip edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanefî fıkhına ve mezhebine bağlı olan kardeşlerimiz (mesela) Ömer Nasuhi Bilmen efendi hazretlerinin Büyük İslâm İlmihali'ni (Mehmet Talu sadeleştirmesi) alsınlar. O kitabın baş tarafında akaid (inanç bilgileri) kısmı vardır. Allahü Teâlâ'nın sıfatları orada nasıl yazılıysa, o şekilde öğrenmeli ve kabul etmeliyiz. İbadetler ve ahlâk bölümündeki bilgileri de özet olarak öğrenip bellemeliyiz. Şâfiî mezhebine bağlı olanlar muteber bir Şâfiî ilmihali alır, dinlerini ondan öğrenirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bid'at fırkaları "Mezhepler puttur... Fıkha lüzum yoktur... Herkes dinini doğrudan doğruya Kur'ân'dan öğrensin..." diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaldızlı sözler... Bunlara aldanmamalıyız. Şu anda piyasada yüzlerce meal, tercüme, tefsir bulunmaktadır. Bunların büyük kısmı para kazanmak, Kur'ân ticareti yapmak, bid'at mezheplerini yaymak için çıkartılmıştır. Bunlardan, din eğitimi görmemiş Müslümanlar hüküm çıkartamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iddiamın isbatı çok kolaydır: Din eğitimi almamış din kültürüne sahip olmayan iyi niyetli bir Müslümana birkaç Türkçe tefsir verelim. Bir sene gece gündüz okusun, yine de iki rekat namazı dosdoğru şekilde kılmasını öğrenemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir ilmihalden veya namaz hocasından ise birkaç saatte öğrenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberin türbesini yıkacağız, mezarını başka yere nakl edip düzleyeceğiz diyen bid'atçilerden hayır gelmez. Biz onlara, (onların bize dediği gibi) kâfir demiyoruz ama aşırı gittiklerinde hiç şüphe yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtikadımızı, ibadetlerimizi, muamelat hükümlerini, ahlak ilkelerini Ehl-i Sünnet kitaplarından öğrenelim. Kesinlikle bid'atçilerin kitaplarını okumayalım. Birşey öğrenelim derken sapıtabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların elinde akıllara durgunluk verecek miktarda petro-dolarlar olmasa, bid'atlerinin ve aşırılıklarının böyle yoğun reklamını yapamazlar, birtakım Müslümanları aldatamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar petro-dolarlarla taraftar kazanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehl-i Sünnet ise iman, aşk, şevk, halis niyet, mânevî ve ruhanî neş'e ile fütuhat yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Petro-dolarlarla beslenen ve semiren bid'atçilere, müellef-i kulûba sakın kanmayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bid'atçilerin nasıl namaz kıldıklarını hiç gördünüz mü? Ben gördüm... Namaza durmadan önce sakindirler. İftitah tekbirini aldıktan sonra bir hareket, bir kaşınma, bir kıpırdanma, bir çırpınma başlar... Namazda kol saatini kuranları, cebinden mendil çıkarıp burnunu silenleri, her secdede yere düşen küçük not defterinin sayfalarını karıştıranları görmüşümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet itikatta, ibadet hükümlerinde, muamelatta, ahlakta, her konuda Ehl-i Sünnet ve Cemaat... Bu yol Kur'ân, Sünnet yoludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evliyaullaha evliyauşşeytan diyenlerde hayır yoktur, onlar aşırıya kaçmışlar ve doğru yoldan sapmışlardır. Peygamberin türbesi yıkılsın, mezarı nakl edilsin diyenlere sakın sempati beslemeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bendeniz bu yazıyı petro-dolar mukabilinde yazmadım. Hakarete uğrayabilirim ama doğrusu benim anlattığım gibidir. Çünkü kendimden yazmıyorum. Ulemanın, sulehanın, mürşidlerin, velilerin dediklerini nakl ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇOK ZARURÎ DÖRT KİTAPÇIK&lt;br /&gt;Doktor, mühendis, avukat, iktisatçı, ziraatçi... hangi meslekten olursa olsun, lise ve üniversite eğitimi görmüş bütün Müslümanların usûl-i fıkıh, usûl-i tefsir, usûl-i hadîs ilimlerinin özetini, kendilerine yetecek miktarda, ehliyetli ve icazetli bir din hocasından öğrenmeleri gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu üç ilmin özetini bilmeden hiçbir câhil Müslümanın dini konularda ve meselelerde kendi re'yi ile konuşması, "Bu dinî mesele bana göre şöyledir veya böyledir..." diye laflar etmesi caiz değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, bozuk fırkalara girmiş bazı Müslümanlar başta Buharî ve Müslim olmak üzere Kütüb-i Sitte'deki sahih ve hasen hadîsleri reddediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalık petro-dolarlarla tercüme ve telif edilmiş, içlerinde vahim hatâlar bulunan meal ve tefsirlerle doldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde üç şey ayağa ve dile düştü. Dinî konular... Siyasî konular... Futbol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fıkıh, tefsir, hadîs usûllerinin özeti 15'er sayfalık üç broşürde anlatılabilir. Lakin böyle müfid özetleri herkes yazamaz. Ahmed Cevdet Paşa gibi dehalar ve zekalar yapabilir bu işi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bozuk bid'at fırkalarının da kendilerine göre, zikr edilen üç konuda usûlleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Ehl-i Sünnet ve Cemaat kıyas-ı fukahayı kabul ederiz.Necid fırkası mensupları kabul etmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizde cahillerin gerçek alimleri taklid etmesi gerekir. Necdîler bunu da kabul etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine, "Ehl-i Sünnetin Esasları" adıyla, numaralı maddeler şeklinde yazılmış, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye'nin başındaki "Kavaid-i Külliye" bölümüne benzeyen bir kitapçık yazılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi milyarlarca, kimisi yüz milyonlarca dolarlık imkanlara sahip İslâmî cemaatler yukarıda anlattığım hizmeti yapmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konularını belirttiğim dört kitap, iyi hazırlandıkları, iyi hocalar tarafından okutuldukları taktirde çok faydalı olacak, nice mü'minin ayaklarının kaymasını engelleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok mu himmet ve gayret sahipleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Şevket EYGİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-4590405914701603452?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/4590405914701603452/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/dinimizi-nasl-ogrenelim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4590405914701603452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4590405914701603452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/dinimizi-nasl-ogrenelim.html' title='Dinimizi nasıl öğrenelim?'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-5577255040819010250</id><published>2009-07-16T08:00:00.001+03:00</published><updated>2009-07-16T08:00:58.165+03:00</updated><title type='text'>İşte Türkiye'nin acı gerçeği</title><content type='html'>Başörtülü kızların meselesi Reina'ya girememek değil, hakları olan üniversiteye girememek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselenin insani ve toplumsal boyutunu anlamak istiyorsanız Ayşe Arman'ın başörtü ile çektirdiği fotoğraflara değil, bu fotoğrafa iyi bakın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖSS sınavında üstün bir başarı gösteren Konya Selçuk Anadolu İmam Hatip Lisesi Türkiye 9'uncusu ve Türkiye 22'ncisi çıkardı. Okul öğrencilerinden Şerife Ümmihani Horasan ÖSS S-1 de 394,804 puan alarak Türkiye 9'uncusu Konya 1'incisi olurken, Süheyla Kıvrak isimli öğrenci de ÖSS Sözel-1 dalında 390 puanla Türkiye 22'ncisi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 ÖSS'de İlk 1000'de 13 öğrencisi olan, İlk 20.000'de 127 öğrencisi bulunan Selçuklu Anadolu imam Hatip Lisesi, başarıları ile göz dolduruyor. Okuldan ÖSS'ye giren 230 öğrenciden 229'u başarılı olmuş. Okulun ÖSS'deki başarı ortalaması yüzde 99,6.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selçuklu Anadolu imam Hatip Lisesi'ne 2005 yılında yüksek bir puanla yerleşen Şerife Ümmühani Horasan esnaf bir babanın 5 çocuğundan birisi. 120 sorudan saedece 6 soru yapamayan Şerife, katsayı olmasaydı Tıp okumak istiyordu. Okulunda almış olduğu eğitim ve disiplinli çalışmanın kendisini bu noktaya getirdiğini şu anda Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne gitmek istediğini belirten Horosan, Konya'nın en başarılı öğrencisi olmanın gururunu yaşıyor.Katsayı engeli olmasaydı belki daha farklı alanları düşünebileceğini fakat aynı neti yapan ve normal lisede okuyan bir öğrenciden yaklaşık 45-50 puan eksik puan almasının başka bir bölümü düşünmesini bile engellediğini ifade eden Şerife Ümmihani Horasan, imam Hatip Lisesini tercih ettiği için hiç pişman olmadığını kaydetti. Horasan, bu sene SBS'ye girip 8. sınıftan mezun olan kardeşlerine de bu okulu hiç çekinmeden tavsiye ettiğini ifade etti. Türkiye 9'uncusu öğrencinin yetkililerden tek dileği ise katsayı probleminin bir an önce çözülerek kendilerinden sonraki nesillerin mağdur edilmemesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"KATSAYI SORUNU BİR AN ÖNCE ÇÖZÜLSÜN"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye 22'incisi olan Süheyla Kıvrak ise mutluluğunu Vakit ile paylaştı. Liselere Giriş Sınavı'nda (LGS) Konya'da kazanamayacağı Anadolu Lisesi olmamasına rağmen Selçuklu Anadolu imam Hatip Lisesi'ni tercih ettiğini belirten Süheyla Kıvrak, "Bu tercihimde en önemli faktör, imam Hatip Lisesinin inandığım değerlere sahip çıkması, benimsemesi ve kıyafet yönüyle rahat okuma imkânı sunmasıydı" dedi. Kıvrak, katsayı adaletsizliğine de dikkat çekerek, "Halen uygulanmakta olan katsayı adaletsizliği yüzünden; toplumdaki çözülme ve bozulmanın derinine inip tamir edebilmek için hedeflediğim bölümleri özgürce seçememek, gele- mm ceğimi dolayısıyla ülkemin geleceğini etkileyecek olan bu karar aşamasında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;memek bizim için çok acı ve incitici bir durumdur. Bu sorunun en kısa zamanda çözülmesini ümit ediyor ve yetkililerin bu konuda atmaya çalıştıkları adımlarda kararlı olmalarını bekliyorum" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"MÜSLÜMANCA YASAYABİLECEĞİM BİR ÜLKE ÖZLEMİ İÇİNDEYİM"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdeali olan bölümde herhangi bir üniversiteye girecek olsa bile; tercih ettiği kıyafet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nedeniyle üniversiteye kabul edilmeyeceğini bildiğini belirten Kıvrak "Okuyabilmiş olsam görev yapma konusunda yine aynı sorunla karşılaşacağım. Müslümanca, rahatça yaşayabileceğim bir ülke özlemi içindeyim! Artık pansuman nitelikli çözümler üretmek yerine insan hak ve özgürlüklerinin uygulandığı, özgür ve adaletli bir ülkede yaşamak ve gasp edilen haklarımın iadesini istiyorum" şeklinde konuştu. Süheyla Kıvrak sözlerini şöyle sürdürdü: Kendi ülkemde, ülkem ve milletim için s hizmet etmeye bu kadar istekliyken her yönüyle önümüze set çekilmesi, çok yönlü insan yetiştiren İmam Hatiplerin tek yöne kanali-ze edilmesi, tek tipleştirilmesi bu ülkeye yapılabilecek en büyük ihanettir, imam Hatip Liseleri bilgili, görgülü, milli-manevi değerlerine sahip çıkan, toplumsal çökmenin sancısını derinden hisseden ve çözüm yolları araştıran olgun, çalışkan ve nitelikli gençler yetiştirmektedir. Milli Eğitim Bakanımızdan, Başbakanımıza, Cumhurbaşkanımıza varıncaya kadar tüm yetkililerin bir an önce harekete geçmesini duyarlı her vatandaş gibi ben de önemle rica ediyorum. Zira, gelecek; neslini eğitip kaliteli hale getirenlerin olacaktır, İmam Hatip neslinden bu ülkeye zarar gelmeyeceği herkes tarafından bilinmeli ve bu nesle sahip çıkılmalıdır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakit&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-5577255040819010250?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/5577255040819010250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/iste-turkiyenin-ac-gercegi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5577255040819010250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5577255040819010250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/iste-turkiyenin-ac-gercegi.html' title='İşte Türkiye&apos;nin acı gerçeği'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-720212870851925346</id><published>2009-07-15T11:15:00.000+03:00</published><updated>2009-07-15T11:16:11.212+03:00</updated><title type='text'>Gayret Bizden Tevfik Allah’tan</title><content type='html'>Allah’tan tevfik dilemek, “kendimiz için uygun olan”ı istemektir. Uygun olanı biz bilemeyiz; Allah bilir. Çünkü bizim hayır bildiklerimizde şer, şer bildiklerimizde hayır olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cezbedici bütün unsurlarına rağmen modernizm bir “gaflet hali”dir. Bu sebepledir ki modern hayatta beşerî arzu ve isteklerin en üst seviyede karşılanması hep bir “çılgınlık” nitelemesiyle ifade edilir. Üstelik bu niteleme bir sakındırmayı değil, bir yönlendirmeyi yansıtır çoğu zaman. Modern kitlelerin çılgınlık heves yahut tutkusuna İslâmî terminolojide “fahşâ” adı verilir. “Arzuların hiçbir ölçü tanımayan, gem vurulamaz bir iştiha ile Allah’ın koyduğu sınırları çiğneyerek tatmin edilmesi” demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fahşâya teşvik etmesi, çılgınlığa özendirmesi, bir gaflet hali olan modernizmin mademki temel karakteridir, bunu sadece tüketim veya eğlence anlayışında aramamak gerekir. İhtiyaç, hatta zaruret de olsa dünyalık taleplerin elde edilmesi yolunda bugün neredeyse meziyet sayılan aşırı düşkünlük, ısrar ve ihtiras yine aynı nisyanın eseridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modernizmin bu tarzı, biraz nefsimize hoş gelmesi, ama daha çok da “geri kalmışlık” yaftasından kurtulma gayreti sebebiyle bilhassa mal mülk edinme, hayat standardını yükseltme, para kazanma, başarılı olma konularında biz müslümanları daha fazla etkilemiş görünüyor. Bir şekilde kendimizi kaptırdığımız bu gaflet hali içinde masum ve makul taleplerin “tutku”ya dönüşünce imanımızı zedelediğini fark edemiyoruz. Tıpkı “başarma tutkusu”nun kalplerimizi ne hale getirdiğini göremediğimiz gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başarma tutkusu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başarmak, önceden tasarlanan faydalı bir neticeye ulaşmak, isteğine nail olmak, bir işi maksada uygun biçimde tamamlamak, bir zorluğun üstesinden gelmek demek. İnsan elbette başarmak, netice almak ümidiyle bir işe sarılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meşru ölçüleri gözeterek başarılı olmayı istemek, böyle bir arzuyu taşımak neden fahşâ olsun öyleyse? Başarma isteği ile başarı tutkusu aynı şey değil. Tutku, meşru ve makul ölçüler içindeki bir isteğin itidalini kaybedip ifrata kaymasıdır. İtidal aynı zamanda denge demektir. Dengesini kaybedenlerin ne zaman, nereye yuvarlanacağı belli olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutku haline gelmiş bir başarma isteği neticeyi gayretten daha değerli görür. Bu bakış açısı çabaya ve dürüstlüğe değil, hasılaya itibar ettirir. İnsana kulluğunu ve bu dünyadaki asıl vazifesini unutturabilir, meşru olmayan yollara sevk edebilir onu. En kötüsü de hedeflenen neticenin sadece tevessül edilen sebeplerle insanların kendileri tarafından kazanılabileceğine inandırır. Her şeye rağmen beklenen başarı kazanılamamışsa ya ümitsizliğe düşürür insanı, ya ısrarla ve inatla yeniden hamle yapmaya zorlar. Sözünü ettiğimiz ısrar ve inat, azmin yahut kararlılığın değil, hedeflenen neticenin “en doğru, en faydalı” olduğu saplantısındaki ısrar ve inattır. Hasbelkader istediğine nail olmuşsa, neticeyi kendinden bildiği için bu defa da böbürlenir, elde ettikleri üzerinde mülkiyet ve tasarruf yetkisinin sadece kendisine ait &lt;br /&gt;olduğunu düşünür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz “başarı tutkusu” dedik ama bugün artık tek başına “başarı” dendiğinde de şu saydığımız davranışlar akla geliyor ve üstelik bütün bunlar çok normal karşılanıyor. Piyasada “başarılı olmanın yollarını” salık veren, bu nedenle de çok satan bir sürü kitap böyle bir kabulü körüklüyor. “İnsanın başarısı da başarısızlığı da kendi elindedir” düşüncesini yerleştiriyor mesela. “Başarmak, amaca uygun sonuç almaktır. Hiçbir açıklama başarısızlığa gerekçe yapılamaz.” gibi parlak ama tutarsız sloganlar ezberletiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Başarı” kavramının kendisi müslümanlar için ciddi bir tehlikeye dönüşmüş durumda kısaca.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayırlısını istemek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lisanımızla tasavvurlarımız arasındaki uyumu gözettiğimiz, ağzımızdan çıkanı kulağımızın duyup kalbimizin tasdik ettiği zamanlarda “başarı” gibi şaibeli kelimeleri kullanmazdık. “Başa ermek, en yukarılara çıkmak” gibi çağrışımları da olan ve neticeyi sadece insanın gayretine bağlayan “başarı”, yeni bir kelime. Hatırlayanlar olacaktır, eskiden “başarı” değil “muvaffakiyet” dilenirdi. Kitapların önsözlerinde sıkça kullanıldığı üzere, bir işe girişenler “gayret bizden, tevfik Allah’tan” niyazında bulunurdu. Sabahın ilk ışıklarıyla analar evlatlarını, hanımlar eşlerini uğurlarken “Allah işinizi rast getirsin” diye dua ederdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu ifadelerle, mesela “muvaffakiyet”le “başarı” aynı şey değil mi peki? Değil. Günümüz sözlüklerinde bu iki kelime birbiriyle karşılansa da aynı değil. Eski sözlüklerde muvaffakiyet “tevfikât-ı ilâhiyyeye mazhariyet” şeklinde açıklanır ve mutlaka “hüsn-i istimâline, -yani doğru kullanılmasına- itina olunacak kelimelerdendir.” diye not düşülürdü.  Bu uyarı, muvaffakiyetin insan tarafından ancak talep edilebileceği, tesis edilemeyeceği gerçeğine dikkat çekmek içindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muvaffakiyet de tevfik de “bir şeyin başka bir şeye uygun olması” manasına gelen “vefk” kökünden türemedir. Nitekim aynı kökten “muvafık” ve “muvafakat” kelimelerinde “uygunluk” anlamı daha belirgindir. Şu halde Allah’tan muvaffakiyet veya tevfik dilemek, “kendimiz için uygun olan”ı istemektir. Bunu biz bilemeyiz; Allah bilir. Çünkü bizim hayır bildiklerimizde şer, şer bildiklerimizde hayır olabilir. Talep ettiğimiz şeyin ağırlığı ile takatimiz arasındaki uygunsuzluğu göremeyebiliriz. Halihazırın sınırlılığı çok zaman yanıltır bizi. Halbuki geleceği de bilen ve bütünü gören yalnızca Allah Tealâ’dır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sebepledir ki kendimiz için uygun olanı, hayırlı olanı Allah’a havale etmek hem bir duadır, hem de Allah’a itimadın, dolayısıyla imanın gereğidir. “İlla benim tasarladığım olmalı, benim için uygun olan budur!” ısrarı küstahlıktır. Bize bu cüreti gösterecek iradeyi bile bahşedene, sahibimize, bizi yaratana, rahmetiyle kuşatana güvenmemenin ifadesi olmakla da büyük bir cehalettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaferle değil seferle mükellefiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir küstahlık ve cahillikte direnenler kendilerini yorduklarıyla kalır, aslında hiçbir hayır elde edemezler. Çünkü bizim inancımızda muvaffakiyet de nusret de, zafer ve fetih de Allah’tandır. Çalışır, gayret eder, elimizden geleni yapar, sebeplere sarılırız ama neticeyi Rabbimizden bekleriz. Her şeye rağmen istediğimize ulaşamamışsak, “nasibimizde yokmuş” der, “hayırlısı böyleymiş” yahut “hak ettiğimiz buymuş” der, takdire teslim oluruz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tavır, “takdire rıza”yı kavraması mümkün olmayan modern anlayışın iddia ettiği ve benimsettiği gibi bir tembellik, boş vermişlik yahut amaçsızlık sebebi değildir. Tam aksine çabayı neticenin önüne çıkaran, çalışmaya teşvik eden bir yaklaşımdır. Çünkü müslüman netice almakla değil, gayret etmekle mükelleftir. Gayreti ve istikameti yüceltir onu. Allah Tealâ, inkârcıların söz dinlemeyip imana yönelmemesi üzerine zaman zaman me’yus olan Efendimiz s.a.v.’e “Sen zikret”, yani “sana indirilenleri hatırlat, tebliğ et” talimatını vermiş; hidayetin kendi katında olduğunu beyan buyurmuştur. Bu talimat doğrultusunda “Biz zaferle değil seferle mükellefiz” düsturuyla hareket eden Osmanlı da dünyanın en soylu medeniyetlerinden birini kurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan takdire rıza, Allah’a itimadın ve teslimiyetin ifadesidir. Kendisinden razı olandan Allah Tealâ da razı olur ve elbette kendisine sığınan için en hayırlısını takdir eder. Yani “teslimiyet” bir kayıp değil en büyük kazançtır. Azim ve gayret netice almaya yetmez ama neticenin takdir edilmesinde rol oynar. Çünkü Cenab-ı Hakk’ın bazı hususlarda “çalışana vereceği” vaadi vardır. Ve nihayet çaba “fiilî dua”dır. Allah Tealâ vaadinden dönmez, duaları geri çevirmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu halde gerçek mümin, meşru ölçülerdeki dünyalık talepleri için çalışır, gayret eder, elinden geleni yapar. Fakat talebinin kendisine hayır getireceğini ve uygunluğunu bilmediği için Allah’tan tevfik diler, “mutlaka istediğim gerçekleşmeli” küstahlığıyla O’na asi olmaz. Kullukta kusur etmediği müddetçe Mevlâmızın mutlaka en hayırlısını, en uygununu vereceğine inanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeniden mümin olmamız, modern cahiliyyenin başarma tutkusuna inat, “gayret bizden, tevfik Allah’tan” şuurunu yeniden ihya etmemiz gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur’an’da Başarının Formülü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyalık bir neticeyi inatla ve tek başına tesis etmeye yeltenmek anlamına bir “başarı” kavramı elbette Kur’ân’da olamaz. Fakat “hayırlı” olduğu bizzat Allah Tealâ tarafından işaret buyurulan hedeflere ulaşmak için belirlenmiş şartlar ve bunların yerine getirilmesi halinde maksadın mutlaka tahakkuk ettirileceğine dair ilâhi vaatler vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu vaatlere nailiyeti “başarı” kabul edersek eğer, böyle bir başarıya Kur’ân’da bulabileceğimiz en yakın kavram “felâh” olabilir. Nitekim “kurtuluşa erişmek, huzur ve selamet bulmak, hayırda sonsuzluk” gibi karşılıkları bulunan “felâh”ın asıl anlamı “murada ulaşmak”tır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mü’minûn suresinin ilk ayetinde “Mü’minlerin mutlaka felaha erecekleri”, yani cennette ebedî saadete kavuşup başarıya ulaşacakları müjdelendikten sonra, takip eden ayetlerde bu başarının şartları sıralanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Surenin 1 ilâ 10. ayetleri arasında özetle “iman etmek, namazlarını huşu içinde kılmak ve aksatmamak,  boş işlerden yüz çevirmek, zekâtlarını vermek, iffetlerini korumak, emanetlerine ve ahitlerine riayet etmek” şeklinde sayılan şartları, “en hayırlı başarının formülü” olarak akıldan çıkarmamak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali YURTGEZEN - Semerkand&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-720212870851925346?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/720212870851925346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/gayret-bizden-tevfik-allahtan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/720212870851925346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/720212870851925346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/gayret-bizden-tevfik-allahtan.html' title='Gayret Bizden Tevfik Allah’tan'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-5974529873530407510</id><published>2009-07-12T12:30:00.002+03:00</published><updated>2009-07-12T12:31:29.767+03:00</updated><title type='text'>Öğrenmek isteyene merhaba!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.milligazete.com.tr/dosyalar/haberler/2009/07/11/132202/ogrenmek-isteyene-merhaba-medium-0.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 254px; height: 171px;" src="http://www.milligazete.com.tr/dosyalar/haberler/2009/07/11/132202/ogrenmek-isteyene-merhaba-medium-0.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber zikir meclisine değil ilim meclisine oturdu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber bir gün mescitte biri Allah'a yalvarıp yakaran diğeri ise fıkıh öğrenip başkalarına da öğreten iki grup insan gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine: "Her iki meclis de hayır üzerindedir. Ancak biri diğerinden daha üstündür. Allah Teâlâ şu kendisine zikrederek yalvarıp yakaranlara isterse verir, İsterse de vermez. Diğerleri ise hem kendileri öğreniyorlar ve hem de bilmeyenlere öğretiyorlar. Ben de bir öğretici olarak gönderildim" buyurarak ilim öğrenen ve öğreten gruptakilerin arasına oturdular. [Hayatu's Sahabe]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Öğrenmek isteyene merhaba!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saffan bin Assâl el-Murâdî şöyle anlatıyor: Mescitte bulunduğu bir sırada Hz. Peygamber'in yanına vardım. Kendisi kızıl bir abaya bürünmüşlerdi: "Ey Allah'ın Resûlü! Ben bir şeyler öğrenebilmek için geldim" dedim. Bunun üzerine: "İlim öğrenmek isteyenlere merhaba!" buyurdular. [Taberani]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber ilim öğrencilerine iltifat etmiştir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Harun şöyle anlatıyor: Biz Ebu Said el-Hudrî'nin meclisine devam ederdik. Her gidişimizde bizi: "Hoş geldiniz! Hz. Peygamber'in bize tavsiye etmiş olduğu kimselere merhaba!" diye karşılayarak şunları söylerdi: "Hz. Peygamber bizlere: "İnsanlar size bağlıdırlar. Yeryüzünün çeşitli yerlerinden dinin hükümlerini öğrenmek için birçok insan size gelecektir. Ben size, yanınıza gelen bu insanlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum" buyururlardı." [Tirmizi]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Said el-Hudrî şöyle demiştir: "Hz. Peygamber bizlere: 'Yeryüzünün çeşitli bölgelerinden birçok insanlar dinlerini sormak üzere size geleceklerdir. Size bu kişilere iyi davranmanızı ve kendilerine yer vermenizi tavsiye ediyorum. Onlara bildiklerinizi öğretiniz ve 'Merhabâ! Yaklaşınız!' deyiniz' buyurmuşlardır." [Kenz]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Said el-Hudrî yanına gelen genç talebeleri: "Hz. Peygamber'in bizlere tavsiye buyurduğu kimselere merhaba!" diyerek karşılar ve şöyle derdi: 'Hz. Peygamber bize, sizin gibi olanlara yer vermemizi ve hadis öğretmemizi emretmişlerdi. Bizden sonra yerimize siz geçeceksiniz ve bu hadisleri halka nakledeceksiniz.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ders verdiği kişilere de: "Eğer anlamadığın bir şey varsa bana sor. Çünkü benim için sana söylediklerimi anlamış olarak kalkıp gitmen; anlamaksızın ayrılmandan çok daha sevindiricidir" derdi. [Kenz]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlim öğrenmek için            sefere çıkıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Câbir bin Abdillah (ra) şöyle anlatıyor: Bana bir kişinin Hz. Peygamber'den dinlediği bir hadisi naklettiği haber verildi. Bunun üzerine hadisi bizzat o adamın ağzından dinlemeye karar verdim. Bunun için de bir deve satın aldım ve adamın bulunduğu Şam'a doğru yola çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir aylık yolculuktan sonra oraya ulaştığımda hadisi nakledenin Abdullah bin Üneys olduğunu öğrendim. Doğruca evine vardım ve kapıcıya: "Git, Abdullah'a Câbir'in kapıda beklediğini haber ver!" dedim. O içeriden: "Abdullah'ın oğlu Câbir mi?" deyince: "Evet!" dedim. O zaman elbisesinin eteğine basa basa yanıma geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşbeşten sonra: "Senin, Hz. Peygamber'den kısas hakkında bir hadis naklettiğini duydum ve bu yüzden de bir araya gelmezden önce ikimizden biri ölür korkusuyla bir deve satın alarak hemen buraya geldim" dedim. Bunun üzerine şunları anlattı: "Bir gün Hz. Peygamber: 'Allah Teâlâ kıyamet gününde insanları çırılçıplak, sünnetsiz ve bühm olarak haşredecektir" buyurdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bühm"ün ne demek olduğunu sorduğumuzda da: "Yanında hiç bir şey bulunmayan kimse demektir" dediler ve sonra da sözlerine şöyle devam ettiler: "Sonra Allah Teâlâ uzak-yakın tüm insanların işitebileceği bir sesle şunları söyler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yargılayacak ve sorguya çekecek olan mülk sahibi Benim. Cehennem halkından hiç kimse cennetliklerden birisinde bulunan en ufak hakkını almadığı sürece cehenneme atılmayacaktır. Aynı şekilde cennetlik olan hiç kimse bir tokat dahi olsa cehennem halkından birisinden hakkını almadıkça cennete girmeyecektir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları dinlediğimizde: "Ey Allah'ın Resûlü! Biraz önce insanların çırılçıplak, sünnetsiz ve yanlarında hiç bir şey bulunmaksızın haşredileceğini söylemiştiniz. Peki, insanlar neyi vereceklerdir?" dedik. Hz. Peygamber: "Kısas ve hak alış-verişi insanların iyilik ya da kötülükleriyle olacaktır. Borçlu olan kişinin sevabından alınarak hak sahibine verilir; eğer sevabı yoksa hak sahibinin günahının bir kısmı borçlunun üzerine yüklenir" buyurdular." [Heysemi]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cabir bin Abdillah bir hadis öğrenmek için yolculuğa çıkıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesleme bin Muhalled şöyle anlatıyor: Mısır valiliği yaptığım sırada kapıcı gelerek: "Dışarıda devesinin üzerinde bulunan bir göçebe Arap seninle görüşmek istiyor!" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapıcıya: "Sor bakalım kimmiş?" dedim. Dışarıya çıkan kapıcı biraz sonra dönerek kapıdakinin Câbir bin Abdillah el-Ensârî olduğunu söyledi. Bunun üzerine başımı pencereden çıkararak: "Ben mi aşağıya ineyim, yoksa sen mi buraya gelirsin?" diye sordum. O da: "Ne sen in, ne de ben yukarı çıkayım. Duyduğuma göre sen mü'minlerin ayıbının örtülmesi hakkında Hz. Peygamber'den bir hadis naklediyormuşsun. Buraya onu bizzat senden dinlemek için geldim" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Evet. Ben Hz. Peygamber'in "Kim mü'minlerden birinin bir ayıbını örterse diri diri toprağa gömülen bir kızı kurtarmış gibi sevap kazanır" buyurduğunu işittim" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözlerimden sonra Câbir bin Abdillah devesinden inmeksizin gerisin geriye Medine'ye döndü. Hz. Peygamber'in sahabilerinden birisi başka bir sahabinin: "Kim bu dünyada Müslüman kardeşinin bir ayıbını örterse Allah da kıyamet gününde onun günahını örter" şeklinde bir hadis rivayet ettiğini işitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine hadisi bizzat o sahabinin ağzından duymak için Mısır'a gitti. Onu bularak işitmiş olduğu hadisi sordu. O da: "Evet; ben Hz. Peygamber'in "Kim bu dünyada Müslüman kardeşinin bir ayıbını örterse Allah da kıyamet gününde onun günahını örter' buyurduğunu işittim" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Heysemi]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Musa ile Hz. Ömer'in gece sohbeti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR gece Ebu Musa el-Eş'arî yatsı namazından sonra Hz. Ömer'in yanına geldi. Hz. Ömer:                  "Bu saatte ne arıyorsun?" diye sordu. Ebu Musa: "Seninle konuşmak için geldim" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ömer: "Konuşmak için   vakit geç değil mi?" deyince de: "Fıkhî bir meseleyi görüşmek istiyordum" karşılığını verdi. Bunun üzerine oturdular ve uzun bir süre konuştular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ara Ebu Musa: "Ey Mü'minlerin Emîri! Biraz da   namaz kılsak" diyecek                   olduysa da Hz. Ömer: "Biz zaten            şu anda namazdaymışız gibi         sevap kazanıyoruz" diyerek konuşmayı sürdürdü. [Kenz]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MilliGazete&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-5974529873530407510?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/5974529873530407510/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/ogrenmek-isteyene-merhaba.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5974529873530407510'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5974529873530407510'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/ogrenmek-isteyene-merhaba.html' title='Öğrenmek isteyene merhaba!'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-2098584078236409345</id><published>2009-07-12T12:28:00.002+03:00</published><updated>2009-07-12T12:29:07.418+03:00</updated><title type='text'>Rızık Allah’tandır</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.milligazete.com.tr/dosyalar/haberler/2009/07/11/132109/rizik-allahtandir-medium-0.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 254px; height: 171px;" src="http://www.milligazete.com.tr/dosyalar/haberler/2009/07/11/132109/rizik-allahtandir-medium-0.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Hayata ilişkin üç önemli sacayağı var; rızk, bereket ve toplum. Osmanlı bu üç sacayağını öyle bir yorumlamış ve hayata geçirmiştir ki, bu konunun Osmanlı devleti üzerinden anlatılması oldukça yerinde olacaktır. Atalarımız gibi olmaz isek, hak ettiğimiz gibi idare edilmeye devam edeceğiz. Ya kendimizi düzeltmeli ya da mevcut yanlış durumumuza razı gelerek, "haksızlık karşısında susan" olmaya devam etmeliyiz.&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti "İşten artmaz dişten artar" sözünün anlamını nüfusun artması ile nüfuz'un da artacağı şeklinde anlamış ve rızk endişesi ve bütçe açık verir korkusuyla kendi halkına ve tarihine ihanet örneği sergilememiştir. Millet olarak herkes devletin ve ülkenin imkânlarını ve haklarını eşit bir şekilde paylaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adalet anlayışı oluşturulmalı&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti, hukukun üstünlüğüne inanan, gecikmeyen adalet anlayışına dayanan, İslam hukukunun hükümlerini esas alan bir İslam Devleti'dir. Osmanlı Devleti, emek ve bilgi yoğun bir toplum yapısına ve gerçek para politikasına dayanan malî bir sisteme sahipti. Osmanlı Toplumu, hilafetin Yavuz Sultan Selim merhumla Osmanlı Devleti'ne geçmesiyle devletini tüm Müslümanların başı ve koruyucusu olan kutsal bir devlet kabul etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşi veren de Allah'tır, aşı veren de...&lt;br /&gt;İnsanların ortak iradesiyle kurdukları ve idare ettikleri devlet, mecazîdir. Mutlak idare ve gerçek devlet sahibi Allah'tır. Mülkün ilk ve son sahibi, varlık âleminin yegâne maliki O'dur. O melik'tir. Saltanat ve hükümranlık O'ndadır. Çünkü O, hâkimler hakimi'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktidar değneğinin bir ucu O'nun (kudret) elindedir. İndiren ve bindiren, ağlatan ve güldüren, öldüren ve dirilten O'dur. Dilediğini fakir, dilediğini zengin, dilediğini zelil, dilediğini aziz kılan O'dur. Kâinatın gündemini tayin eden Halik-i Mutlak O'dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş veren de O'dur aş veren de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey bir imtihan vesilesidir&lt;br /&gt;Gerçek şu ki, beden ülkesinde yaratıcısına mutlak itaat ve teslimiyet esası üzerine devletini kuran bir kula Allah cihan devletini kurmayı da nasip ve müyesser kılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki cihanda da aziz eder. Bu sebeple 'bir insanın kisbeti, onun nisbetidir. Hizmet edene himmet edilir. Saymadan verene, saymadan verilir. Zira insana rızk gibi ilmi, saltanatı, hikmet ve nübüvveti ihsan eden Allah'tır. Veren el de O'dur alan el de O'dur. O'nun hikmetinden sual olunmaz. İnsana verilen her şey bir imtihan vesilesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keykubad'a yardım eden Ertuğrul Gazi merhumun oğlu ve daha sonra Kayı Aşireti'nin reisi Kara Osman'ı Osman Bey yapıp başına Devlet Kuşu'nu konduran ve ne hikmettir ki, 700 sene sonra da olsa onu rahmet ve şükranla andıran O'dur. Yalnız, "Osmanlı bedel ister" denir ya gerçekten Osman Gazi merhum devlet olmanın bedelini Allah'ın dinine hizmet etmekle ödemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplum Allah'ın emanetidir&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti ise kanun ve uygulamalarında iktidarların geçici olduğunu ve halkının kendisine Allah'ın bir emaneti olduğunu benimsemiş, devletin değil milletin yani (insanın) kutsal olduğunu özümsemiş, halka hizmeti Hakk'a hizmet olarak kabul etmiştir. Osmanlı düşüncesi, kanun ve adalet karşısında herkesin eşit olduğuna inanmış padişah bile olsa adaletin üstünlüğünü gözetmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paranın dolaşım hızı&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti, milletin dini ve devleti arasında Çin Seddi gibi aşılmaz kalın duvarlar örmemiştir. Aksine çok uluslu bir yapıya sahip Osmanlı, farklı dini cemaatleri, kültürel ve ekonomik etnik grupları asimile etmeden kaynaştırmış, çeşitliliği bir zenginlik olarak telakki etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden Osmanlı Devleti, ülkede paranın dolaşım hızının çok düşük olmasına rağmen yabancı sermayeyi teşvik ve kullanım konusu üzerinde güçlük çekmemiştir. Zira "Servet nerede kazanılmışsa orada sarf edilmelidir." esasına içtenlikle inanan ve bağlı bulunan ecnebi esnaf ve Galata Bankerleri cizye ve haraç konusunda da vergi hususunda da tereddüt göstermemişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanaat anlayışı çok önemlidir&lt;br /&gt;Osmanlı iktisadî sistemi İslamî hayat tarzı ile ilgilidir. Sistem içerisinde toplum çıkarını kendi çıkarından üstün tutan insan tipi önemli rol oynamıştır. Devletin yükünü, yaptığı işe vâkıf, ömrünü insana hizmete vakfetmiş kişilerce kurulan vakıf müesseseleri tarafından hafifletilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki merkez camilerinin çıkışına konulan sadaka taşlarının oluklarına sabah namazından sonra bırakılan cemaate ait sadakaları, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları kadar alıp kalanını bir başka ihtiyaç sahibine bırakması Osmanlı toplumundaki kanaat anlayışının zirveye çıktığını göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes rızkıyla doğar&lt;br /&gt;Her çocuk gibi devletler de kendi rızkları (bütçeleri ve gelirleri) ile doğar, gelişir, büyür ve tarih sahnesinden silinirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah dağına göre kışı yaratır. Bu açıdan bir devletin bahtının açık olması, tahtının güçlü olması, ortak iradeyle iktidara getirdikleri idarecilerin idare ve iradesine bağlıdır. Nitekim (manevî anlamda) münkir kör Allah'a nasıl bakarsa Allah da ona öyle bakar... Sözü bir hakikati ifade etmektedir. Bir toplum Allah'a, O'nun dinine, kitabına, elçisine, vs. nasıl bakarsa, Allah da O topluma öyle bakar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MilliGazete&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-2098584078236409345?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/2098584078236409345/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/rzk-allahtandr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2098584078236409345'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2098584078236409345'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/rzk-allahtandr.html' title='Rızık Allah’tandır'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-3400534208823133691</id><published>2009-07-05T15:24:00.001+03:00</published><updated>2009-07-05T15:25:27.686+03:00</updated><title type='text'>Murat Göğebakan Laila'cılara seslendi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/364720090508091250339.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 272px; height: 204px;" src="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/364720090508091250339.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Lösemi tedavisi gören Göğebakan'dan herkese ders olacak itiraflar: "Açlığı sefaleti unuttuk, yolumuzu şaşırdık. Yoldan çıkmanın bedelini ödüyorum. Başıma gelenler tesadüf değil"&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser tedavisi gördüğü hastaneden taburcu edilen Murat Göğebakan, "Başıma gelenler tesadüf değil" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lösemi tanısıyla 2 ay önce Okmeydanı'ndaki Memorial Hastanesi'nde tedavi altına alınan şarkıcı Murat Göğebakan taburcu oldu... Anadolu Kavağı'ndaki evinde istirahat eden 41 yaşındaki şarkıcı, eşi Sema Göğebakan'ın desteğiyle hastalıkla mücadele ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İLİK BEKLİYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evinde ziyaret ettiğimiz Göğebakan, hayatında ilk kez dinlendiğini söyledi. Ekim'de sevenlerinin karşısına çıkacak sanatçı, saçlarının dökülmesine fırsat vermeden kazıtmış. Yeni halinden oldukça memnun olan Göğebakan, yine de objektiflerin karşısına geçmek istemiyor. Vaktini, evinde gitar çalarak ve hayranlarından gelen mektuplara bakarak geçirdiğini belirten ünlü şarkıcı, "Genetik raporlar temiz. Ailemde kanser yok. Bu vücudumun bir anlık şasesi. Hayatımın dönüm noktasını yaşadım. Yıl sonuna kadar bir vakıf kuracağım" dedi. Hastanede kaldığı 60 gün boyunca koridorlardaki iniltileri anlatacağı bir CD hazırlayacağını ifade eden şarkıcı, hastanede hasta yatağında yatmadığını, refakatçiler için hazır bulunan çekyatta uyuduğunu ve refakatçi yemeği yediğini kaydetti. Hastalığının 2 yıl boyunca kontrol edileceğini söyleyen Göğebakan, şöyle konuştu: "Doktora '1-2 yıl yaşayacaksam bana söyle' dedim. 'Öyle bir şey yok' dedi. Başta çok kötü biliyorduk ama değilmiş. İlik nakli olursa hiçbir tedavi görmeyeceğim. 4 kardeşimden örnek alındı, biri uymadı. Diğerlerinin sonucunu bekliyoruz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'BUNUN BEDELİNİ ÖDEYECEĞİM'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğebakan, insanların vücutlarının 4 saatte toplayacağı kanı bile vermediklerini belirterek, "Şu Laila'ya Reina'ya giden kardeşlerimiz, orada bir gecede verdikleri parayı bir vakfa bir kere verseler onbinlerce insanın hayatı kurtulur. Ama 1 lira iste vermezler. Oysa 3-5 muhterem kendini göstermek için birkaç bin lira öder" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kansere yakalanmasının tesadüf olmadığını da sözlerine ekleyen Göğebakan, "Yapmamız gerekenleri yapmadık. Unuttuk her şeyi. Ne oldum delisi olduk. Bizi dünyaya getiren anamızı babamızı unuttuk. Açlık günlerimizde, sefalet günlerimizde patrona yalakalık yapan soytarılar gibi, o zaman yanımızda olan kardeşlerimizi unuttuk biz. Rahat rahat güldük. Eğlendik. İnsanlara yalancı mutluluklar gösterdik" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'tan başka kimseye eyvallahı olmayacağını ifade eden Göğebakan, "Şu kelimeleri eğer bundan 10 yıl önce söylemiş olsaydım belki de Cenabı Allah bana bunları yaşatmayacaktı. 'Beni ilgilendirmez' dedim. 'Bana ne' dedim. 'Boşver' dedim. Yolumuza ekmeğimize baktık. Ama öbür tarafta rezillikler yaşatıldı. Bunları yapmadım. Kendi parama düştüm. Söylenmesi gerekenleri söylemedim. Bunun bedelini de ödeyeceğim" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-3400534208823133691?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/3400534208823133691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/murat-gogebakan-lailaclara-seslendi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3400534208823133691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3400534208823133691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/murat-gogebakan-lailaclara-seslendi.html' title='Murat Göğebakan Laila&apos;cılara seslendi'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-4267523403672700315</id><published>2009-07-05T12:17:00.000+03:00</published><updated>2009-07-05T12:20:03.092+03:00</updated><title type='text'>Sevap kazanmanın kolay yolları..</title><content type='html'>Sevap kazanmak sanıldığı kadar zor ve çok şarta bağlı değildir. Hatta denebilir ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niyetinizi düzeltin, işlerinizi düzgün niyetinize göre yapın. Rabbinizin rızasına erer, her şeyden sevap kazanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselâ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Sadaka sevabı mı kazanmak istiyorsun ama imkânınız mı yok?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde karşılaştığın insanlara hep mütebessim dur. Sadaka sevabı aldın gitti, demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için Efendimiz (sav) buyurmuş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mü’minin mü’mine karşı tebessümü sadakadır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Günahlarının sararmış yapraklar gibi dökülmesini mi istiyorsun? Hiç de zor değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeter ki yeni karşılaştığın insanlara elini uzat. İyi niyetle tokalaş, musafaha et.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan dolayıdır ki Efendimiz (sav) buyurmuş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İki mü’min karşılaşınca, biri elini uzatır da musafaha ederse, sararmış yaprakların dökülüşü gibi dökülür günahları.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Sadakanın en çok sevaplısını vermiş olmak mı istiyorsun? Bu da zor değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küsleri barıştır, dargınların arasını bul. İşte sana en makbûl sadaka sevabı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda da Efendimizin (sav) ikazı vardır. Şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sadakanın sevaplısı, dargın insanların arasını bulup barıştırmaktır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Rabbimizin yardımını mı istiyorsun? Sana hep ilâhî ikram ve yardımlar durmadan gelsin mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ise, sen de insanlara yardımcı ol, desteğini esirgeme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda da Efendimizin (sav) hatırlatması şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allah (cc) kulunun yardımındadır. Kul, kardeşinin yardımında bulunduğu müddetçe.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Kâmil Müslüman mı olmak istiyorsun? Bu da zor değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeter ki kimseyle küs durma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda da şöyle buyuruyor Efendimiz (sav):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kâmil Müslüman'a din kardeşiyle üç günden fazla küs durması helal değildir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki kırılıp incindiğimiz kimselere en çok üç gün küs durabiliriz. Daha fazlası kâmil Müslüman'a yakışmaz. Biz de kâmil iman sahibi bir Müslüman olmak istediğimizden dolayı üç günü geçmez küslüğümüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Rabbinin merhametini mi elde etmek istiyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ise hem insanlara, hem de diğer canlılara merhamet edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda şöyle buyurmuştur Efendimiz (sav):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Siz bu dünyada canlılara acıyıp merhamet ediniz ki, Rabbiniz de ahirette size acıyıp merhamet etsin...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dersiniz bu maddelere? Bunları yapmak çok mu zor, yoksa çok mu kolay?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kolay değil mi?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmed Şahin&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-4267523403672700315?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/4267523403672700315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/sevap-kazanmann-kolay-yollar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4267523403672700315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4267523403672700315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/sevap-kazanmann-kolay-yollar.html' title='Sevap kazanmanın kolay yolları..'/><author><name>ZEYNEP YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00400372745196039701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-5413692113056048947</id><published>2009-07-05T12:15:00.000+03:00</published><updated>2009-07-05T12:16:35.646+03:00</updated><title type='text'>Sağ kulak ile sol kulağın farkı!</title><content type='html'>İtalyan araştırmacılar, yaptıkları 3 ayrı deneyde kişilerin, sağ kulaklarına söylenilenleri yerine getirmede daha iyi olduklarını gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim adamları, bilgiyi işlemede daha iyi olduğu bilinen beynin sol tarafının, sağ kulaktan gelen bilgileri değerlendirdiğine işaret etti. Bilim adamları, araştırmaları için yaptıkları ilk deneyde, arka fonda yüksek desibelli müzik çalarken konuşan 286 deneği izledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kişilerin yüzde 72’sinde etkileşimin dinleyenin sağ tarafında olduğu tespit edildi. Araştırmacılar, ikinci deneyde 160 denekle anlamsız ifadelerle fısıldayarak konuştu ve bu deneklerin duymak için ya sağ ya da sol kulaklarını kullanmalarını izledi. Daha sonra her denekten duyulacak tonda birer sigara istendi. Deney sonucunda yüzde 58’sinin sağ kulağını, yüzde 42’sinin de sol kulağını kullandığı belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHİZEYİ SAĞDA TUTUYORUZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son deneyde 176 denekten ya sağ ya da sol kulağına doğru konuşularak sigara istenildi. Bunun sonunda da sağ kulaklarına konuşulan deneklerin daha çok sigara ikram ettikleri gözlemlendi. Deneylerin sonunda sağ kulaktan giren kelimelerin beynin sol kesiminde daha iyi işlem gördüğü anlaşıldı. Araştırmacılar, telefonla konuşurken ahizeyi sağ kulaklarına tuttuklarına da dikkati çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-5413692113056048947?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/5413692113056048947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/sag-kulak-ile-sol-kulagn-fark_05.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5413692113056048947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/5413692113056048947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/07/sag-kulak-ile-sol-kulagn-fark_05.html' title='Sağ kulak ile sol kulağın farkı!'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-2911363554085354971</id><published>2009-06-28T22:32:00.001+03:00</published><updated>2009-06-28T22:33:46.356+03:00</updated><title type='text'>Besmeleyle başlayıp hamd ile tamamlamak!</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Modern hurafelerden biriymiş gibi görünür "olumlu düşünme" tavsiyeleri. Hâlbuki en temel İslami öğretilerden biridir. Yitirilmiş olan islam ahlakının bir parçasıdır. Ne zamanki, her işte hayr olanı aramaktan vazgeçtik, bardağın boş tarafına odaklanmaya başladı gözlerimiz sürekli, o zaman yavaş yavaş eksilmeye başladık. Eksenimizden kopmaya, kendimize yabancılaşmaya başladık.&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis ümitsizliğin, Hz. Adem (as) rahmetin peşindeydi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslami kaynaklarda, Hz. Adem (as) ile şeytan arasındaki farklardan birinin de şeytanın ümitsizliğe düşmesi, Hz. Adem (as)'ın ise Allah'ın rahmetinden bir an bile şüphelenmemesi, ümitsizliğe düşmemesi ve bu nedenle de af ve duadan hiç vazgeçmemesi olarak geçer. Ümitsizlik iblisin telkinidir. Hz. Adem (as) ümit ve tevbe etti, iblis ise ümitsizliğe gömülerek rahmete sırtını döndü. Müslümanca duruş da, her şeyde hayr aramaktan, besmeleyle başlanılan her işi hamdolsun ile tamamlamaktan geçer yalnızca!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumlu düşünebilmek için ne yapmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle kişinin kendine çok yüklenmemesi gerektiği en başat meseledir. Kişinin, kendine çok yüklenmesi zihinsel ve duygusal yüklere neden olur. Bu da endişe katsayılarının yükselmesini tetikleyerek, yapılan işin de içinde bulunulan ruhsal durumun da içinden çıkılamaz bir hal almasına yol açar. Burada temel mesele, hedeflere bir bütün olarak değil parça parça yaklaşılması gerektiğidir. Hedefler, aşamalara ayrılarak her aşamasını da adım adım takip ederek yol almak hem en kolayıdır hem de başarıya en çok yakın olanıdır. Ayrıca, kendini başkalarıyla kıyas etmekten vazgeçmek de olumlu düşünme basamaklarından biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmiş üzüntüsü ve gelecek kaygısının ilacı; iman!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağın en büyük psikolojik hastalıklarının çoğu da hep gelecek kaygısı ve geçmiş üzüntüsü kaynaklı negatif düşünme alışkanlıklarından doğmaktadır. Kuranı Kerim; Allah'a dost olanlardan ve Allah'ın da kendilerine dost olduğu insanlardan bahsederken onların geçmiş üzüntüsü ve gelecek kaygısından sıyrılmış olduğundan bahseder. Bunun en öncelikli yolunun da kulun Allah'a güvenmesi gerektiği ve imanın da bu güven ilişkisi üzerine kurulu olduğundan dem vurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'a güvenen kişi, sürekli bir "ya şöyle olursa" ihtimaller zinciri kurmaktan ve şeytanın vesveselerine kapılıp gitmekten Allah'a sığınır. Zaten olumsuz düşüncenin islami literatürdeki karşılıklarından biri de vesvesedir. Rasulullah (sav)'ın sürekli okunmasını tavsiye ettiği surelerden biri olan Nas suresinde de "De ki: insanların Rabbine sığınırım! İnsanların hâkimine. İnsanların ilahına. Sinsi vesvesecinin şerrinden..." denilerek, insanların fıtrat gereği vesvese ve kuruntulara meyilli olabildiği ve bundan kurtulmanın tek yolunun da insanların Rabbi'ne sığınmak gerektiği anlatılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçsel direniş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumlu düşünme tavsiyeleri çoğu zaman ucuz bir pollyannacılık repliği olarak algılanmaktadır. Fakat burada kasıt; kişinin kendi baktığı yerin hayr arayan bir bakış olması gerektğini vurgulamaktır. Zira hayr'ın kaynağı Allah'tır. Rasulullah (sav)'ın de belirttiği gibi "Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen de hayatından lezzet alır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hadis aynı zamanda, son zamanlarda kanıtlanan önemli bir bilimsel veri tarafından da desteklenmektedir. Buna göre beyin, alt beyin, üst beyin ve sinir sistemi olmak üzere üç bölüme sahiptir. Alt beyin, hormonlar gibi fonksiyonları denetlerken üst beyin ise daha çok vücudun zihinsel işlevlerinden sorumludur. Yapılan araştırmalara göre, alt beyin üst beyin tarafından idare edilebilmektedir. Yani, kişi açken tokluğa odaklandığında ya da üşürken zihnini başka şeylerle meşgul edebilmeyi başardığında bu histen uzak kalabilmekte ve böylece bu hissi kontrol altında tutabilmektedir. Bu nedenle, olumsuz düşünme durumu da kontrol dışı bir alışkanlık olmaktan çıkıp yönetilebilir, dahası içsel bir direnişle üstesinden gelinebilir bir hâl almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk arasında da, yaygın bir ifade olan "korktuğun başına gelir demişler" sözü de gerçekliğe çok uzak bir söz değildir. Zira olumsuz kurgular oluşturmaya şartlanmış olan beyin kişiyi bu olumsuz kurguların sürekli baskısı altında başka birşey düşünmekten ve yapabilmekten alıkoyar. Bu nedenle, yapılması gereken en elzem şeylerden biri de kurduğumuz cümle yapılarının ve düşünüş tarzlarımızın da olumsuzdan olumluya sevkedilmesi gerektiğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin; çok kaygılı olduğumuz ve bu kaygılarımızla baş edemediğimiz için çıkış yolları aradığımız zamanda kurduğumuz "endişeli değilim, kaygılı değilim" cümleleri veya zihin yapısı olumsuz bir zihin yapısıdır. Zira beyin, "endişe" durumuna odaklanmıştır, hâlbuki olumlu düşünüş tarzıyla "ben rahatım zaten" sözüyle "rahatlık" haline odaklanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Gazete&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-2911363554085354971?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/2911363554085354971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/besmeleyle-baslayp-hamd-ile-tamamlamak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2911363554085354971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2911363554085354971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/besmeleyle-baslayp-hamd-ile-tamamlamak.html' title='Besmeleyle başlayıp hamd ile tamamlamak!'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-3455374612961692876</id><published>2009-06-28T22:30:00.002+03:00</published><updated>2009-06-28T22:31:43.368+03:00</updated><title type='text'>Mehmetçik anası yine dışarıda</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.haber5.com/img/agcXsG3P.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 450px; height: 198px;" src="http://www.haber5.com/img/agcXsG3P.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Çağdaş! Türkiye'den değişmeyen manzara... Şehit olacak Mehmetçikler içeride, ANALARI dışarıda..&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Etimesgut Zırhlı Birlikler'de dün acemi askerlerin yemin töreni vardı. Türkiye'nin dört bir yanından gelen asker yakınları Etimesgut'a akın etti. Asker aileleri evlatlarının en mutlu gününde onların yanında olmak için birliğin kapısını çaldı. Ancak çarşaflı bazı anneler kılık - kıyafet yönetmeliğine uymadıkları gerekçesiyle içeri alınmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haber5.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-3455374612961692876?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/3455374612961692876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/mehmetcik-anas-yine-dsarda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3455374612961692876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3455374612961692876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/mehmetcik-anas-yine-dsarda.html' title='Mehmetçik anası yine dışarıda'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-7787988994170476923</id><published>2009-06-27T12:58:00.001+03:00</published><updated>2009-06-27T12:58:55.722+03:00</updated><title type='text'>cen.net cafe</title><content type='html'>Imam Abdullah hoca , resmi islerini yaptirmak için bir kuruma gider. &lt;br /&gt;Kendisinden TC kimlik numarasi istenince, en yakin internet-cafenin yolunu tutmak zorunda kalir. &lt;br /&gt;Cafenin kapisindan girerken levhada yazili isim 'fesuphânallah' lar, estagfurullah'lar çektirir hoca efendiye, hem de pes pese: &lt;br /&gt;CEN.NET CAFE &lt;br /&gt;Cafeyi isleten delikanliya: &lt;br /&gt;- Evlâdim T.C. kimlik numarasi istediler benden, yardimci olabilir misin? &lt;br /&gt;- Tabi amcacim, siz suraya oturun, su isimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim. &lt;br /&gt;Abdullah hoca baslar beklemeye. &lt;br /&gt;Böylelikle bulundugu mekâni inceleme firsati da geçer eline. &lt;br /&gt;'Demek ki gençlerin girip bir türlü çikmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasidir.'diye geçirir içinden. &lt;br /&gt;Gözüne takilan her detaydan rahatsiz olarak, huzursuz bakislarla etrafini süzer durur. &lt;br /&gt;Evin bodrumunda kurdugu fare tuzaklari gelir aklina. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler nasil kapandan çikamiyorlarsa, ayri ayri telden oyunlara yakalanan gençlerin de buradan çikamadiklarini düsünür. &lt;br /&gt;Bir 'fesuphanallah' Bir 'fesuphânallah' daha çeker ve: &lt;br /&gt;-'Ahir zaman fitneleri iste canim', der kendi kendine &lt;br /&gt;Hoca efendinin huzursuz oldugunu fark eden delikanli hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur. En azindan bu da bir hürmet ifadesidir. 'Aferin' derken içinden, hayiflanir, istemeden: &lt;br /&gt;- 'Yazik oluyor bu gençlere, hayatlarini heder ediyorlar.' &lt;br /&gt;Bosa hayiflanmanin, ah vah demenin, bir faydasi olmayacagini bildigi için, delikanliyla hasbihal etmeye karar verir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-      Delikanli sana bir s ey soracagim ama bilmem ne düsünürsün? &lt;br /&gt;-      Buyurun amca, ne soracaktiniz? &lt;br /&gt;-      Sen Allah'i bilir misin? &lt;br /&gt;Birbirine girmis, hiçbir sekle benzetemedigi jöleli saçlari, her baktiginda bir 'fesuphanallah' daha çektigi sakal sekliyle bu delikanlidan aldigi cevap, hoca efendiyi pek sasirtir. &lt;br /&gt;Cafeyi isleten delikanli gülümseyen gözlerle bakarak: &lt;br /&gt;-      Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahseden, düsünecek akil, görecek göz veren Rabbini nasil bilmez amca? &lt;br /&gt;Hayretle sormaktan alamaz kendisini hoca: &lt;br /&gt;- Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah'i, bana bir anlatir misin? &lt;br /&gt;Delikanli eliyle cafedeki bilgisayarlari göstererek cevap verir: &lt;br /&gt;-      Bu bilgisayar ile biliyorum amca. &lt;br /&gt;-      Bunlarla mi? Pek anlayamadim. &lt;br /&gt;-      Bu bilgisayarlarin varligi benim nazarimda Allah'in varliginin en açik delillerinden biridir. Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca, böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir. &lt;br /&gt;Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zimbirtinin tesadüf eseri olusmayacagini, mutlaka birisi tarafindan yapilmis oldugunu söyler sana. Meselâ Darwin kalkip dirilse, su laptopu göstersen, desen ki: &lt;br /&gt;'Bu alet, su hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimlesmis hâlidir.' &lt;br /&gt;Darwin bile 'çüs lan deve' der. &lt;br /&gt;Abdullah Hoca delikanlinin anlattiklarindan hoslanmistir. Keyiflenir: &lt;br /&gt;-      Bilgisayarin kendiliginden yapildigini kabul etmeyen adam, onu yapan insanin yaratilmis olduguna gelince kiviriveriyor degil mi evlâdim? &lt;br /&gt;-      Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bagli, hepsi bir program tarafindan idare ediliyor. Bu sistemi ben kurdum, burayi ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur; &lt;br /&gt;Yani bir anlamda da farz-i mahal buranin tanrisi benim. &lt;br /&gt;Bazen oy un oynayip, internet'i kullanip para ödemeden sivismaya kalkanlar oluyor. Hemen yakaliyorum onlari. 'Gel bakalim! Nereye gidiyorsunuz böyle? Buranin nimetlerinden faydalanip basibos birakilacaginizi mi zannettiniz? 'Paramiz yok abi! ' derlerse; 'Yok öyle yagma!' deyip cezalandiriyorum. Internet-cafeyi temizletiyorum: paspas yapiyorlar, camlari silip tuvaleti temizlettiriyorum. &lt;br /&gt;Bir saat oyunun, internet'in bedeli olur, bunun hesabi sorulur da, sayisiz nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabini sormazlar mi insana? &lt;br /&gt;Bir cafenin bile islerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinati kusursuz isleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mi? &lt;br /&gt;Olmaz diyenin ahmakligini bütün noterler tasdik etmez mi? &lt;br /&gt;-      Vallahi evlâdim pek takdir ettim seni. Peki Allah'i nasil bilirsin, neye benzetirsin? &lt;br /&gt;-      Ben Allah'i hiçbir seye benzetmeden bilirim amca. &lt;br /&gt;-      Bunun böyle olacagini nasil bildin evlâdim? Delikanli eliyle bilgisayarlari isaret etti: &lt;br /&gt;-      Yine bunlar sag olsun. Bu bilgisayarlari yapan mühendisler baska, bilgisayarlar baskadir. Birbirlerine benzemezler. Programi yazan insan baskadir, ortaya konulan program ise bambaska. Bilgisayarda yüklenmis bilgiler vardir, fakat benim bilmem yine baskadir. Kamerasi vardir, ses düzeni vardir, ama benim gözlerim ve duyup konusmam farklidir. &lt;br /&gt;Abdullah amca çocugun feraset ve anlayisini çok begenmisti. Sordugu sorulara aldigi cevaplar, gayet mantikliydi ve berrak bir imana isaret ediyordu. &lt;br /&gt;Aslinda buradaki isi bitmis, kimlik numarasini çoktan almisti; ama muhabbete devam etmek istedi. &lt;br /&gt;-      Peki varligina inandigin Rabbin için ne yapman gerektigine dair ne biliyorsun? &lt;br /&gt;-      Ne yapmam gerektigini biliyorum amca, fakat ne kadarini yapabildigim hususunda kendimi yeterli görmüyorum. &lt;br /&gt;-      Ne bildigini söylersen, neler yapabilecegine dair yardimci olabilirim belki evlâdim. &lt;br /&gt;-      Neler yapmam gerektigine dair suradan biliyorum amca: 'Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermis. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerlestirmis. Ben de gönlümde sadece O'na ve sevdiklerine yer vermeliyim, O'nun istemeyecegi seyleri gönlümden uzak tutmaliyim.' &lt;br /&gt;'Ikinci olarak bana verdigi dili razi olmayacagi sözlerden korumaliyim. Her zaman O'nu söylemeli, O'nu anlatmaliyim.' 'Son olarak bana verdigi bu bedeni onun razi olacagi sekilde kullanmali, bir gün toprak olacak vücudumu O'nun yolunda eskitmeliyim.' Benim bildigim bundan ibaret. &lt;br /&gt;-      Ee evlâdim daha ne yapacaksin, baska bir sey kalmadi ki! &lt;br /&gt;-      Efendim yapmaliyim, etmeliyim diyorum ama, 'bal demekle agiz tatlanmiyor ki!' Gidilecek yolu bilmek ayri, usulüyle yolda yürüyebilmek apayri bir sey. Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse, Seytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFS virüsünü aktif hale getiriyor. Üstesinden gelebilene ask olsun. Etkili bir anti-virüs programi bulmam lazim belki de.. &lt;br /&gt;-      Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: NAMAZ &lt;br /&gt;-      Eveeet amca, NAMAZ anti-virüs programlarindan birisidir. Hayat sistemine kurup, günde bes kere da baglaniriz Böylece sürekli güncellenir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatifarket.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-7787988994170476923?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/7787988994170476923/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/cennet-cafe.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7787988994170476923'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7787988994170476923'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/cennet-cafe.html' title='cen.net cafe'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-8371093450344925632</id><published>2009-06-27T12:52:00.000+03:00</published><updated>2009-06-27T12:53:03.984+03:00</updated><title type='text'>Gıybet mi ağır suçtur, iftira mı?</title><content type='html'>Gıybet mi ağır suçtur, iftira mı? Cevabı açık: elbette ki iftira! İftirada kardeşini kendisinde olmayan kötü sıfatla anıyorsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bunu yüzüne karşı da söyleyemezsin. Gıybette ise hiç olmazsa doğruyu söylüyorsun. Arkadan konuşuyorsun ama kendini haklı bile görebiliyorsun. Gıybet işte bu özelliği dolayısıyla özür dilenmesi çok daha zor bir suçtur. Gıybet için hellalik dilemek iftira için helallik dilemekten çok daha utandırıcıdır. Niye mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi: Gıybet için özür dilemeye yeltenmek çok daha zordur. Gıybette, söylediğini zaten doğru bildiğin için, gıybet edilen hakkında senin söylediğinden aykırı bir gerçeklik çıkmayacaktır. Yani kardeşin sen onu gıyabında nasıl andıysan öyledir zaten. Söylediklerin doğru çıktığı için, vicdanın özür dileme konusunda daha az tahrik olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki hiç azap duymayacaktır. Ama iftirada söylediğinin aksi çıktığı için, en başından vicdan azabın seni özür dilemeye zorlayacaktır. Şu durumda, gıybetin istiğfarı iftiranın istiğfarından daha geç gelir, daha güç gerçekleşir. &lt;br /&gt;İkincisi: Gıybetin için gıybet ettiğin kişiyle yüzleşmen çok daha zordur. Çünkü helallik istemek için suçunu itiraf ettiğinde, sen kendi gıybet suçunla yüzleşeceksin ve kendini utandıracaksın. Ama gıybetine konu olan sıfat kardeşinde de gerçekte var olduğundan onu da kendi kusuruyla yüzleştireceksin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Özrünle kendini ve kardeşini birlikte utandıracaksın. Ayrıca, onu utandıracak olman seni daha da utandıracağından özür dilemenin önündeki psikolojik eşik çok daha yüksek olacaktır. Ama iftirada, sen sadece kendini utandırırsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşin için zaten kendisinde olmayan bir kötülükten senin gözünde aklandığını öğrenmekle, utanmak yerine sevinebilir. En fazla kızabilir. Kızdırmak ise utandırmaya kıyasla daha kolay göze alınır. En azından kardeşini utandıracak olmanın seni daha utandırması gibi elini kolunu bağlayan bir özelliği yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabul: İftira atmak, gıybet etmekten çok daha ağır bir suç. Ama gıybet için özür dilemek iftira için özür dilemekten çok daha zor geliyorsa, iftiradan korktuğumuzdan çok daha fazlasıyla gıybetten sakınmamız gerekiyor değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senai DEMİRCİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-8371093450344925632?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/8371093450344925632/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/gybet-mi-agr-suctur-iftira-m.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/8371093450344925632'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/8371093450344925632'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/gybet-mi-agr-suctur-iftira-m.html' title='Gıybet mi ağır suçtur, iftira mı?'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-3059177757285702190</id><published>2009-06-27T12:49:00.001+03:00</published><updated>2009-06-27T12:49:51.774+03:00</updated><title type='text'>Sabır</title><content type='html'>Kiminin susmak ve biriktirmek sandığı bir tepki biçimi. &lt;br /&gt;- Açlığa, susuzluğa, yokluğa ve çokluğa, dengeli bir bakış ve yaşayışın onurlu adı. &lt;br /&gt;- Hazları erteleyebilmenin, hayran bırakan görüntüsü. &lt;br /&gt;- Herkesin ulaşmaya çalıştığı bir mertebe. &lt;br /&gt;- Kimi zaman elimizle ettiğimizin sonucu, kimi zaman, bizim dışımızdaki oluşmuş dalgaların, başkasının rüzgarıyla bizim sahili dövmesine karşı direnmenin adı. &lt;br /&gt;- Hayat yolunun asfalttan çıkıp taşlı yollarla devam ettiğinde, ayaklarımıza batan taşlara &lt;br /&gt;rağmen, çarığımızı yenileyip yola ve yolculuğa devam etmenin adıdır sabır. &lt;br /&gt;- Artan sancıların, doğumun habercisi olduğunu bilip, tekrar derin bir nefes alarak gelecek &lt;br /&gt;yeni sancıları karşılamaktır. &lt;br /&gt;- İnsanı ve olayları doğru okuyup, hayatın atmosferinin de aynen hava durumu gibi, kimi güneşli, kimi karlı yağmurlu olduğunu bilerek, fırtınanın dineceğine dair inancını yüreğine kilitleyip kendine düşeni yaparak gözümüzü ufka, dilimizi esmaül hüsna ya bağlayıp beklemektir. &lt;br /&gt;- Tohumun, karanlıkta bekleyip olgunlaştığında yarılıp gün yüzüne çıkması gibi, sabrı tohumdan öğrenip, tohumun çatlayacağı ve yeryüzü ile merhabalaşacağı zamanı, saniye saniye saymaktır. Varlığını ortaya koymak, varlığa sevgiyi ve umudu katmaktır. &lt;br /&gt;- Sabır, hep ümitle yoldaştır, ümit sabra yol verir. Ümide kapı aralayan ise sevgidir. &lt;br /&gt;- Bir mü’min, sahip olduğunda mânen tüketen şeyi elde etmektense, mahrup bırakıp yoksullaştıran ya da acı çektiren yoksunluğa talip olur. Ve ulaşacağını bildiği mükâfata dair ümîdini yavan ekmeğe katık yapmayı tercih eder ve doğru yolda tedbirini alıp taktire havale etmenin adıdır sabır. &lt;br /&gt;- Bilgi bize eşyayı, insanı ve bunların hakikatini bildirir. Her işleyişin bir sisteme dönüşmesi, düzenli işlemesi ve bekleneni vermesinin, ancak ve ancak, yemeğe tatlandırıcı tuz niyetine oranlı katılmasıyla ağza tat vermesi gibi, sabrın da hayatın içine serpiştirilmesiyle sonuç alınacağını öğretir. &lt;br /&gt;- Bilgi, tohumu ektikten ve bakımını yaptıktan sonra beklemenin adının sabır olduğunu, ekmeden, biçmeden beklemenin, bilgisizlik mancınığı ile aklın ve mantığın Kaf dağının ardına atılmış olacağını söyler. &lt;br /&gt;- İnsan, her olayla ve durumla sınanır. Sınav, başarıyla geçmek, çoğunlukla bilinçli sabır ve irade olgunluğuna bağlı. Her mübarek ayı ve günü buna vesile kılabilmemiz ve başarabilmemiz duasıyla…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saliha ERDİM&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-3059177757285702190?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/3059177757285702190/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/sabr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3059177757285702190'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3059177757285702190'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/sabr.html' title='Sabır'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-4374543258103932721</id><published>2009-06-25T12:33:00.001+03:00</published><updated>2009-06-25T12:35:08.512+03:00</updated><title type='text'>70 hastalığın şifası hacamatta!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.iyilikguzellik.com/images/haber/886.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 220px; height: 136px;" src="http://www.iyilikguzellik.com/images/haber/886.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hacamat İslam ülkelerinde çok yaygın. Ama Çin'den Almanya'ya - Malezya'dan Kanada ve Avustralya'ya kadar bütün dünyada kullanılan alternatif bir tedavi yöntemi... İşte hacamatla ilgili tüm merak edilenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de bu tedavi yöntemi Sağlık Bakanlığı tarafından tanınmadığı için maalesef ehil olmayan kişiler tarafından sağlıksız ortamlarda yapılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacamatla tedavi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce, bardak vb. den oluşan kupa kan alınacak yere vuruluyor, orayı havasız bırakıp uyuşturuluyor. Aynı yeri neşterle et ile deri arasını 2 veya 3 milim çiziliyor. Sonra kupayı neşterlenen yere tekrar vuruluyor. Kılcal damarlardan kan gelmeye başlıyor. Bu genellikle üç defa tekrarlanıyor. Tedavi 20-25 dakika sürüyor. Ortalama 300-350 gram kadar kan çıkarılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacamat konusunda Hadis-i Şerifler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed(s.a.v) Hadis-i Şeriflerinde, hacamatın önemi hakkında şunları buyurmuş: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Damardan veya deriden kan aldırmak, tedavi olduğunuz şeylerin en faydalılarındandır." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sefer ediniz şifa bulunuz, oruç tutunuz şifa bulunuz, hacamat olunuz şifa bulunuz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacamat nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz (s.a.v)'in sağlıkla ilgili tavsiyelerinden ve bizzat tatbik ettiği sünnetlerindendir. Hacamat, sebebi belli bir hastalığın tedavisi olmaktan ziyade, kan fazlalığının, vücutta meydana getirdiği rahatsızlıkları gidermek için kullanılan bir tedavi usûlüdür. Hacamat’la alınan kan temiz kan değil, kirli, koyu, pıhtılaşmış, derinin altındaki uyuşuk kandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kan, damardan değil deriden alınır. Hacamat’la pıhtılaşmış koyu kan alınınca, vücuttaki kanın akışkanlık özelliği artar ve dolaşımı kolaylaşır. Deri hafifçe bir neşter ile çizilir ve üzerine ağzı geniş bir cam kavanoz kapatılarak emici gücün etkisi oluşturulur ve kirli kan vücuttan çıkarılır. Bu yöntem, vücudun değişik yerlerine uygulanmakta ve hasta organa yakın yerler özellikle tercih edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanılan malzemenin hijyenik olması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacamatın hiçbir yan etkisi olmadığı gibi tamamen doğaldır. Hiçbir acı vermez ve iz bırakmaz. Aynı gün iyileşme görülür ve vücutta rahatlama olur. En hızlı tedavi usûlüdür. Hacamatla tedavi binlerce yıldır uygulanan en eski tedavi usûlü olup, günümüzde de Asya, Afrika ve Uzak Doğu Ülkelerinde yaygın olarak uygulanmaktadır. Avrupa da son yıllarda alternatif tıp olarak uygulanmaya başlanmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasûlullah (s.a.v), baş ağrısından dolayı alnının her iki yanından, zehirlenmeden dolayı her iki omuz başı arasından, topuğundaki bir incinmeden dolayı da ayağının üzerinden kan aldırmıştır. (1) Rasûlullah (s.a.v)’in hanımları da hacamat yaptırmıştır. Rasûlullah (s.a.v): "Miraç'tan inerken hangi Melek cemaatine rastlasam, ey Muhammed (s.a.v)! ümmetine hacamat olmalarını emret dediler." buyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayber'de zehirli koyun etinden zehirlendiği zaman, Cebrail (a.s) kendisine, hemen kafasının arkasından hacamat yaptırmasını söylemiştir.  İbn Ömer (r.a) şöyle buyurdu: Ben, Rasûlullah (s.a.v)'den şu buyruğu işittim: "Hacamat olmak aç karnına daha faydalıdır. Hacamat olmak aklı ve hıfzetme (ezberleme) gücünü arttırır." (2) Yine bir Hadis-i şeriflerinde: "Hacamat her hastalığa faydalıdır, uyanık olun hacamat olun." buyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafadan hacamat olmak; delilik, cüzzam, gece körlüğü, alaca, baş ağrısı, diş, göz, kulak gibi hastalıklara ve daha birçok hastalığa şifadır. Hacamat’ın şifasını bilen büyük âlimler üç ayda bir hacamat olurlardı. Hacamat 70 hastalığa şifadır. Bunlardan bazıları; Kanser, cilt hastalıkları, sedef hastalığı, kısırlık, süreklilik arz eden kronikleşmiş birçok hastalıklar, migren, romatizma, mide, bağırsak rahatsızlıkları, karaciğer yetersizliği, zihinsel ve ruhsal birçok hastalıklarda, böbrek hastalıklarında kan vermenin faydaları belirgindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser olup ameliyat olması gereken bir kişide, hacamat’tan sonra kanser kütlesinin yok olduğu görülmüştür. Hacamat ta kanser'den kısırlığa kadar birçok hastalığa şifa vardır. Müzmin birçok hastalığın hacamat’la tedavi olduğu tecrübeyle sabittir. Hacamat nazara ve sihire karşı da iyi gelir. 50 senelik kökleşmiş büyünün, hacamat’la ortadan kalktığı rivayeti vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sebeple hacamat yapılırken mutlaka Ayet el-kürsi ve Muavizeteyn sureleri okunur. Rasûlullah (s.a.v) bizzat kendisi Ebû Taybe adında bir Haccâm'a hacamat yaptırmış ve başından kan aldırıp haccâma ücretini ödemiş ve şöyle buyurmuştur: "Kan aldırma yollarının en güzeli hacamattır. (yahut hacamat sizin en iyi tedavi yollarınızdır)" (3) İbn-i Abbas (r.a) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.v) buyurdular ki: "Haccam (hacamat yapan) ne iyi kuldur; (fazla) kanı giderir, beli hafifletir, gözü parlatır." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Londra Milli Hastanesinde ve Kopenhag Kraliyet hastanesinde hacamat’la ilgili Tıbbi araştırmalar yapıldı. Araştırmalar neticesinde kirli kan alınca, koyu kanı bulunan hastaların beyinlerinden geçen kan akışı hızlandığı, kanın incelmesiyle, kandaki alyuvar yoğunluğunun azaldığı, hemoglobin seviyesinin düştüğü, böylece kalbin beyne daha rahat pompalama yaptığı tespit edildi. Ayrıca araştırmalarda, kan akışının artmasıyla insanın ataklığının da fark edilir derecede arttığı görüldü. Hastalıklara karşı kan aldırmanın koruyucu bir rol oynayabileceği bu araştırmalarda ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar: &lt;br /&gt;1-E. Davud Tıp H. 3859. 3860, Tirmizi Tıp H. 2052, İ. Mace Tıp H. 3484. 3484.   &lt;br /&gt;2-İbn Mâce, Kitâbu't-Tıb, 22.   &lt;br /&gt;3-Buhâri, Tıb 13; Müslim, Musakat 62, 63; Ebû Dâvûd Nikâh 26, Tıb 3. &lt;br /&gt;Hacamat nasıl yapılır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacamatın birinci hikmeti sevgili peygamberimizin (s.a.v.) sünneti olması ve Mirac'ta verilmiş olmasıdır.Onun herbir sünnetine uymanın ne kadar makbul olduğu hepimizce bilinmektedir. &lt;br /&gt;Biz tabii ki işin tıbbi yönüne bakacak olursak önce hacamat (kan aldırmak) damardan değildir. Kan bağışı ile hacamat tamamen değişik iki yöntemdir. &lt;br /&gt;Hacamat vakum usulu ile vücudun çeşitli yerlerinden kan almaktır. Damardan değil. Hacamatla vücuttta fazla kan kalp ve beyin sektelerine, sinirsel rahatsızlıklar, allerji gibi bir çok hastalığa sebep olmaktadır. &lt;br /&gt;Hacamatla; işte bu fazla kan ve deri altındaki kirli kanlar dışarı çıkartılır. Deri altındaki kılcal damarlardan kan dolaşımı normal dolaşıma nazaran daha yavaş yürüdüğünden dolayı yıllarca bı kanlarda temizlenmeme oranı artar. &lt;br /&gt;Bu sebepten dolayı vücutta çeşitli rahatsızlıklar (baş ağrısı, bel ağrısı, diz ağrısı, uyuşukluk, tembellik, ağırlık, v.s) baş gösteriri. Hacamat ile deri altındaki bu rahatsızlıklara sebep olan kan dışarı çıkartılarak kanın rahatça dolaşması sağlanmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacamatla tedavi olunan hastalıklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacamat kan ile alakalı bir işlem olduğu için kan da insan bir bölgeye tesir etme imkanı vardır. Bununla beraber vücuttaki kirli kanı almakla kandaki toksinler, kolestrol ve kullandığımız ilaçlardan dolayı kanda bulunan ve bize zarar veren maddeler tehlikesiz bir şekilde vücuttan uzaklaştırılır. &lt;br /&gt;Hacamat ile insanlar; anında tesir gösteren, emin, tehlikesiz, yan tesirsiz ve ucuz bir şekilde tedavi olma imkanı bulurlar. Bununla beraber hacamatla tedavi olunan hastalıkların bazıları şunlardır.   &lt;br /&gt;*Baş ağrısı, yarım baş ağrısı ve sinuzit, &lt;br /&gt;*Tembellik, uyku fazlalığı, &lt;br /&gt;*Yüksek tansiyon ve şeker hastalığı, &lt;br /&gt;*Prostat ve cinsel zayıflık, &lt;br /&gt;*Sırt ağrısı, bel ağrısı (lumbago), işiaz, diz ağrısı, yanlarda uyuşukluk, &lt;br /&gt;*Hormon bozzukluğu, &lt;br /&gt;*Yumurtalık hastalıkları, &lt;br /&gt;*Buna benzer bir çok kadın hastalığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacamat hangi hallerde yapılmaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Hacamat çok ihtiyar ve zayıf kişilerde, &lt;br /&gt;*Kalp Yetmezliği olanlarda, &lt;br /&gt;*Bir yeri kesildiğinde kanı durmayan kişilerde, &lt;br /&gt;*Hamilelerde, &lt;br /&gt;*Aşırı kansız kişilerde &lt;br /&gt;*AİDS HİV &lt;br /&gt;*Tansiyonu çok düşük olan kişilerde &lt;br /&gt;*Küçük çocuklarda &lt;br /&gt;*Çok hassas ve korkan kişilerde kanlı hacamat yapılmamaması tavsiye olunur, duruma göre kansız hacamat tatbik olunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatıfarket.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-4374543258103932721?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/4374543258103932721/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/70-hastalgn-sifas-hacamatta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4374543258103932721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4374543258103932721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/70-hastalgn-sifas-hacamatta.html' title='70 hastalığın şifası hacamatta!'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-6993231922754090734</id><published>2009-06-25T09:53:00.001+03:00</published><updated>2009-06-25T09:54:51.384+03:00</updated><title type='text'>Receb tevbe ve pişmanlık ayıdır</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.iyibilgi.com/images/haber/25346.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 155px;" src="http://www.iyibilgi.com/images/haber/25346.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;u yıl miladi takvime göre 24 Haziran 2009'da rahmet ve bereket ayları "üç aylar" başlıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte üç ayların ilki olan Receb ayının fazileti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Receb, tazim ve saygı anlamına gelir, îslâm öncesi Araplar Receb ayına ayrı bir ehemmiyet verirler, saygı gösterir ve şanını yüceltirlerdi. Receb ayı gelince kılıçlar kınına sokulur, oklar torbalarına yerleştirilir, derin ve kanlı husumetlerin üzerine geçici de olsa bir sükûnet örtüsü çekilirdi. Artık o gürültülü ve korkunç çöller tatlı bir huzurun baharına dalar, her taraf bir güven ve selâmet sahasına dönerdi. Öyle ki, bu ayda bir kimse babasının katiline rastlasa bile başını kaldırıp kaşına bakmazdı. Bu aya "sağır ay" denilmesi de sükûnet mevsimi olmasındandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Receb ayına sağır denmesinin bir başka anlamı da şöyle ifade edilir: Bu ayın bereketi hürmetine, bu ayda işlenen günah ve hataları manen bu ay duymamakta, mü'minlerin sadece ibadet ve sevaplarına şahitlik etmektedir. Böylece Cenab-ı Hak mü'min kullarının bu ayda işlemiş oldukları günahları bağışlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâmiyet gelince de Receb ayına mahsus olan saygı devam ettirildi. Bilhassa Regaib ve Mi'rac gibi tecellilerle şereflendirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resul-i Ekrem Efendimiz dualarında, “Allahım! Receb'i ve Şâban'ı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi Ramazan'a ulaştır” buyururlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Receb'e, “recm ayı” da denir. Buna göre, mü'minlerin eziyet ve zahmet vermemesi için şeytanlar bu ayda taşlanır, kovulup uzaklaştırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Receb kelimesindeki “R” Allah'ın rahmetine, “C” Allah'ın cömertliğine ve yardımına, “B” ise Allah'ın birrine (iyilik ve ihsanına) işaret eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Receb ayına “mutahhar” denmesinin sebebi, bu ayı oruçlu geçirenlerin günah ve hatalarından temizlenip paklanmasıdır. Receb ayının Peygamberler tarihinde ayrı bir yeri vardır. Meselâ, Nuh Aleyhisselâm ve kavmi Receb ayında gemiye binmiş ve tufandan kurtulmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Receb ayı Hicrî ayların yedincisi ve Ramazan'dan iki ay öncesidir. Fazileti bakımından ayrı bir yeri vardır. Regaib ve Mi'rac gibi mübarek geceleri içinde bulundurması faziletini daha da arttırmaktadır. Ayrıca, Kur'ân'da haram ayları olarak geçen dört aydan birisi olması, Müslüman kalblerdeki yerini bir kat daha daha artırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Receb ayı, “üç aylar” olarak bilinen mübarek bir mevsimin ilk ayıdır. Bu aylara “çok sevaplı ibadet ayları” diyen Bediüzzaman, onların kazandırdıkları sevap ve mükâfatlar bakımından, mü'minlerin önünde nasıl bir kademeli yükseliş vesilesi olduklarına şöyle işaret eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Her hasenenin (ibadetin) sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şâban-ı Muazzamada üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde (Kadir Gecesinde) otuz bine çıkar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna göre Receb ayında işlenen ibadet, edilen iyilik, yapılan hizmetlerin manevî ecri ve sevabı bire yüz verilmektedir. Bunun için mü'minler bu aydaki nasiplerini arttırmak maksadıyla daha çok gayret sarf ederler. Hayır ve hasenata biraz daha ağırlık verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı hikmet ehli âlimler Receb ayı hakkında şu yorumları getirmişlerdir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Receb eza ve cefâyı terk içindir, Şaban amel ve vefa içindir, Ramazan sıdk ve safa içindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Receb tevbe ve pişmanlık ayıdır, Şaban muhabbet ayıdır, Ramazan kurbet (Allah'a yakınlık) ayıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Receb hürmet ayıdır, Şaban hizmet ayıdır, Ramazan nimet ayıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Receb ibadet ayıdır, Şaban dünyanın safasını terk etme ayıdır, Ramazan ibadetlerin mükafatını artıran aydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük tasavvuf ehli Zünnün Mısrî der ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Receb ekme ayıdır, Şaban sulama ayıdır, Ramazan derleyip toplama ayıdır. Herkes ne ekerse onu biçer, ne yaparsa cezasını çeker. Bir kimse ekimi bırakırsa, hasat zamanı ekmediğine pişman olur. Kıyamet gününde ise çok kötü duruma düşer.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Receb ayının diğer aylardan farklı bir ibadeti de oruçtur. Mümkün mertebe bu ayda daha fazla oruç tutulmaya çalışılır. Ebû Davudta, hiç ara vermeden devamlı surette oruç tutan bir zâta Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselamın bazı tavsiyelerden sonra şöyle buyurduğu rivayet edilir:&lt;br /&gt;“Haram aylarından bazısını tut, bazısını bırak, haram aylarda tut ve bırak, haram aylarda tut ve bırak.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadisin devamında ravî olan Şahabı şöyle demektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Resulullah 'tut' dedikçe, üç parmağını yumdu, 'Bırak' deyince de üç parmağını bıraktı.” Böylece Peygamberimizin o zata, “Üç gün tut, üç gün ara ver” dediği anlaşılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği gibi haram ayları, "Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb" aylarıdır.&lt;br /&gt;Receb ayında devamlı olarak bir ay boyu oruç tutmanın uygun görülmeyişinin sebebi, Receb ve Şaban aylarının Ramazan ayına benzemesinden kaçınılmasıdır. Çünkü hiç kesintisiz bir ay boyunca oruç tutmak sadece Ramazan ayına mahsustur. Hattâ Receb ayında bir ay süresince oruç tutmanın mendup bile olmadığını söyleyen İmam Gazâlî ve İbni Kayyim el-Cevzî gibi müçtehidler, Ramazan ayına benzememesi için diğer aylardan farklı olarak Receb ayında devamlı bir ay boyu oruç tutmayı mekruh görürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer aylarda nasılsa, Receb ayında da ayın ortasında veya belli günlerinde, yahut üçer gün ara vermek suretiyle oruç tutulması tavsiye edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi Receb ayında tamamen oruçlu geçirme hususunda bir hadis ve rivayet yoktur. Üç ayları hiç ara vermeden tutmak sünnet ve müstehap da değildir, sadece sâlih zatların güzel bir âdetidir. Receb ayını tam olarak tutanlara “Tutma” denilmez, ama fıkhı olarak da hükmünü belirtmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Ramazan ayında bozmuş olduğu bir oruçtan dolayı kefaret orucu tutmak isteyenler için Receb ve Şaban ayı iyi bir fırsattır. Receb ayının birinci gününden itibaren hiç ara vermeden Şaban ayı da dahil olmak üzere iki ay üst üste oruç tutarsa tam bir kefaret borcunu ödemiş olur. Peşinden Ramazan ayının orucu da geleceğinden böylece üç ay boyu, bir gün dahi yemeden oruç tutmuş olur. Bu durumda oruç borcunu öderken aynı zamanda sevap hazinesini de doldurmuş ve geliştirmiş sayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem Receb ayı günahların affedildiği aydır. Bağışlanmanın yolunu ve istiğfarın nasıl yapıldığını bilmek gerekiyor. Rivayete göre şu istiğfar duasını Receb ayında yedi kere okuyan kimsenin günahları affolunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Estağfirullâhe'l-Azîme'llezî la ilahe illâ hû el-Hay-yü'1-Kayyûmu ve etûbü ileyh. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî lâ-yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mânâsı: “Hayat sahibi olan, her şeyi idare edip ayakta tutan, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah'tan mağfiret dilerim. Kendi nefsine zulmetmiş kulun tevbesi gibi Ona tevbe ederim. Öyle bir kul ki, kendi nefsi adına ne ölüme, ne hayata ve ne de tekrar dirilmeye sahip değildir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç aylar birer dua ve niyaz mevsimidir. En güzel duaları başta sahabiler olmak üzere İslâm büyüklerinden öğreniyoruz. Hz. Ali'nin Receb ayında şu şekilde dua ettiği rivayet edillir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allahım, salat eyle Muhammed Aleyhissalâtü Vesselamın üzerine; hikmet yıldızları ve devamlı nimet ve ismet kaynağı ehl-i beytine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahım, beni her türlü kötülükten koru. Beni unutkan etme ve gaflet üzerinde bırakma. Sonumu da hasret ve pişmanlıkla bitirme. Benden razı ve hoşnut ol. Senin mağfiretin zalimler içindir, ben de nefsime zulmettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahım, beni bağışla, beni bağışlamakla Sana bir zarar gelmez. Bana nimetlerini ihsan et, bana vermekle senin ihsanın azalmaz. Senin rahmetin geniş ve boldur. Hikmetlerin ise hoş ve güzeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahım, bana sıhhat ve afiyet ver. Güven ve huzur ihsan eyle. Şükür ve takvaya ulaştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahım, Senden sabır ve doğruluk istiyorum. Bana işimde kolaylık ver. İşlerimi güçlükle gördürme. Aileme, çocuklarıma ve kardeşlerime iyilik ve ihsanda bulun. Onları mü'min ve Müslümanlardan kıl ve bu şekilde dünyadan ayrılmalarını nasip eyle.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı Selef büyükleri de Receb ayı gecelerinde şöyle dua etmişler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allahım, Sana mahzun gönlümle, isteklerini kabul buyurduğun dostlarının duası ile niyaz ediyorum. Zatına eriştirdiğin ve Senin rızanı isteyenlerin dili ile Senden talep ediyorum. Umarım Senin ululuğundan, Seni bileyim ve kulluk edeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yâ Rab, bu gecenin rahmet ve bereketinden sevap ve mükâfatından beni nasiptar et.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahım, kullarından istediğine, istediğini verirsin, kim Seni onlara ikram etmekten alıkoyabilir? Ben fakir ve âciz bir kulum. Fazl ve kereminden nimetlerini ümit ediyorum. Sana sığınırım ve ancak Senden yardım dilerim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Mevlam, bu gece kullarına çok rahmet ve bereketini döker, saçarsın. Allahım, Sana yalvaran dilleri, Sana kalkan elleri boş çevirme. İyilik ve yardımınla faydalandır bizi. Nimetlerinle donat hepimizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahım, salât eyle Muhammed ve evladına, eşlerine ve dostlarına, bitip tükenmeyen rahmet ve bereketinle. Yâ Rabbe'l-Âlemin!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Recep Ayı Girdiğince Yapılacak Duâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okunuşu: "Allahumme barik lena fi recebe ve şa'ban ve belliğna ramazan"&lt;br /&gt;Açıklaması:&lt;br /&gt;"Allah'ım! Recep ve Şaban aylarını bizim için mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır". Amin!..&lt;br /&gt;Üç ayların ilki olan recep ayı girdiğinde bu duayı sıkça yapalım, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu duayı yaparlardı ve ümmetinin de yapmasını istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Recep Ayı Orucu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abbad ibnu hanif anlatıyor: “Said İbnu Cübeyr Rahimehullah'a Recep ayındaki oruçtan sordum. Bana şu cevabi verdi.&lt;br /&gt;İbnu Abbas Radıyallahu Anhüma'yı dinledim, şöyle demişti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Recep ayında bazı yıllarda öyle oruç tutardı ki biz; galiba hiç yemeyecek (ayın her gününde tutacak) derdik, (bazı yıllarda da öyle) yerdi ki biz, galiba hiç tutmayacak derdik.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda ki hadisi şeriften anlaşıldığı üzere Recep ayında oruç tutmak pek faziletlidir. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz bu ayda oruç tutmuştur. Bazı yıllarda tamamına yakınını oruçlu geçirmiş, bazı yıllarda da az bir kısmını oruçlu geçirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Recep ayı ve Recep ayında tutulacak oruç hakkında şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Recep Allah'ın ayıdır; Şaban benim ayımdır, ramazan ise ümmetimin ayıdır". Recep ayının niçin Allah'ın ayı olduğu sorulduğunda: -"Çünkü bu ayda özellikle mağfiret boldur. Bu ayda, halkın kan dökmesine mani vardır. Bu ayda, Allah-ü Teala, Peygamberlerinin tövbelerini kabul buyurmuştur. Allah-ü Teala bu ayda, peygamberlerini düşmanlarından korumuştur. Birkimse, recep ayını oruçlu geçirirse, Alla-ü Teala üç şeyi onun için gerekli kılar. Şöyle ki:&lt;br /&gt;-Geçmiş günahlarının tümünü bağışlar.&lt;br /&gt;-Kalan ömrünün temiz geçmesini temin eder.&lt;br /&gt;-Büyük huzura çıkılan kıyamet gününün susuzluğundan da onu emin kılar.”;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resuhullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sorarlar:&lt;br /&gt;“Ya Resulullah Recep ayının tümünü oruçlu geçirmeye gücüm yetmez.&lt;br /&gt;- O halde, ilkinden bir gün, ortasından bir gün, sonundan da bir gün tutarsın. Böyle ettiğinde ayın tümünü oruçlu geçirmiş olursun. Zira, yapılan iyilikler on misli sevap getirir".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashab'tan Mucibetü'l-Bahiliyle Radıyallahu Anh'dan: babası veya amcası, kabilesinin elçisi olarak Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve gitti. Bir sene sonra kılık ve kıyafeti değişmiş olduğu halde peygamberimizin yanına geldi, ve:&lt;br /&gt;-“Ya Resulallah ! beni tamdınız mı?” dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:&lt;br /&gt;- “Sen kimsin?” Diye sordu:&lt;br /&gt;- “Geçen sene huzurunuza gelen Bahili'yim” dedi.&lt;br /&gt;- “Neden bu kadar değiştin? Halbuki kılık kıyafetin düzgündü” dedi.&lt;br /&gt;- “Ya Resulullah! Senden ayrıldığım günden beri yemek yemedim; yalnız geceleri yedim.” Cevabını verdi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem:&lt;br /&gt;- “Kendi kendine işkence yapmışsın. Sabır ayında (Ramazan) tamamıyla, diğer ayların her birinden birer gün oruç tut” buyurdu.&lt;br /&gt;- “Ya Resulullah, günün sayısını artır. Zira bundan fazla tutmağa gücüm yeter” dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:&lt;br /&gt;-“O halde her aydan ikişer gün oruç tut” dedi.&lt;br /&gt;-“Biraz daha arttır ya Resulullah” dedi.&lt;br /&gt;-“Her aydan üç gün” dedi.&lt;br /&gt;-“Daha artır ya Resulullah” deyince,&lt;br /&gt;-“Recep, Zilka’de, Zilhicce, Muharrem aylarında üçer gün oruç tut, kalan günlerde iftar et.” Emrini üç defa tekrarladı ve üç parmağıyla işaret etti. Onları yumdu sonra bıraktı. (11)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Recep Ayı Namazı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Recep ayı içinde otuz rekat namaz kılınır. Bu otuz rekatın on rekatı Recep ayının ilk on günü içinde kılınır. İkinci on rekatı da ikinci on günü içinde kılınır. Üçüncü on rekatı da üçüncü on günü içinde kılınır. Her rekatta fatiha okunduktan sonra üç kere ihlas suresi okunur, ihlası okuduktan sonra da üç kere de Kâfirun suresi okunur. Bütün rekatlar bu şekilde okunarak tamamlanır. Bu namazın kılınma zamanı nafile namazların kılınacağı vakitlerdir. Belli bir vakti yoktur. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1). Mehmet Paksu, Mübarek Aylar, Günler ve Geceler, Nesil Yayınları&lt;br /&gt;(2). Camiü's-Sağîr, 2:90; Râmuzu'l-Ehâdis, 532.&lt;br /&gt;(3). Şualar, s. 416.&lt;br /&gt;(4). Abdülkadir Geylânî, Üç Aylar ve Faziletleri. Haz: Mustafa Güner.&lt;br /&gt;(5). Ebû Dâvud, Savm: 54.&lt;br /&gt;(6). İhya, 1:237; Zâdü'I-Meâd, 2:64.&lt;br /&gt;(7). Mecmûatü'l-Ahzâb, 1:599.&lt;br /&gt;(8). Muhammed Yusuf, Üç Aylar İbadet Rehberi, Ekmel Yayımcılık&lt;br /&gt;(9). Buhari, Savm; Müslim, Sıyam 179,1157;Ebu Davud, Savm 55, 2430&lt;br /&gt;(10). Gunyet’üt Talibin, Abdulkadir Geylani&lt;br /&gt;(11). Riyazü’s-Salihin&lt;br /&gt;(12). Gunyet’üt Talibin, Abdulkadir Geylani&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;islamiyet.gen.tr&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-6993231922754090734?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/6993231922754090734/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/receb-tevbe-ve-pismanlk-aydr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6993231922754090734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6993231922754090734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/receb-tevbe-ve-pismanlk-aydr.html' title='Receb tevbe ve pişmanlık ayıdır'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-4660712637414709081</id><published>2009-06-25T09:51:00.001+03:00</published><updated>2009-06-25T09:52:38.137+03:00</updated><title type='text'>İyi ki geldin!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.iyibilgi.com/images/haber/22512.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 155px;" src="http://www.iyibilgi.com/images/haber/22512.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yorgunuz! Herkes yorgun! Kimsede laf yarıştırmaktan adım atacak mecal kalmamış. Cepheleşme had safhada. Husumet diz boyu. Yalan, iftira, karalama... Ne insafı kaldı yazı yazmanın; ne izanı kaldı konuşmanın. Herkes, kendi ezberini tekrar ediyor. İlgi alanlarımız kâh İran'a takılıyor kâh Turan'a. "Dış güçleri" konuşmaktan iç dinamizmimizi çoktan kaybetmişiz. &lt;br /&gt;Devlet, milletiyle kavgalı. Kendi gölgesiyle yaka paça olan bir devlet, gücünü milletinden alabilir mi? Aynadaki aksinden ürken, kendini aşıp sonsuz ufuklara kanatlanabilir mi? Kendini aşamayan, "bölgedeki etkin gücünü" uluslararası arenada anlatabilir mi? Kendi vatandaşının farklılıklarını bir zenginlik sayıp bağrına basmayan, başka ülkelere örnek olabilir mi? Küçük düşünen, büyük ideallerin altından kalkabilir mi? İmtiyazlı sınıf kavgasını yalan yanlış anlatımlarla farklı bir mecraya taşıyıp üstelik o menhus emelleri kutsayıp toplumsal barışı dinamitleyenler ülkeye huzur ve barış getirebilir mi? Hayata hep dar bir pencereden bakan, toplumu derdest eden o kadim cendereden kurtulabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorular çoğaldıkça ruhlarımız kararıyor. Ümitlerimiz soluyor. Çünkü çoğu kez cevapsız soruların amansız pençeleriyle delik deşik oluyor ruh dünyamız. Evham, bir virüs gibi... Onca acı tecrübeye rağmen birileri hâlâ "kardeş kavgası"ndan beslenmek istiyor. Nifak tohumu saçıyorlar İrem Bağları'na. Kimilerinin kaleminden kan damlıyor adeta. Kirletilmiş bilgiler atmosferimizi zehirlemiş, nefes alınmaz hale getirmiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorgunuz! Herkes yorgun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki İlahî bir esinti yetişiyor imdadımıza. Onca bunaltıcı gündemin arkasından şefkatli elini uzatıyor bize. Üç aylara girdik. Rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı o üç mukaddes zaman dilimi bizi çağırıyor kendine. Aslında kendi içimize, ruhumuza, varlık nedenimize davet ediyor yeniden. Eminim birileri kalkıp şöyle de diyecektir: Bunca yoğun gündem dururken o "mübarek üç aylar" üzerine yazı yazmanın zamanı mı şimdi? Ah o "yoğun gündem"! Ah o bitmez tükenmez "güncel polemikler"!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi kendimize dönmenin tam zamanı! Çünkü şaşaalı gündem maddeleri arasında en çok kendimizi ihmal ettik. Tabii ki dış dünyanın hengâmesine de kulak vermek gerekiyor. Hele gazeteciyseniz, siyasetçiyseniz... Dışarıda yaşananları takip etmek hayatınızın bir parçası haline gelebilir. Ancak o dikkatli takip, kalbinizin sonsuzluk arzularını bastırmayı gerektirmiyor. Sonuçta insanız. Bir hayat yaşıyoruz. Bir gün saatin tik takları bizim için anlamsız hale gelecek. Bir gün atmayacak kalbimiz. Bir gün yeryüzünün herc ü merci ile bütün alakamız kesilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem bir gün "sıcak gündemden kopacağız"; şimdiden belli fırsatları kollayarak özümüze doğru, yani kalbimizin tam merkezine doğru, derin bir seyahate çıkmalıyız! Kendimize, ruhumuza, vicdanımıza doğru derinlemesine atacağımız her adım, bizi birbirimize daha yakın kılacak. Nefretin yerini sevgi alacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ötekini anlamak, kendini anlamakla başlar. Anlamak gayreti, varlık sebebimizin ortaya çıkmasını sağladığı gibi, dirlik vesilemizin de kılavuzudur. Özü şefkatle ve merhametle yoğrulmuş bu ülkenin insanı uzun bir zamandan beri ne kendini anlama fırsatı yakalayabiliyor; ne başkasını dinleme iradesini gösterebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç ayları idrak ediyoruz. Bu gece Regaib Kandili. Yeni doğumların arefesindeyiz. Ruhumuz sevgiyle kanatlanabilir, ufkumuz sonsuzluğa açılabilir. Yeter ki bir şeyleri düzeltmeye kendimizden başlayabilelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorgunuz! Herkes yorgun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ki yetiştin imdadımıza ey güzel kandil! Karanlıklar içinde kalmıştık!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekrem DUMANLI - Zaman&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-4660712637414709081?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/4660712637414709081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/iyi-ki-geldin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4660712637414709081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/4660712637414709081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/iyi-ki-geldin.html' title='İyi ki geldin!'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-6190695741369270085</id><published>2009-06-24T23:10:00.001+03:00</published><updated>2009-06-24T23:11:18.336+03:00</updated><title type='text'>Türkiye'nin Laikleri Görsün !</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://image.samanyoluhaber.com/Images/News/2009623/77705.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 296px; height: 220px;" src="http://image.samanyoluhaber.com/Images/News/2009623/77705.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Belçika'nın başkenti Brüksel'de vekil olarka seçilen Türk kökenli başörtülü vekil Mahinur Özdemir, Brüksel Parlamentosu'na girdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belçika'nın başkenti Brüksel'deki parlamentoda yemin töreni yapıldı. Başörtülü vekil Mahinur Özdemir'in yanı sıra Emir Kır ve Emin Özkara da yemin ederek resmen vekil oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brüksel Parlamentosu bugün 89 milletvekilinin yeminiyle beş yıllık görevine resmen başladı. Başörtüsü ile parlamentoya girip girmeyeceği tartışma konusu olan Özdemir, Brüksel Parlamentosu'nda yerini aldı. Tartışmaların aksine Özdemir'in meclise girişinde herhangi bir sorun yaşanmadı. Verilen ardından meclis tekrar toplandı ve vekiller yemin ederek görevlerine başladı. Özdemir'in yanı sıra Emir Kır ve Emin Özkara da yemin ederek görevlerine başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brüksel Parlamentosu'nda katiplik yapan Türk asıllı vekil Özdemir, önce kendi ismini okudu ardından da yemin etti. Başörtülü vekilin yemininden sonra salonda alkış sesleri duyuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk asıllı Özdemir'in başörtüsünden kaynaklanan, ülke gündemini günlerdir meşgul eden tartışmaların yaşanmadığı, yemin edenler arasında sadece Özdemir'in alkışlandığı gözlemlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brüksel Parlamentosu, 7 Haziran seçimlerinde seçilen üyelerinin yemin töreniyle 5 yıllık yasama dönemine adım attı. 17'si Flaman 72'si Frankofon toplam 89 vekilin yemin törenine ev sahipliği yapan Parlamento'da Türk asıllı üyeler Emir Kır (PS), Emin Özkara (PS) ve başörtülü Mahinur Özdemir (cdH) de anayasaya bağlılık yemini ederek görevlerine başladı. Günlerdir başörtüsüyle yemin edip edemeyeceği konuşulan Mahinur Özdemir'e herhangi bir tepki gösterilmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brüksel Parlamentosu her zamankinden daha yoğun bir kalabalık ağırladı. Meclis'in açılışına yoğun ilgi gösteren ziyaretçiler ve basın mensupları, yemin töreninin yapılacağı yarım çevreli salonun kendilerine ayrılan bölümünde yer almak için uzun kuyruklar oluşturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başörtülü milletvekili olan Mahinur Özdemir'i takip etmek isteyen onlarca yabancı basın mensubu da salondaki yerini aldı. Parlamento, seçimlerin onaylanması ve dil gruplarının yetkilerinin kontrol edilmesi sonrası yemin töreniyle açıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MR'li en kıdemli üye Antoinette Spaak'ın başkanlık ettiği yemin törenine 26 yaşındaki Özdemir, en genç üye sıfatıyla kâtiplik yaparken, kulislerde en fazla konuşulan konu genç vekilin başörtüsü oldu. Reformcu Hareket (MR)'in "Başörtüsü Meclis'te yasaklansın" çıkışı nedeniyle gergin geçmesinden endişe edilen yemin töreninde korkulan olmadı ve Özdemir, başı kapalı bir şekilde anayasaya bağlılık yemini etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Törende, ikinci dönem için seçilen PS'li Emir Kır ve Emin Özkara da yemin ederek milletvekilliği görevlerine resmen başladı. PS'te liste başı Charles Picqué'den sonra en fazla tercihli oyu alan Emir Kır'a, önümüzdeki haftalarda açıklanacak olan yeni koalisyon hükümetinde tekrar bakanlık görevi verilmesi bekleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;itibarhaber.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-6190695741369270085?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/6190695741369270085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/turkiyenin-laikleri-gorsun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6190695741369270085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6190695741369270085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/turkiyenin-laikleri-gorsun.html' title='Türkiye&apos;nin Laikleri Görsün !'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-2524262377363544599</id><published>2009-06-24T23:02:00.000+03:00</published><updated>2009-06-24T23:03:35.632+03:00</updated><title type='text'>İşin cılkı çıktı, imanına yarıştıracaklar</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;İmam, rahip, papaz ve haham 10 ateisti ikna edecek. Ateisti ikna eden din adamı, dinine uygun kutsal toprakları ziyaret edecek. İşte görülmemiş program projesi:&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyhan Soylu’nun Medya Grup Başkanlığı yaptığı Kanal t’de ‘Tövbekar' adlı bir yarışma programı başlayacak. Farklı dinlerden din adamlarının, 10 ateisti ikna etmeye çalışacağı yarışmanın büyük ödülü 'Tanrı inancı' bu dünyadaki ödülü ise 'kutsal toprakları ve mekanları' ziyaret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Program Seyhan Soylu'nun önderliğinde, Ayşe Önal'ın yapımcılığında ve Gülgün Feyman'ın moderatörlüğünde hazırlanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün duyurusu yapılan programla ilgili, ‘Huzura bu yarışma ile kavuşacaksınız. Dünyanın en büyük ödülünü veriyoruz, size Tanrı inancını hediye ediyoruz. Topraktan geldik toprağa gidiyoruz, daha neyin kavgasını veriyoruz?’ ifadeleri kullanıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ATEİST İMANA GELECEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Programın yapımcılığını Ayşe Önal’ın yapacağı belirtilirken, Gülgün Feyman’ın moderatörlüğünde gereçekleşecek yarışmanın amacı şöyle açıklandı, “İkna kabiliyeti yüksek bir haham, bir papaz, bir Budist rahip ve tabi ki bir imam görev başında! İşleri zor, amaçları kutsal… Bu zorlu yarışmada 10 ateistten bir imana geliyor!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarışmanın kutupları birleştirici olduğu belirtilirken şu ifadeler kullanıldı. “Nostradamus dahil bütün kahinlerin iddiasını yalanlıyoruz, ‘dinler savaşı çıkacak’ dediler ama biz herkes ‘inanacak’ diyoruz…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarışmanın büyük ödülü ise ‘Tanrıya ulaşmak’ olarak belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Programla ilgili tanıtım metninde yarışmacı olmak isteyenlere yönelik şöyle bir çağrı yapıldı, “İşte aradığınız platform;  bir Haham, bir Papaz, bir Budist Rahip ve bir İmam size bugüne kadar ateistlere kimsenin inandıramadığı ‘Tanrının Varlığı’nı ispat edecek? ‘Beni kimse ikna edemez, ben onları ikna ederim’ diyorsanız mutlaka bu yarışmadaki yerinizi alın…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖDÜL: KUTSAL MEKANLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarışmaya katılanlar arasında yarışmacıyı ikna edecek din adamıyla birlikte verilecek ödüller ise formata uygun olarak belirlendi; “Tövbekâr olan yarışmacıyı ikna eden hahamla Kudüs’e hacca yolluyoruz. Tövbekâr olan yarışmacıyı ikna eden papazla Vatikan’a ve de Meryem Ana’ya hacı olmaya yolluyoruz. &lt;br /&gt;Tövbekâr olan yarışmacıyı ikna eden Budist rahiple  Nirvana’ya ulaşmak için Tibet’e  gönderiyoruz. Tövbekâr olan yarışmacıyı ikna eden imamla umre ve hacca gönderiyoruz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanal t Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Özdemir adıyla yapılan açıklamada bu bilgiler yer alırken uydudan yayın yapan kanalın Medya Grup Başkanlığı’nı ise Sisi lakaplı Seyhan Soylu yürütüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta Sabah’a röportaj veren eski MİT'çi Mehmet Eymür, 28 Şubat aktörleri Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz ve Fadime Şahin olaylarında adı gündeme gelen Seyhan Soylu'nun JİTEM elemanı olduğununu ima etmiş, Soylu da bu iddialara ‘Nereye çalıştığımı ifşa etmem’ diyerek cevap vermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haber7.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-2524262377363544599?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/2524262377363544599/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/isin-clk-ckt-imanna-yarstracaklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2524262377363544599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/2524262377363544599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/isin-clk-ckt-imanna-yarstracaklar.html' title='İşin cılkı çıktı, imanına yarıştıracaklar'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-7892668793854156108</id><published>2009-06-21T18:45:00.000+03:00</published><updated>2009-06-21T18:46:17.240+03:00</updated><title type='text'>Ailenin çürümesi, toplumun çürümesidir</title><content type='html'>Bizi yaratan Rabbimiz, çevremizi sayısız nimetlerle donatmıştır. Hayatımızı devam ettirmemiz, beslenmemiz, gelişmemiz, korunmamız, güzellikleri hissetmemiz, huzur ve güven duymamız için binlerce nimet...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nimetlerden bir bölümü hemen fark edilemeyen, ancak üzerinde düşünüldüğünde büyüklüğü, manevi kıymeti idrak edilen, yokluğu kendini daha çok belli eden, derin boşluğun ve burukluğun hissedildiği nimetlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile, her aklıselimin idrak ettiği bir nimettir. Farklı açılardan üzerinde düşünüldüğünde kıymeti daha da iyi anlaşılan bir nimettir. İçinde feyz ve bereketin, hayır ve güzelliklerin yaşandığı bir yuva, anne için bir nimet, baba için nimet, dede, nine için nimet, hatta amcalar, dayılar, teyzeler, halalar için nimet, çocuklar için gerçekten büyük bir nimettir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka ifadeyle; bir çocuk için en büyük nimetlerden biri, içinde sevgi ve hürmetin bulunduğu, İslâm nuruyla aydınlanmış, nafakası helal, ahlâkî güzelliklerle dolu, edeb ve terbiye ile zînetlendirilmiş bir yuvada dünyaya gelmesi ve yetişmesidir. Böyle bir nimetin, gerçekten gıpta edilmesi gereken bir nimet olduğu, başka imkânlarla kolay kolay kıyaslanamayacağı her fıtratı bozulmamış insan tarafından kabul edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile ocaklarını güzel hasletlerle donatmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun varlığına, dünyaya gelişine sebep olan anne ve babanın da yavrusuna sunacağı en büyük hediye böyle bir yuvadır. Allah'ın adını anarak ahitleşmeleri, yuvalarının temellerini onun rızasına uygun olarak atmaları, âile ocaklarını onun emrettiği, Rasûlü'nün(sav) irşad ettiği gibi güzel hasletlerle donatmalarıdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne ve babalar için, içinde güzel ahlâk ve terbiye ile filizlenmiş, her adımda gönle sürur veren, göz nuru olan çocukların var olması, yuvanın onların varlığıyla dolmasıdır. Dedeler ve nineler için bunların her biri diğerinden güzel ve katlanmış nimetlerdir, göz ve gönül sürurudur. İşte o zaman hayat daha güzel, yarınlar daha ümit vericidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm nuruyla şeref bulan her mümin tarafından bu gerçek fark edilmeli, nasıl bir nimet olduğu idrak edilmeli, yuvalar hayatın manasız akışı içinde ihmal rüzgârlarının her bir ferdini istediği istikamete sürüklediği evlere dönmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok anne, daha küçük yaşlarda kız çocukları için çeyiz hazırlamaya başlıyor, çeyizlerinde bir kusur, bir eksiklik olmasın diye son derece titiz davranıyorlar. Eksikleri tamamlıyor, zaman zaman gözden geçiriyor, yenilikler ekliyor, kırılanın yenisini alıyor veya yeni takım hazırlanıyorlar. Mutfak takımı, çeşit çeşit tabaklar, tencereler, fincanlar, bardaklar ve diğerleri, oturma odası takımı, misafir odası, yatak odası takımı, rengârenk ve eşya ile uyumlu perdeler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çeyizlerin yeni yuvaya taşınacağı, alınacak diğer eşya ile birlikte yuvanın döşeneceği, kenar, köşe bezeneceği anı hayal ediyor, bu hayallerini zaman zaman başkalarıyla paylaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün çeyizler bir tarafa iffet bir tarafa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsraf ve gösterişe kaçmamak, evlilikleri zorlaştırmamak şartıyla bunu çok yadırgamıyoruz. Ancak bunları dile getirirken düşünülmesini istediğimiz bir başka gerçek var. Onu hatırlatmak ve onun üzerinde düşünülmesini istiyoruz: Acaba hangi çeyiz, bir genç kızın ahlâkından daha güzel olabilir, onun güzel hasletlerini gölgeleyecek değere ulaşabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi genç kız, hayat arkadaşına iffetinden daha kıymetli bir dünya malı bulup da götürebilir? Selim fıtratını kaybetmemiş bir insan için hangi dünya malı iffetin yerini tutabilir? Bütün çeyizleri bir tarafa koysanız, iffeti diğer tarafa koysanız acaba hangisi ağır basmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun cevabını hepimiz biliyoruz. Ancak gerçek manada şuurunda olduğumuzu söyleyemiyor, kapıldığımız hayat selinden kurtularak yolumuzu ve yönümüzü doğru tayin ettiğimiz kanaatini taşıyamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Resulü (sav); "Sana kişinin saklayacağı en hayırlı hazineyi haber vereyim mi? Saliha kadın. Ona baktığında gönlüne sürur verir. Bir şey söylediğinde itaat eder, yerine getirir. Yanında olmadığın zaman, hem malını hem de iffetini korur." buyuruyor. [Sünen-i Ebu Davûd, El-Müstedrek, Hâkim, hadisin sahih olduğunu söylemiş, Zehebî de onu tasdik etmiştir]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir kadın elbette ki yuvasının saadet kaynağı olur. Aynı şeyler şüphesiz erkek için de geçerlidir. Hayırlı davranışlar, salih ameller, güzel hasletler karşılıklı olunca gelişir, gönülden gönüle geçer, bereketlenir, artar ve meyve verir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şeyler erkek için de geçerlidir. Ne sunacağı altınlar, ne bindiği araba, ne donattığı ev, ne de diğer malları onun kendi şahsında taşıyacağı iffet duygularından, dürüstlük, mertlik, cesaret, cömertlik, sevgi, merhamet, ilim, irfan sevgisinden, ahlâkından, helal lokma şuurundan, hak yolda Rabbinin istediği gibi yürüme azminden, hak yolda yürürken İblisin temsilciliğini yapıp dil uzatanların söz ve davranışlarına aldırmadan dik durma ve dik yürüme şuuruna sahip olmadan daha kıymetli olabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya mallarından daha değerlisini bilmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde dünya mallarına, mesleğe, diplomaya gösterdiğimiz dikkat ve titizliği iffet ve güzel ahlâk için de gösteriyor muyuz? Çocuklarımız için gösteriyor muyuz? Kendimize veya çocuklarımıza eş ararken gösteriyor muyuz? Kendimiz, yuvalarımızın temellerini çeyizlerden ve dünya mallarından daha değerli şeyler üzerine atmak zorunda olduğumuzu hissediyor muyuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu, günümüzde üzerinde çok ciddî bir şekilde düşünmemiz gereken bir hal aldı. Birçok değerimiz yıpranırken en çok hırpalanan ve yıpranan değerler arasında ailevi değerlerimiz de yerini aldı. Ailenin temellerinin çürümesi hem fertleri, hem de cemiyeti çürütür. Çürüyen bir millet yıkılmaya mahkûmdur. Ancak milletlerin yıkılması, çürüyen evlerin veya ağaçların yıkılmasından daha gürültülü ve daha acılıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an ve Sünnet rehberliği...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Kelâmı, Allah Resulü'nün buyrukları, tavsiyeleri, irşatları incelendiğinde, içinde aileyle, çocuklarla, yeni yetişecek nesillerle ilgili nice güzellikler, davranışlarında nice incelikler ve hikmetler olduğu görülecek ve bu örnek davranışlar bizlere ışık tutacaktır. Yolunda yürümek isteyenlere, doğruya, hikmete değer verenlere rehberlik edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu buyruklar ve nasihatler bizim iki ana kaynağımızdan gelen buyruklar ve nasihatlerdir. Kur'ân ve Sünnet rehberliğinde ilerleyenler hızlı ve emin adımlarla ilerler, dünya hayatında da, Sırat'ta da ayakları kaymaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile fertleriyle hakka, iki cihan saadetine doğru atılan adımlar daha huzur verici, daha şevk artırıcı, daha gönül coşkusu aşılayıcı adımlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;milligazete.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-7892668793854156108?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/7892668793854156108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/ailenin-curumesi-toplumun-curumesidir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7892668793854156108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7892668793854156108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/ailenin-curumesi-toplumun-curumesidir.html' title='Ailenin çürümesi, toplumun çürümesidir'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-6723478586975878881</id><published>2009-06-19T22:49:00.001+03:00</published><updated>2009-06-19T22:50:30.102+03:00</updated><title type='text'>Öyle Bir Geçer Zamanki - Erkin Koray</title><content type='html'>&lt;embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=9081963075973050489&amp;hl=tr&amp;fs=true" style="width:400px;height:326px" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" type="application/x-shockwave-flash"&gt; &lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-6723478586975878881?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/6723478586975878881/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/oyle-bir-gecer-zamanki-erkin-koray.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6723478586975878881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/6723478586975878881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/oyle-bir-gecer-zamanki-erkin-koray.html' title='Öyle Bir Geçer Zamanki - Erkin Koray'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-3489415004958861620</id><published>2009-06-14T17:43:00.001+03:00</published><updated>2009-06-14T17:43:31.964+03:00</updated><title type='text'>Kiralık Olmayan Evler</title><content type='html'>Allah Teâlâ'nın üzerimizdeki en büyük nimetlerinden biri evlerimizdir. Küçük bir baraka şeklinde bile olsa, bizi sıcaktan ve soğuktan koruyan, avretimizi örten evlerimiz bir nimettir. Nimet olarak sadece mutfaklarımızdaki yiyecekleri anlıyor olmamız ise bizim eksikliğimizdir. İçinde barınabildiğimiz, uyuyup dinlenebildiğimiz, aile efradımızla bir arada olabildiğimiz evlerimiz, ekmeğimizden aşağı bir nimet değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün nimetlerdeki en temel kurallardan biri olan, şükredilen nimetin devamının gelmesi, nankörlük edilen nimetin ise bir yolla elden çıkması kuralı evler için de geçerlidir. Yağmurdan koruyan, bizi sevdiklerimizle baş başa bırakabilen evlerimizin adeta yokmuş gibi sayılması, evlerimiz sayesinde kavuştuğumuz imkânların hor görülmesi nimete nankörlüktür. Nimete nankörlüğün akıbeti ise onu kaybetmektir. İçinde huzur bulmamız için Allah Teâlâ'nın bize lütfettiği evlerimizin ve evlerimiz sayesinde kavuştuğumuz nimetlerin, bizim elimizdekilerden daha iyi durumda olanlara kıyas edilerek hor görülmesi nebevi terbiye çizgisinin gerisinde kalan bir tutumdur. Mü'min, elindeki dünya nimetlerini değerlendirirken, o nimetler konusunda kendinden daha aşağıda olana bakarak değerlendirme yapar. Yağmurda ıslanmadan barınabileceği bir evi olan, yağmur altında yaşamak durumunda olana bakarak hamd eder. Sünnete uygun olan budur. Zira ele geçen nimetler konusunda, daha iyi durumda olanlara bakılması halinde, gözün göreceği şeylerin bir sınırı yoktur. İyinin daha iyisi, onun daha iyisi muhakkak vardır. Böyle bir imrenmenin sonu soktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz evlerimizi, mutfaklarında yemek yediğimiz, kış aylarında ısındığımız mekânlar olarak görmekle evlerimizin değerini düşürmüş oluyoruz. Bizim için evlerimiz, dünya nimetlerine kavuştuğumuz ve ahiret saadeti elde edeceğimiz yerlerdir. Evlerimiz, aynı zamanda manevi mekânlarımızdır. Evlerimiz sayesinde cehennem ateşinden korunuruz. Bu açıdan bakıldığında, bizi namaz kıvamına getiren, namazımızı eritecek haramlardan koruyan evimiz, toplanıp namaz kıldığımız camimizden aşağı değildir. Nihayetinde camileri dolduran musalliler de evlerden boşalıp camilere koşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evler emanettir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim için soğuktan korumanın ilerisinde bir hedefi temsil eden evlerimiz, Allah'ın rızasını ve cennetini kazanmada camiden aşağı kalmayan bir noktada duran barınaklarımız bize emanettir. İçinde iffetimizi, ahlâk ve ibadetimizi barındırdığımız evlerimizin korunması veya ihmal edilmesi, iffetimizin korunması veya ihmal edilmesi anlamına gelmektedir. Muhtevası, emanet olan evlerin kendisi de emanettir. Evlerimizi koruyabildiğimiz kadar mukaddesatımızı korumuş olacağız. Evlerimizin, dışarıdan gelen tehditlere karşı korunmuşluğu kadar çocuklarımızın korunmuşluğundan söz etmemiz mümkündür. Medreselerden, her hangi bir kurumdan önce evimiz neslimizin yetiştirilmesini sağlayacaktır. Kiraya verilmiş, gelen geçene konak haline getirilmiş evlerin doğurduğu açığı mahalle camileri kapatamayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlerimizin mutfaklarına giren gıdaların sağlık açısından tahlil edilmesinin önemi ne ise evlerimizin çatısındaki antenlerin çektiği yayınların tahlili de o öneme haizdir. Mutfağa önem verip, anteni ihmal etmek önemli bir hatadır. Beyinlerin zehirlenmesi, midelerin zehirlenmesinden daha basit değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evler, anne ve babalara emanettir. Bu emanet, hesabını Allah Teâlâ'nın soracağı bir emanet olarak, bir sepet kirazın emanet edilmesiyle kıyas edilemeyecek kadar ağır bir emanettir. Ev emaneti bizim akidemizin, ibadet ve kimliğimizin en kritik muhafaza alanlarından birini ihtiva etmektedir. İçindeki çocuklarımız ve mukaddesatımız bakımından bir an bile göz kapamaya müsait olmayan bu emaneti, kendi mülkümüzde görerek, fitnelere kiralamamız imanımız açısından tehlike oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emaneti başkalarına kiralayamayacağımızı idrak ettiğimiz zaman iyi bir mesafe kat etmiş olacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takva evler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşlerin takva üzere kurdukları bir yuva, Allah'ın rahmetinin indiği bir yuvadır. O yuvanın kendisi rahmet vesilesidir. O yuvaya maaş yeter; bereketi herkes lokmasında hisseder, huzur her nefes alışta hissedilir. Ezan o evlerde yankı bulur. Evin imamı, cemaati sabittir. O evlerde lavabo olmaz, abdestlik kullanılır. Temizlik gösteriş için değil taharet içindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an, o evlerde kitaptır; o okunur, onunla amel edilir. Aile fertlerinin ne halde olduklarının ölçüsü o dur. Kim ne kadar Kur'an biliyor, ne kadar onunla amel ediyorsa; o, onun kadardır o evlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O takva evler, Allah'ın zikredildiği evlerdir. Allah'ı zikir o evlerde, tesbihi devretmek olarak anlaşılmaz. Tesbihi devretmek de zikir olarak bilinir ama asıl zikir, haramlarla karşılaşıldığında Allah'ı hatırlayıp uzak durmaktır. Namaz vakti girdiğinde mescide koşmak, seccadenin başına geçmektir. Allah'ın ayetleri duyulduğunda haşyet halinde olmaktır. O eve girmek, cehennemden sığınmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takva evlerde 'moda' muteber değildir. Muteber olan tesettürdür, insanların beğenisine karşı bir kompleks yoktur. Göze değil, kalbe hitap edilir o evlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takva evlerde hüküm Allah'ındır. Tartışmalar Allah'ın hükmüne göre çözüme kavuşturulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O evlerde kanaat vardır. Tamahkâr değildirler. Daha iyisine sahip olmakta sakınca görmezler ama olana razıdırlar. Ellerindekinin şükrünü yapmaya çalışırlar. Şükrü de yemekten sonra dua etmek olarak anlamazlar. Her nimetin şükrünü kendi cinsinden yapmaya çalışırlar. Bedenlerini kullukta kullanarak bedenlerin şükrünü yaparlar. Mutfaklarında miskinlere yer açarak mutfağın şükrünü yaparlar. Evlerinde dine hizmete oda ve zaman ayırarak ev nimetinin şükrünü yaparlar. Yedikten içtikten sonra da hamd ederler, dillerinin şükrünü eksik etmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhamet o takva evlerinin taşı tuğlasıdır. Acı içindeki bir mü'min onların uykusunu kaçırır. Onların merhameti önünde dünya küçülür; bir ucundan diğerine dünya onların gündemine girer. O evlerde sadece küçük bebekler değil herkes şefkat görür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O tava evlerde israf yoktur. Cimrilik de yoktur. Su da değerlidir zaman da. Ekmek de israf edilmez bedenler de. Gençler kıymetlidir, yaşlılar da azizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O takva evler asla kiralık değildir. O evlerde cennetlere kavuşacağımız havamızı teneffüs ettikçe biz oraları yabancılara, yabancıların telakkilerine kilitli tutarız. Evlerimiz mahremdir. Evlerimiz bizimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölçüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlerin nasıl bir nimet olduğunu ölçebileceğimiz örnekler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Allah korkusunu esas alarak yaşayan iki eşin oluşturduğu bir evde büyüyen çocuklarla, çevreyi esas alarak yaşayan, mobilya teşhir salonu olmaktan başka bir tarafı olmayan evde büyüyen çocukların üzerinde kıyaslama yapabiliriz. Böylece evin medreseden daha medrese, camiden daha cami nasıl olduğunu görürüz. Ağır taksitler altına girerek iyi evler edinmenin gerçek bir yatırım olup olmadığını anlamış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kulübe denecek kadar cılız yapılarda doğup büyümüş, ümmetine büyük hizmetler yaparak gitmiş isimlerin yanında, asansörlü, gökdelen türü binalarda büyümüşlerden kaç kişinin ümmetinin yüzünü güldüren işler yaparak gittiğini de ölçebiliriz. Böylece, insanı betonların mı anlayışların mı yetiştirdiğini ölçme imkânımız olur. İnsanların mutlu olduğu kırık dökük evleri, suratların asık olduğu koca binalara tercih ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Barınacak evi bulunmayan mü'min kardeşlerimizin yaz, kış şartlarında çoluk çocuk nasıl açık alanlarda, karton kutularda yaşadıklarına bakarak, beğenmediğimiz evlerimizin kıymetini anlayabiliriz. Böylece evlerimizi, sorun yumağı olarak görmemizin bir şımarıklık olduğunu, elimizin altındaki nimetin kıymetini bilmemizin daha makul olacağını takdir ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte mutluluk kaynağı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Sizden daha altta olana bakın. Sizden iyi durumda olana bakmayın. Böyle yapmanız, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hor görmemeniz için daha uygundur.' Tirmizî, Sıfetülkıyameti,58 (2513); İbni Mace, 4142&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte mutluluk!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Sizden kim ruhen ve bedenen sağlıklı olup günlük yiyeceğine de sahipse dünyanın bütün nimetlerine sahipmiş gibidir.' Tirmizî, Zühd, 34 (2346); İbni Mace, 4141&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nureddin YILDIZ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-3489415004958861620?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/3489415004958861620/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/kiralk-olmayan-evler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3489415004958861620'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/3489415004958861620'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/kiralk-olmayan-evler.html' title='Kiralık Olmayan Evler'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-7307887458477822077</id><published>2009-06-14T17:41:00.000+03:00</published><updated>2009-06-14T17:42:20.990+03:00</updated><title type='text'>Bedel cennet olunca!..</title><content type='html'>Namaz, İslam'ın başı ve direğidir. Hayatî tehlike anında bile sorumluluk alanı dışına çıkmayan, mü'min olduktan sonraki en büyük farzdır. Güneşin insanı aydınlatmak için doğduğu her gün tekrarlanması gereken, bir insanın diğerinin üzerinden alıp onun yerine getiremeyeceği yegâne ibadet namazdır. Allah'ın kullarına farz kıldığı ilk ibadet odur. Kıyamet gününde muhasebe başladığında hesabı açılacak olan ilk ibadet de namazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bu fani âlemden ayrılırken ümmetine son vasiyeti de namaz olmuştur; 'namaz, namaz!' diye uyararak gitmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk çözülen siyaset, son çözülen namaz halkasıdır&lt;br /&gt;Bir din ve hayat tarzı olarak İslam'ın en son çözülecek halkası da namaz halkası olacaktır. Namazdan önce, din olan işlerden çözülen veya ihmal edilen, sonunda da unutulan pek çok hüküm olacaktır. Namaz ise adeta kaleyi en son terk edecek ibadettir. O da gittikten sonra İslam gitmiş olacaktır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ümmetini ikaz ederek bu ağır gerçeği asırlar öncesinden bildirmişti. Buyurdu ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'İslam'ın halkaları, halka halka çözülecektir. Halkalardan biri çözülünce insanlar diğerine sarılacaklar. İlk çözülecek olan siyaset halkasıdır. En son çözülen de namaz olacaktır.' [Hakim, 7104; Ahmed, 5/251; İbni Hibban, 6715]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazsız İslam, Allah katında değeri olmayan iddiadır!&lt;br /&gt;Hadisin ikaz ettiği çok önemli hakikatlerden biri şudur: Namazın kaybolması sadece namazın zayiatı olarak görülemez. Namaz gittiği zaman din de gider. Namaz olmadıktan sonra insanların İslam iddiasında bulunmaları çok şey ifade etmeyecektir. Namazsızlığa rağmen değil 'iyi' vasıflarda bir Müslümanlıktan söz etmek, yalın bir Müslümanlıktan söz etmek bile mümkün olmayacaktır. Çünkü namaz olduğu gibi İslam'dır. Namazsız bir İslam, içi boş, Allah katında değeri olmayan bir iddianın adı olarak kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için Müslümanlar, İslam denince ne anlıyorlarsa namaz denince de onu anlamak zorundadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namaz bir ölçüdür&lt;br /&gt;Bu ölçü, kulun Rabbi ile alakası bakımından ne durumda olduğunu gösteren bir ölçüdür. Bir Müslüman'ın vakit buldukça namaz kılması hatta vakit buldukça mescitlere gitmesi ile kalbinin mescitlere kilitlenmesi olarak anlatılabilecek namaz tutkunluğu arasında çok fark vardır. İnsanın mescitleri en yoğun bulunduğu adresi olarak belirlemesi, mahalle mescidinden, evinden aranır gibi aranabilmesi önemli bir meziyettir. Kullar açısından bakıldığında iman iddiasının ispatına yarayacak en önemli belgelerden bir belgedir bu. Allah Teâlâ da zaten namazı ve namazla ilgiyi imanın adeta olmazsa olmaz şartı gibi beyan etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüman'ın namaza bağlılık düzeyi olarak anlaşılabilecek bir simge olarak 'kalbin mescitlere kilitlenmesi', Allah katında Arş'ın gölgesi ile taltif edilmeye layık bir makama işaret etmektedir. Sevgili peygamber aleyhisselam efendimiz sahih bir hadiste, 'kalbi mescitlere kilitlenmiş' Müslüman'a, hiçbir gölgenin bulunmadığı, insan için en ürkütücü zamanda Arş'ın gölgesinde bulunma yani cennet teminatına sahip olmayı vaat etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şüphesiz İslam, sadece namaz değildir. Namaz kılan 'ne yaparsa yapsın!' denemez. Namaz, İslam'ın emirler listesinde sadece bir emirdir. Ama hakkı verilerek kılınmış bir namaz, diğer kulluk göstergelerinin de ne durumda olduğunu gösterebilecek çok önemli bir işarettir. Bunun için hadislerde kıyamet günü namaz hesabından geçebilenin diğer sorgulamalardan kolaylıkla geçebileceğine işaret edilmiştir. Bu hakikat dünya hayatında iken de aynıdır. Namazın, hakkı verilerek kılınması halinde zekât ve diğer ibadetlerin bir tür teminatı olarak onları da eda etmeye sevk edeceği aşikârdır. Yasaklanmış olan işler de namazın bulunduğu yerde bulunmayacaktır. Namaz, hakkıyla eda edildiğinde kötülükleri engeller. Hem kötülük hem namaz formülü doğru değildir. Kesinlikle gerçek bir namaz kötülüklere kaşlı kalkandır. Kasas suresinin 45.ayeti, namazın mü'mini kötülükten alıkoyacağını haber vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namaza bakış örneği&lt;br /&gt;Taberani'nin Evsat'ında 8415. hadis olarak nakledilen rivayette Müsevvir bin mahreme diyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer bin Hattab'ın yanına girdim. O örtülmüştü. Kapının iki kanadına tuttum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Durumu nasıldır?' dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Gördüğün gibidir.' dediler. Dedim ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Onu, namaz diyerek uyandırın. Onun için namazdan daha önemli bir şey bulup uyandıramazsınız onu.' Bunun üzerine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Namaz, namaz! Ya emirelmü'minin!' dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Namaz ha! Aman Allah! Namazı terk edenin İslam'dan hakkı yoktur!' dedi. Bu esnada da yarası kan akıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sahne, mihrapta sabah namazını kıldırmak için bulunan Ömer bin Hattab radıyallahu anhın uğradığı hain saldırıda yaralanması üzerine cereyan etmiştir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve selemin mihrabında, O'nun vekili olarak bulunan bir mü'min, şehitlik makamı için son dakikalarını beklerken bu haleti ruhiye içerisinde idi. Ömer'in anladığı İslam, onun tarif ettiği namaz, doğru olandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazı ciddiye almak&lt;br /&gt;Eskilerin deyimiyle biz her iki namazın ortasında bulunuruz: Biri kıldığımız biri de kılacağım namazdır. Ecel de bizi böyle bir durumda yakalayacaktır, kıldığımız ve kılacağımız iki namazın arasında bir yaşam tarzımız vardır veya olmalıdır. Böyle bir anlayış hayata nasıl baktığımız da gösteren bir anlayış olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazı dışarıdan değerlendirirken böyle baktığımız gibi namazı içinde iken değerlendirirken de son olma ihtimali bulunan bir namaz olarak değerlendiririz. Her namaz son namaz olma ihtimali taşır. Bu yüzden de son namaz olması muhtemel bir namaz nasıl kılınmalı ise öyle kılınmalıdır, diye düşünürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazın ağır gelebileceğini, işi ve zevkleri böldüğünü inkâr edemeyiz. Evet, namaz, Allah'ın yardım ettikleri dışındakilere pek ağır bir ibadettir. Ancak Allah yardım ederse kul, namazında muvaffak olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alt yapısıyla namaz&lt;br /&gt;Namaz öğretilirken 'on iki farzı' öne çıkarılarak öğretilir. Elhak namazın fıkhı itibarıyla on iki farz etrafında döner. Ancak namazı ilk kılan ve bize öğreten peygamberimizin hadislerinde namazla beraber, namaz gibi önemsenerek anlatılan, namazın cemaatle kılınması, namazda huşû gibi özellikler ihmal edildiğinde, namazın farzları açısından bir eksiklik meydana gelmemektedir. Ne var ki, namazla buluşan Müslüman'dan beklenenler açısından namaz yavan kalabilmektedir. Bunun için namazı, bir tür resmi şartları durumundaki farzlarının daha ötesinde bir derinlikte aramak durumundayız. Namazın cemaatle kılınmasına, mescitlerin ihya edilmesine, namazı ve huşuu birleştirmeye göstereceğimiz özen, bizim namaza nasıl baktığımızı ve namazdan ne elde edebileceğimizi gösterecektir. Bu seviye yakalanmadığında, kötülüklerden alıkoymayan bir namaz, kulluk zevkini yaşatmayan bir namazla baş başa kalabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazı konuşurken, hadisi şeriflerde önümüze konan hedefleri kendimize hedef tayin ederek yola çıkmamızda büyük yarar vardır. Mesela, namazı camide kılmayı değil namazı birinci safta kılmayı düşünmemiz gerekir. Çünkü hadisi şeriflerde birinci safın önemine vurgu yapılmakta ve ümmete birinci safta yarış tavsiye edilmektedir. Namazda birinci saf, ilke edinildiğinde, beraberinde namazı camide kılma rahatlığı gelecektir. Belki de namazı kaçırma gibi bir endişe uzak bir ihtimal olarak kalacaktır. Ama hedef birinci saf dışında bir hedef olursa o zaman namaz, son vakitlerine kadar ertelenebilmesinde sakınca olmayan bir ibadet seviyesine kadar inebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nureddin YILDIZ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-7307887458477822077?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/7307887458477822077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/bedel-cennet-olunca.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7307887458477822077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/7307887458477822077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/bedel-cennet-olunca.html' title='Bedel cennet olunca!..'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-789394108208707213</id><published>2009-06-13T13:06:00.002+03:00</published><updated>2009-06-13T13:07:54.717+03:00</updated><title type='text'>Cennet ucuz değil!</title><content type='html'>Peygamber Efendimiz (s.a.s.) evinde aylarca ekmek pişmediği olurdu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Aişe validemiz anlatıyor: "Babam bize geceleyin, kesilmiş bir davar bacağı gönderdi. Evimizde ışığımız yoktu. Karanlıkta ben tuttum,  Peygamber  Efendimiz (s.a.s.) de doğradı. Veya  Efendimiz (s.a.s.) tuttu ben doğradım. [Tabarani]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman olurdu ki,  Peygamber  Efendimiz'in (s.a.s.) hanımlarına ait hücrelerin hiç birinde, aylarca ne ışık yanar, ne de ateş yakılırdı. Zeytinyağını buldukları zaman, onu merhem yerine kullanır ve iç yağını bulurlarsa da onu yerlerdi. [Heysemi]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Hureyre şöyle anlatıyor: Allah Resulü'nün ailesine ait hiç bir evde ne ekmek ne de yemek pişirmek için ateş diye bir şey yakılmazdı. Bu hâl bazen bir ay, bazen da iki ay böyle devam ederdi. Dinleyenler: "Peki ne ile yaşıyorlardı, ey Ebu Hureyre?" diye sordular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Hureyre: "Hurma ve suyla geçinirlerdi. Bir de, Ensar'dan bir kaç komşuları vardı. Allah onları mükâfatlandırsın. Ara sıra  Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'e süt gönderirlerdi" dedi. [Heysemi]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Habbab bin Eret ateşe atılmıştı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Habbab bin Eret, Hz. Ömer'in yanına geldi. Hz. Ömer onu bir mindere oturttu ve: "Burada oturmaya yeryüzünde bu kişiden başka lâyık olan yoktur. Ancak bir tek kişi hariç" dedi. Habbab: "Ey müminlerin emiri! O kimdir?" diye sordu. Hz. Ömer "Bilal'dir" dedi. Bunun üzerine Habbab: "Hayır, Bilal bu yere oturmak hususunda benden daha lâyık değildir. Çünkü Bilal'i müşrikler arasında koruyanlar vardı. Beni ise hiç kimse korumamıştır. Bir gün beni yakaladılar. Benim için bir ateş yaktılar ve beni o ateşe attılar. Sonra bir kişi ayağını göğsüme dayadı" dedikten sonra sırtını açarak gösterdi. Derisi ateşten alacalaşmıştı. [İbn Sa'd]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mus'ab bin Umeyr gençlik, yüz ve saç güzelliği bakımından Mekke'nin en güzel genciydi. Anne ve babası onu çok severdi. Annesi zengindi, kudret sahibiydi. Ona elbiselerin en değerlisini ve en güzellerini giydiriyordu. Umeyr, Mekke ehlinin en güzel koku süreni idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadramut yapısı ayakkabı giyerdi. Hz. Peygamber onu yâd ederek: "Mekke'de Mus'ab bin Umeyr'den daha güzel saçlı birini, ondan daha güzel elbise giyenini ve nimetler içinde yüzenini görmedim!" diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mus'ab'ın kulağına  Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in Erkam'ın evinde İslâm'a davet ettiği haberi geldi. Efendimiz'in yanına girdi ve Müslüman oldu, peygamberi doğruladı. Fakat annesinden ve kavminden korktuğu için Müslümanlığını gizledi. Resûlullah'a gizlice gidip geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün Osman bin Talha, Mus'ab'ın namaz kıldığını gördü ve annesiyle kavmine gelerek bunu haber verdi. Onlar, Habeşistan'a yapılan birinci hicrete kadar onu hapsettiler. Sonra Müslümanlarla beraber Mus'ab da Habeşistan'dan Mekke'ye geldi. Durumu tamamen bozulmuştu. O eski zarafeti gitmişti. Annesi onun bu halini görünce onu kınamaktan vazgeçti. [İbn Sa'd]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Kaynak: M. Yusuf Kandehlevi, Hayatü's-Sahabe, Divan Yayınları]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halife Ömer, Abdullah'ın alnından öpüyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ömer bir orduyu Rum diyarına gönderdi. İçlerinde Abdullah bin Huzafe de vardı. Rumlara esir düştü. Krallarına götürdüler ve: "Bu adam Muhammed'in arkadaşlarındandır!" dediler. O Rum tabutu Hz. Abdullah'a: "Sen Hıristiyan olursan mülk ve saltanatıma seni ortak yapacağım" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdullah: "Eğer bütün mülkünü ve Arapların elinde bulunan bütün memleketleri bana bağışlasan karşılığında Hz. Muhammed'in dininden bir göz açıp kapayıncaya kadar ayrıl desen bunu yine yapmam" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları işittikten sonra kral, onun ağaca bağlanmasını emretti ve okçulara: "Ona okları isabet ettirmeyin ve her atışta ona Hıristiyanlığı teklif edin" dedi. Onlar da öyle yaptılar. Fakat Abdullah yine reddetti. Sonra kral emretti, onu indirdiler. Daha sonra bir kazana su koyup kaynattılar. Başka bir Müslüman esir getirip ona da Hıristiyan olması teklif edildi. O da reddetti. Bunun üzerine kaynamakta olan kazanın içine attılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kral, kazanın içine Abdullah'ın atılmasını emrettiğinde Abdullah ağladı. Bunun üzerine Kral'a: "Bu adam suya atılmaktan korktuğu için ağlıyor!" dediler. Kral onun geri getirilmesini emretti. Abdullah'a tekrar Hıristiyan olmasını teklif etti. Fakat o yine kabul etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni ağlatan nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kral: "O halde, kabul etmediğine göre, seni ağlatan nedir?" diye sordu. Abdullah: "Ben kendi kendime dedim ki, şimdi seni bu kazanın içine atarlar da biraz sonra ölüp gidersin. Hâlbuki ben cesedimdeki her kıl adedince canım olsun ve Allah için bu suya atılsın isterdim" dedi. Bunun üzerine kral ona: "Benim başımı öpmen karşılığında seni serbest bırakmama ne dersin?" diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdullah: "Beni ve bütün Müslüman esirleri serbest bırakırsan başını öperim" dedi. O da bu şartı kabul etti. Abdullah kalbinden: "Bu Allah'ın düşmanlarından birisidir" dedi ve başını öptü. Kendisi ile beraber bütün Müslüman esirleri bıraktırdı. Onları Hz. Ömer'in huzuruna getirdi ve hâdiseyi ona anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ömer: "Her Müslüman'a Abdullah bin Huzafe'nin başını öpmek görevdir" dedi ve "İşte ben başlıyorum" diyerek kalktı ve Abdullah'ın başını öptü. [Beyhaki]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resulullah, başkalarını nefsine tercih ederdi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Urve şöyle anlatıyor: Teyzem Aişe bana: "Yeğenim! And ediyorum ki, biz, iki ay bekliyorduk yine de Resûlullah'ın hanelerinde ateş yanmıyordu!" "Teyzeciğim, o halde siz nasıl yaşıyordunuz?" diye sordum. Bana: "Hurma ve suyla. Ayrıca  Peygamber  Efendimiz (s.a.s.)'in Ensar'dan komşuları vardı. Onların sağmalları vardı. Onlar Resûlullah'a hayvanların sütlerinden gönderirler, biz de o sütü içerdik" dedi. [Buhari]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Aişe şöyle diyor: Resûlullah Medine'ye geldiği günden itibaren arka arkaya üç gün buğday ekmeğini doyasıya yememiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Aişe validemiz bir başka rivayette şöyle demiştir: Resûlullah hiç bir zaman doyasıya yemedi. İsteseydik yiyebilirdik. Fakat Resûlullah, başkalarını nefsine tercih ederdi. [Beyhaki]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zübeyr'in vücudu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zübeyr bin Avvam on sekiz yaşında Müslüman olup hicret etti. Zübeyir Müslüman olunca, Zübeyr'in amcası onu bir hasıra sarıyor, sonra onun üzerine ateş yakarak kendisine duman ile işkence ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona: "Dinine dön" diyordu. O da: "Ebediyyen kâfir olmam" diyordu. [Tabarani]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musullu bir ihtiyar şöyle anlatıyor: Ben Zübeyr bin Avvam'la bazı seferlerde yolculuk yaptım. O ıssız bir yerde cünüb oldu. Bana: "Örtü yap da ben yıkanayım!" dedi. Ben de ona örtü yaptım. Bir ara bedenine baktım. Azalarında çok kılıç izleri vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisine: "Allah'a yemin ederim ki, kimsede bu kadar çok kılıç yarası görmedim" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O da bana: "Gördün mü?" dedi. "Evet" dedim. Bana: "Allah'a hamdolsun ki, bunların hepsi  Peygamber Efendimiz (s.a.s.)  ile beraber savaşırken oldu" dedi. [Tabarani]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zübeyr'i görenler, onun göğsünde su oyuklarını hatırlatan birçok ok ve kılıç izlerinin bulunduğunu söylerdi. [Ebu Nuaym] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;itibarhaber.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2073690142437008572-789394108208707213?l=manevihane.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manevihane.blogspot.com/feeds/789394108208707213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/cennet-ucuz-degil.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/789394108208707213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2073690142437008572/posts/default/789394108208707213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manevihane.blogspot.com/2009/06/cennet-ucuz-degil.html' title='Cennet ucuz değil!'/><author><name>Turgay YILMAZ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02848358630730255813</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_CKmpolKhzDE/SgPZ7Kv4EkI/AAAAAAAAAFQ/dZfqbJeCqc4/S220/VAV.bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2073690142437008572.post-8879886120822143947</id><published>2009-06-11T15:37:00.001+03:00</published><updated>2009-06-11T15:38:28.914+03:00</updated><title type='text'>Dini eve hapsetmek laiklik olamaz</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.milligazete.com.tr/dosyalar/haberler/2009/06/11/129044/dini-eve-hapsetmek-laiklik-olamaz-medium-0.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 254px; height: 171px;" src="http://www.milligazete.com.tr/dosyalar/haberler/2009/06/11/129044/dini-eve-hapsetmek-laiklik-olamaz-medium-0.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;New York'ta devam eden "Müslümanların Sanat ve Fikir Sesi" festivali çerçevesinde düzenlenen konferansa katılan bilim ve din adamları Avrupa Birliği üyesi ülkelerin çocuklara İslam dinini öğretmesi gerektiğini vurguladı. Amerikalı yazar ve CviWorld at Demos adlı NGO'nun başkanı olan Benjamin Barber konuşmasında, "Dini yalnızca insanların özel hayatına hapsetmekle laiklik olmaz" dedi.&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların inançlarına toplumsal yaşamda saygının şart olduğunun altını çizen Jelloun, karikatür krizinin bir inancın kutsalına hakaret etmesi nedeniyle bunun "basın özgürlüğü" ya da "düşünce özgürlüğü" ile savunulamayacağını ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;New York'ta iki hafta ile sürecek olan "Müslümanların Sanat ve Fikir Sesi" festivali çerçevesinde düzenlenen konferansa katılan bilim ve din adamları Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin çocuklara İslam dinini öğretmesi gerektiği vurgulandı. Amerikalı yazar ve CviWorld at Demos adlı NGO'nun başkanı olan Benjamin Barber konuşmasında, "Dini yalnızca insanların özel hayatına hapsetmekle laiklik olmaz." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere, Fransa ve Amerika orijinli bilim ve din adamları Avrupa'da yaşayan 25 milyon civarındaki Müslüman kesimin yaşadıkları ülkeye entegre olabilmeleri için dini kimliklerini elde etmede ve bunu yaşamada var olan sıkıntılarının giderilmesi gerektiğini ifade ettiler. New York Halk Kütüphanesi'nde dün akşam yapılan konferansa 300 dolayında insan katıldı. PBS dergisinden David Brancaccio'nun moderatörlüğünü yaptığı konferansa İngiltere'den İmam Abdülcelil Sacid, Fransa'dan Tahar Ben Jelloun ile Amerikalı Benjamin Barber katıldı. Avrupa'dan Geot
